Yakamoz…

image-436x300

“Yakamoz dediğin Ay’ın isiginin yansıması değildir aslında” dedi balıkçı. “…balıktır, denizin ateş böceğidir, yol gösterir bize gecenin karanlığında.”

Deniz ve dolunay yakamozlarla daha da güzel oluyor, dalgaların sesi kıyıdan kulaklarımıza en güzel müziklerden daha güzel geliyor. Bu “huzur” diye tabir edilen şey ne zaman beni yakalasa, çocukluğuma götürür. Kim söylemişti hatırlamıyorum, bu benim hayatimin en güzel zamanlarının çocukluğumda geçtiği anlamına geliyormuş.

Huzur sımsıkı sarılınca benliğime, çocukken etrafında oynadığımız deniz feneri geldi aklıma. O da kasabaya uğrayan her gemiye yol gösterirdi. Her aksam vakti günün en güzel anini yakalamak için gizli patika yolumuzdan koşturup yanışını izlerdik.

Yaşadığımız yıllar, koşturduğumuz yollardan daha çok yıprattı, köreltti bizi diye geçirdim sonra aklımdan. Öyle ki kâğıttan gemilerimizi hayal denizimizde yüzdürdüğümüz günler, su yakamozlu geceden daha gerçek, daha canlı, daha güzel hala bende. Zamanla dünyanın gözünün önüne çektiği perdeler flu lastiriyor güzel zamanları. Çocukken gördüklerin sıradanlaşıyor, perde perde ustune çekiliyor. Küçük dünyandan hayran hayran bakıp üzerinde küçük prensler yasattığın dolunay, büyüyünce yakamozsuz, denizsiz sadece silik bir gölge yaratıyor karanlık şehrin sokak lambaları arasında. Basıp geçiyorsun. Başını kaldırıp bakmıyorsun, baksan görmüyorsun.

Oysa dolunay hep orda, denizse hep burada. Kıyıdaki deniz feneri ışığıyla yol gösteriyor hala. Gel gör ki çocukluğumuzun yağmur birikintisinden denizleri, arabalar yüzünden üstümüzü ıslatıyor büyüdükçe ve o denizlerde yüzdürdüğümüz kâğıttan gemiler kadar bile sağlam değil artık dünyalarımız. Küçük sayılarla yapılan dört işlemlerin sonuçları pesinde koşuyor kalplerimiz ve kâğıtlara basili rakamlar belirliyor hayallerimizin sinirini.

Hala yüzüyor mudur dersin denize bıraktığımız gemilerimiz? Yoksa onların da yelkenleri delik deşik olmuş mudur bizim dünyalarımız gibi?

Leave a Reply