Ufuk…
İnsan amacını –ne pahasına olursa olsun kendini adayarak, azim ve özveriyle gerçekleştirmek istediği amacını- bir kez saptadı mı artık onun boyunduruğu altına girmiş demektir; hayatın kendisi bu amacın boyunduruğu altındadır artık. Böylece, başka, bambaşka şeyler yapabilme olasılığına da sırt çevirmiş oluruz.
Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü, S.192

Yeğenimle yürürken, omzumda taşımayı teklif ettim ona. Önce biraz nazlansa da sonra kabul etti. Nazlanmasının sebebi de belli aslında ‘ben büyüdüm artık’ diyor bağıra çağıra. Ben omzuma alınca onu, ilk tepki farklı oldu:
-Burası çok yüksek dayı, benim dünyam daha küçük.
-Uzaktaki dağı görüyor musunuz? O dağdaki ufuktan ötesi olmalı ufkunuz.
Yıllarca unutmadım bu sözü. Yeğenimin bu çığlığı beynimde yankılanıp o basit, basit olduğu kadar anlamlı sözleri anımsattı. Gülümsedim.
Şimdi düşününce hocamın o sözünün hayatımın her anına girdiğini anlıyorum. Belki de hocamın o sözü sayesinde buralardayım. Aylak biri olsam da ufkumu hiç küçültmedim onun sayesinde. Birgün ilerideki ufuktan çok, geride bıraktıklarıma baktığım an, biliyorum, orada öleceğim.
"Bir insan öğrenmeyi unuttuğunda ölmüştür, öğrenmeyi bıraktığında artık yaşamıyordur." (Anonim)
Bir süredir oturmuş deniz kıyısında denizin bütün güzelliklerini seyretmekteydim. Denize bıraktığım ruhum tertemiz çıkıp gelecekti ya hani. Beklerken herşey güzeldi; güneşin batışı, doğuşu, dalgaların sesi, balıkların sıçrayışları… Oturup denizi seyrederken öyle bir an geldi ki güneşin feri sönüp bulutların arasında yok olup giderken, martılar attığım simitleri beğenmeyip yemezken durgun bir denizi seyrettiğimi hissettim. Sonbahar gelmişti de sararan yapraklar düşmemekte ısrar etmekteydi. Bir yaprak düşse, hayat öyle hızlı akıp gidecekti ki bunu bilen ağaçlar silkinmekte naz yapmaktaydı sanki. Birden öyle bir an geldi, rüzgâr esti denizden, yüzüme çarptı, maviyi severdim, hatırladım, bir de seyretmeye devam ettiğim sürece ufkumun bu denizin öbür ucu olacağını, beklemedim. Denize baktım. Düşündüm. Attım kendimi.
Ya yüzüp ufkumun ötesine geçeceğim, ya da boğulacağım bu denizde.
Hayırlı olsun hepimize…

İmdat kule düşüyorum derdi bizim veletler :)
Yorum yazarken iki kere elektrik gitti geldi konsantrem bozuldu. :(
Boğulmak mı?Hayır, ufkun ötesine geçmek tek seçeneiğmiz olmalı.Yoksa passive’in dediği gibi anonim olcaz hepimiz.Oysa herkes orjinal, orjinalliğin hakkını vermek için,haydi ufuk ötesine herkes…
Öğretmenler herseyi bilir :), üf ya kıskandım su tarih hocasını, oğrencilerimin kulaklarına onlara ışık olabilecek kaç cümleyi miras bırakabildim acaba?
hayırlısı olsun.
Ceheneme Övgü’yü okuduğum günleri hatırladım. Hayat eğlence demekti o sıralar bana.
Şimdiki gözlükleirm başka. Ufkum daha geniş ama hala oyun olduğu günlerin tadını arıyorum. Ben de denize atlamaktan yanayım. Ufuk yolunda yapılmışlığı sonucun dramatikliğini yüceliğe dönderiyor gözümde.
İstanbul’a geri dönsem ben de keşke. Orada zihin açıcı, kalp açısı bir hava var. Ufkun deirnliğine, büyüklüğüne de etkisi olur umarım.
Ufukların ötesine ancak hayallerle geçebiliyoruz. Çünkü Biz de o zavallı martı gibi uçamıyoruz ya da çok azımız öğrenebiliyoruz.
Kendini suya bırakabilmek büyük bir cesaret …
Ama çağrıştırdığı o özgürlüğün , seyrederken verdiği huzurun tersine ya kocaman bir hapishaneyse deniz???
bende aynı şeyi yapar atlardım denize boğulmak da olsa sonunda..çünkü ben keşke demek istemezdim.
hayallerinin peşinden geliyorsun ya istanbula,hayat senin için hep guzel ve mutlu olsun.hayırlısı olsun…
boğulsak da bir ufuk olmuyor mu ve bir mavilik o ufukta.. çünkü geride kalanlar neler neler öğretti.. düşsen de uzat elini..
çok istedim bir de burada dinleyeyim şarkıyı, açılmadı bir türlü :( ne çok istemiştim oysaki dalgalar bir şeyler desin..
bir tercih yaptık ve sanırım sizler de biraz çekingen de olsa destekliyorsunuz. Anlaşılan o ki kimsenin denizden korktuğu yok, inşallah ne utanırım, ne de utandırırım.
‘aylak adam’ olduğuna emin misin?
kim bilebilir aşkı, aşktan ölene kadar, tırtıl?
Ya sen sımdı ıstanbul’a mı geldın?E nıye sustun kı ya…Yenı yazılar okumak ıstıyorum ben…
ama tırtıl değil ki, pır pır tırtıl.evet, pır pır tırtıl !
:)
pır pır tırtıl, sen boşver de pır pır kısmını bence önce “internet sitesi” kısmını doğru yazmaya dikkat et. ikidir düzeltiyorum adresini :) ben pır pır da diyebilirim, küçük detaylar bunlar ama illaki pır pır tırtıl olacka dersen kırmayız seni.
küçük bir mesele için ne kdar uzattım sözü. yazamıyorum ya uzun zamandır ondan bütün bunlar. çok yorgunum, meşgulüm ve artık yazmak istiyorum.
özür diliyoruz (hepsi klavyenin suçu).sayfayı bir dahaki açışımızda o yazmak istediğiniz yazıyı yazmış olmanız ümidi ile…
çok alıngan çıktın, pır pır tırtıl :) özür dilenecek birşey yok ki ortada, harcama böyle özürlerini boşuna….
“Bir insan öğrenmeyi unuttuğunda ölmüştür, öğrenmeyi bıraktığında artık yaşamıyordur.
Harikaymış bu söz..
senin sayende unuttuğum bir yazıyı okudum tekrar, o günlere döndüm. şimdi o denizdeyim hala ve boğuluyor muyum yüzüyor muyum pek de emin değilim. belki başka bir denize atlama vaktidir artık. Kim bilir?