Yirmi İki Dakika…
Temmuz12
dur
neyse git hadi
git de uyu
tatlı rüyalar gör sonra
güne güzel başla uyanınca
melekler kaldırsın seni
bir kırmızı gül olsun baş ucunda
bir de kuşlar söylesin, sen dinle
en çok sevdiğin şarkıyı
aylak adam
Oysa içimden gelenler düşmüştü dilime sadece. Kalbimle dilim bir olmuş senin için dile gelmişlerdi. Sırf senin için kalbim saf sevgisini vermişti, sözcükler dökülmüştü dilimden. O kadar saf ve o kadar temizdi ki kimse inanmadı bana. Sen inanmadın.
Zaten sen inanmayınca kimseyi görmedi gözlerim. O kadar kirlimiydi dünya?
Kimseler kirletmesin diye saklamıştım seni kendime oysa. Kimseler bilmiyordu seni. Ama sen vardın ya bilen, iki kişinin bildiği sır değildi ya, kirlendi sevgi. Beyazdı ya çabuk kirlenirdi. Kirlendi işte, dayanamadı daha fazla. Geceler daha bir karanlık oldu sonra, siyahlar daha bir siyah. Ama herşeye rağmen güzeldi hayat. Sen vardın ya, yaşıyordun ya, gülümsüyordun ya sevdiğin insanlara. Benim gözlerim senin yüzüne hasret kalsa da sen bakıyordun ya o gözlerinle dünyaya. İşte, güzeldi hala hayat sırf sen varsın diye.
Ay çok güzel bu gece, geceler biraz daha aydınlık sanki seninle. Ağaçların arasından gülümsüyor bize. Bir ben bir de bendeki sen varız bu gece. Huzurluyum seninle. Ağacın altında uzanmış yıldızları izliyoruz, gökte ay ondördünde, mutluyuz birlikte. Sonra ben kaldım birden. Ben kalmadım da, sen gittin belki de. Tatlı rüyalar dilemiştim en son. Gittin birden, bir ben kaldım ağacın altında. Ihlamur değildi de neydi? İğdeydi, evet iğdeydi. Çocukluğumdaki kadar güzel kokmadı bu sefer. İğdenin suçu yoktu, o aynıydı da, sen yoktun. Kokusuyla varlığını hissettiren iğde ağacı sen olmayınca kokmuyordu işte. Sen olmayınca dönmezdi aslında dünya ama bu sefer daha hızlı dönüyordu nedense, anlamadım. Sonra sabah uyandığımda ne iğde ağacı vardı, ne de sen vardın yanımda. Kimse yoktu. Ya da aslında kimse olmamış mıydı yanımda?
Olmamıştı, olmadı. Ne kuşlar kaldı şarkı söyleyen, ne kırmızı güller açtı başucuna koyacağım. Kimse kalmadı. Yoktu. Bir sen vardın. Sevmediğin sarı güller bırakıp gitmiştin bana. Dikenleri battı ellerime. Kanlar aktı ellerimden. Sonra kırmızı oldu güller kanımla. Sen severdin kırmızı gülleri, onlar da dayanamadılar sarı kalmaya.
Kurudular sonra, çok sonra. Sen gelmedin. Ne iğde ağaçları koktu, ne güneş doğdu hayata. Ben huzursuz, kuşlar sessiz, güller renksiz kaldı…Bir şarkı düştü dilime: “Ben aslında öyle bir şarkı yazmak isterdim ki, içinde sen ben ve sevmek yalnızca…” Yalnızlığımı sana emanet edip gittim…Döndüm sonra, belki de gelmişsindir diye. 4 dakikayla bir ömrü kaçırmanın acısını düşündükçe dayanamadım, geri döndüm.
Sonra sen geldin. Ve sırf sen varsın diye dönüyor hala dünya. Peki bunca üzüntü niyeydi? Niye gidlir de belki de, sonradan gelinirdi? Hiç sormadım sana. Sorsam neyi değiştirirdi ki? Sen vardın ya, dönüyordu işte dünya…
Bugün kırmızı güller aldım sana…
Zaten sen inanmayınca kimseyi görmedi gözlerim. O kadar kirlimiydi dünya?
Kimseler kirletmesin diye saklamıştım seni kendime oysa. Kimseler bilmiyordu seni. Ama sen vardın ya bilen, iki kişinin bildiği sır değildi ya, kirlendi sevgi. Beyazdı ya çabuk kirlenirdi. Kirlendi işte, dayanamadı daha fazla. Geceler daha bir karanlık oldu sonra, siyahlar daha bir siyah. Ama herşeye rağmen güzeldi hayat. Sen vardın ya, yaşıyordun ya, gülümsüyordun ya sevdiğin insanlara. Benim gözlerim senin yüzüne hasret kalsa da sen bakıyordun ya o gözlerinle dünyaya. İşte, güzeldi hala hayat sırf sen varsın diye.
Ay çok güzel bu gece, geceler biraz daha aydınlık sanki seninle. Ağaçların arasından gülümsüyor bize. Bir ben bir de bendeki sen varız bu gece. Huzurluyum seninle. Ağacın altında uzanmış yıldızları izliyoruz, gökte ay ondördünde, mutluyuz birlikte. Sonra ben kaldım birden. Ben kalmadım da, sen gittin belki de. Tatlı rüyalar dilemiştim en son. Gittin birden, bir ben kaldım ağacın altında. Ihlamur değildi de neydi? İğdeydi, evet iğdeydi. Çocukluğumdaki kadar güzel kokmadı bu sefer. İğdenin suçu yoktu, o aynıydı da, sen yoktun. Kokusuyla varlığını hissettiren iğde ağacı sen olmayınca kokmuyordu işte. Sen olmayınca dönmezdi aslında dünya ama bu sefer daha hızlı dönüyordu nedense, anlamadım. Sonra sabah uyandığımda ne iğde ağacı vardı, ne de sen vardın yanımda. Kimse yoktu. Ya da aslında kimse olmamış mıydı yanımda?
Olmamıştı, olmadı. Ne kuşlar kaldı şarkı söyleyen, ne kırmızı güller açtı başucuna koyacağım. Kimse kalmadı. Yoktu. Bir sen vardın. Sevmediğin sarı güller bırakıp gitmiştin bana. Dikenleri battı ellerime. Kanlar aktı ellerimden. Sonra kırmızı oldu güller kanımla. Sen severdin kırmızı gülleri, onlar da dayanamadılar sarı kalmaya.
Kurudular sonra, çok sonra. Sen gelmedin. Ne iğde ağaçları koktu, ne güneş doğdu hayata. Ben huzursuz, kuşlar sessiz, güller renksiz kaldı…Bir şarkı düştü dilime: “Ben aslında öyle bir şarkı yazmak isterdim ki, içinde sen ben ve sevmek yalnızca…” Yalnızlığımı sana emanet edip gittim…Döndüm sonra, belki de gelmişsindir diye. 4 dakikayla bir ömrü kaçırmanın acısını düşündükçe dayanamadım, geri döndüm.
Sonra sen geldin. Ve sırf sen varsın diye dönüyor hala dünya. Peki bunca üzüntü niyeydi? Niye gidlir de belki de, sonradan gelinirdi? Hiç sormadım sana. Sorsam neyi değiştirirdi ki? Sen vardın ya, dönüyordu işte dünya…
Bugün kırmızı güller aldım sana…
Bu yazı sana ithaf edilmiştir…

ne renk acarsa acsin / aslinda butun guller kirmizi acar
kim o deme boşuna
benim ben..
oyle bir ben ki gelen kapına
baştan başa sen…
özdemir asaf
tebrik ediyorum. yazınız berrak bir suyun gölgesi.
yalnız şunu söylemeden geçemicem.
bazen sevgiyi varken yok olanların içindemi arıyoruz acaba?
teşekkür ederim :)
varken yok olanlar için sevgiy harcamak hepimizin yaptığı.
ama bu yokken bile var olabilenleri arama çabasında verilen fedakârlıktan başka birşey değil.
ithaf için ne kadar teşekkür etsem az :D