Tesadüf…
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
Aşk mıydı,değil miydi?
Bunu o günler kim bilebilirdi?
“Eylül’de aynı yerde ve
aynı insan olmamı isteyen” notunu buldum kapımda.
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın,
Ve saat 16.04′tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran
Zaman’ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığınıYalnız Bir Opera, Murathan Mungan

Senin geleceğin yoldan sana geliyorum. Kalabalıklar içinde ilerlerken aklımda gideceğim yerden çok seni görebilme ihtimaliminin hayali var. Usul usul insanlar yanımdan geçiyor. Her geçen insanın yüzüne bakıyorum. Baktığım yüz sen değilsen hiç mi hiç görmüyorum aslında. Saatim gece yarısına çok kalmadığını söylüyor. Adımlarım yavaş. Sırf seninle kesişen yollarımda seni görebilmek seninle tesadüfen karşılaşmışız gibi yapıp seninle iki çift laf edebilmek için yavaşça atıyorum her bir adımı. İnsanlar omuzlarını birilerine çarpıp karşısındakinin yüzünü bile göremeden özür dilerken ben senin yüzünü arıyorum. Hafif bir rüzgar var havada. Baharın hiç yaşanmadığı bir zamanda yazın “geldim” haykırışları sıcak ve yüzümün kıvrımlarında oluşan bir iki damla terle gösteriyor kendini. Ben seni düşünüyorum.
Belki birazdan karşılacağız seninle. Ben önce şaşırmış gibi yapacağım ve sonra ayaküstü bir sohbete başlayacağız. Nasıl olduğunu, neler yaptığını soracağım ve senin sözlerinin dalgası kulaklarımdan beynimin kıvrımlarına ulaşırken, ben senin gözlerinde boğuluyor olacağım. Öyle derin bakacağım ki sana, sen bile uyandıramayacaksın o rüyadan beni. O kocaman ve bir o kadar da masum gözlerinde boğulurken ben, sen muhtemelen bana sorular soracaksın ve ben hissettiğim en saf hisle cevap vereceğim gözlerinin esaretinde, hipnozların en iyisine uğramış gibi. Anlamayacaksın hiç ne olup bittiğini. Ben seninle uzak diyarlara gitmiş, gecenin en güzel ve en derin dakikalarını yaşamış olacağım ama sen sadece bir gülümseyen yüzle yaşayacaksın o anları. Zaman hızla akacak. O kısa zaman bütün günümü doldururken ayrılık anı gelecek ve o anları saniyelerin uzamasını istediğim bir sarılmayla noktalayacağız seninle.
Sen benim geldiğim yolda, ben de senin geldiğin yolda ruhumu geride bırakmış olarak ilerlerken geri dönmeyi isteyeceğim için için, yüzünü bir daha görebilmek için. İstemesem de, dönme isteği sen uzaklaştıkça gerçekliğini yitirecek ve ben seni tekrar görebilmek için kafamda binlerce bahane uyduracağım omzumu yanımdan geçenlere vururken. Kaba saba bir adam olduğumu düşünecekler bana arkadan bakıp çünkü hiçkimse benim seninle olan rüyalarımı görmeyecek.
Belki de bütün bunların hiçbiri olmayacak. Kim bilebilir ki! Metroya giden merdivenlerden yavaş adımlarla iniyorum şimdi. Yürüyen merdivenlerde yanımda hızla geçen insanlara yol veriyorum. Koridorlardan zaman zaman gelen insan seline takılıyor gözlerim. Sen yoksun henüz. Belki de buradan bile gelmeyeceksin. Belki ben senin buradan gelebilme ihtimaline takılıp kaldım bir öğrencinin bir derse hep takılması gibi. Bilmiyorum. Ufukta son köşe görünürken daha da yavaşlıyorum. Adımlarım duracak kadar yavaşlamaya başlıyor. Dönecekken bekliyorum biraz, olabildiğince ağırdan alıyorum zamanı. İnsanlar yüzüme bakıp niye beklediğimi sorguluyor. Belki rahatsızlandığımı düşünüyorlar, belki de anlam veremeyip geçip gidiyorlar yanımdan. Bense çevremden ayrı bir dünyada yaşıyorum.
Yoksun.
Metroda bekleyen yalnız insanlar görüyorum. Hepsi kendi dünyalarında bambaşka yerlere gitmiş, buradan bakınca, inan bana, bekledikleri metro değil de hayalleriymiş gibi geliyor insana. Keşke yanımda olup görseydin mesela şu köşede oturmuş elleri çenesinde karşıdaki duvara bakan uzun sarı saçlı kızı. Aradığı, uzaktaymış gibi baktığı duvardaki İstanbul gravürleri değil elbette. Belki de o yerlerde geçirdiği zamanları düşünüyor. Kim bilir.
Bense yol boyunca kurduğum hayellerdeki rollerinle seni düşünüyorum. Sana söylettiğim replikleri düşünüp acabalı sorular soruyorum kendime. Yanımdan biri geçti şimdi. Yüzüme bakarken garip bir dudak büküşü vardı. Kim bilir ne düşündü. Çok da önemli değil boşver.
Karanlıkların içinde gelen metroya bineceğim birazdan. Zaman hızla akarken hala karşıdan gelen metrodan senin inebilme ihtimalini bekliyorum. Gelmiyor kimse.
Belki birazdan karşılacağız seninle. Ben önce şaşırmış gibi yapacağım ve sonra ayaküstü bir sohbete başlayacağız. Nasıl olduğunu, neler yaptığını soracağım ve senin sözlerinin dalgası kulaklarımdan beynimin kıvrımlarına ulaşırken, ben senin gözlerinde boğuluyor olacağım. Öyle derin bakacağım ki sana, sen bile uyandıramayacaksın o rüyadan beni. O kocaman ve bir o kadar da masum gözlerinde boğulurken ben, sen muhtemelen bana sorular soracaksın ve ben hissettiğim en saf hisle cevap vereceğim gözlerinin esaretinde, hipnozların en iyisine uğramış gibi. Anlamayacaksın hiç ne olup bittiğini. Ben seninle uzak diyarlara gitmiş, gecenin en güzel ve en derin dakikalarını yaşamış olacağım ama sen sadece bir gülümseyen yüzle yaşayacaksın o anları. Zaman hızla akacak. O kısa zaman bütün günümü doldururken ayrılık anı gelecek ve o anları saniyelerin uzamasını istediğim bir sarılmayla noktalayacağız seninle.
Sen benim geldiğim yolda, ben de senin geldiğin yolda ruhumu geride bırakmış olarak ilerlerken geri dönmeyi isteyeceğim için için, yüzünü bir daha görebilmek için. İstemesem de, dönme isteği sen uzaklaştıkça gerçekliğini yitirecek ve ben seni tekrar görebilmek için kafamda binlerce bahane uyduracağım omzumu yanımdan geçenlere vururken. Kaba saba bir adam olduğumu düşünecekler bana arkadan bakıp çünkü hiçkimse benim seninle olan rüyalarımı görmeyecek.
Belki de bütün bunların hiçbiri olmayacak. Kim bilebilir ki! Metroya giden merdivenlerden yavaş adımlarla iniyorum şimdi. Yürüyen merdivenlerde yanımda hızla geçen insanlara yol veriyorum. Koridorlardan zaman zaman gelen insan seline takılıyor gözlerim. Sen yoksun henüz. Belki de buradan bile gelmeyeceksin. Belki ben senin buradan gelebilme ihtimaline takılıp kaldım bir öğrencinin bir derse hep takılması gibi. Bilmiyorum. Ufukta son köşe görünürken daha da yavaşlıyorum. Adımlarım duracak kadar yavaşlamaya başlıyor. Dönecekken bekliyorum biraz, olabildiğince ağırdan alıyorum zamanı. İnsanlar yüzüme bakıp niye beklediğimi sorguluyor. Belki rahatsızlandığımı düşünüyorlar, belki de anlam veremeyip geçip gidiyorlar yanımdan. Bense çevremden ayrı bir dünyada yaşıyorum.
Yoksun.
Metroda bekleyen yalnız insanlar görüyorum. Hepsi kendi dünyalarında bambaşka yerlere gitmiş, buradan bakınca, inan bana, bekledikleri metro değil de hayalleriymiş gibi geliyor insana. Keşke yanımda olup görseydin mesela şu köşede oturmuş elleri çenesinde karşıdaki duvara bakan uzun sarı saçlı kızı. Aradığı, uzaktaymış gibi baktığı duvardaki İstanbul gravürleri değil elbette. Belki de o yerlerde geçirdiği zamanları düşünüyor. Kim bilir.
Bense yol boyunca kurduğum hayellerdeki rollerinle seni düşünüyorum. Sana söylettiğim replikleri düşünüp acabalı sorular soruyorum kendime. Yanımdan biri geçti şimdi. Yüzüme bakarken garip bir dudak büküşü vardı. Kim bilir ne düşündü. Çok da önemli değil boşver.
Karanlıkların içinde gelen metroya bineceğim birazdan. Zaman hızla akarken hala karşıdan gelen metrodan senin inebilme ihtimalini bekliyorum. Gelmiyor kimse.



Haziran 4th, 2007 at 12:19
çok güzel bir yazı derinlemesine insanın bütün iliklerine işleyen ve düşündüren sözler….
aşk böyle bir şey işte…..
Haziran 4th, 2007 at 22:47
asik oldugunun bilincinde ve bununla barisik olan insan yaptiklarinin sebebini de biliyor, onlara anlam da veriyor. ozenilesi seyler; hem takdir ettim.
Haziran 6th, 2007 at 08:20
teşekkür ederiz efendim :) insanın iliklerine işlemekle ve bilinçli olmakla birlikte emin olamadığım bir durum olması bir süredir canımı sıkmakta…
Haziran 6th, 2007 at 10:20
daha önce de söyledim, sorgulama :)
emin olacaksan olursun zaten.. hangi emin olduğun konuda düşünerek emin oldun ki? ya eminsindir ya da değilsindir.. zamanla herşey daha da belirginleşir.. ;)
Haziran 6th, 2007 at 10:37
bu arada: “ufukta son köşe görünürken daha da yavaşlıyorum. olabildiğince ağırdan alıyorum zamanı..” eğer durum bu cümleleri kurduruyor & yaşatıyorsa fazla da sorgulamaya gerek olmadığının ispatıdır bu cümleler.. :)
Haziran 7th, 2007 at 08:09
ben de zamana bırakmaktan yanayım. “aşk” kelimesini kullandığım için bir “sanırım” sözünü ekledim önüne. sonuçta aşk denilen his artık herkesin her duygu için kullandığı bir kelime olsa da ve tek gecelik “aşklar” bile postmodern dünyamıza girdiyse de ben yine de böyle bir duygu için öyle alalade cümleler kuramam. Bir de haklısın zamana bırakmak konusunda. ben de öyle yaptım :)
Haziran 12th, 2007 at 14:28
Hepimiz aynı mı yaşıyoruz bazı duyguları?Yazı benim de iliklerime işledi :)
Ama ben mutlu aşklar okumak isityorum,beklendiğinde gelen sevgililerin olduğu aşkların anlatıldığı yazılar okumak…
Mutlu aşkları olsun herkesin (Üf boşuna dua ettim, aşkın özünde saklı hüzün)
Haziran 14th, 2007 at 14:43
zor işler bunlar :/
Haziran 14th, 2007 at 19:21
zaten bana uğramamış, geçiyormuş.
Temmuz 14th, 2007 at 21:56
[...] sorguluyorum şimdi de. Hiçbir amacım olmadan neden seninle bu gece gittiğin yere gitmediğimi, tesadüflerde aradığım seni (B.) bulmuşken neden hep aylak (C.) halimden kopamadığımı sorguluyorum. O [...]
Temmuz 23rd, 2007 at 01:53
canım sıkılıyordu oturdğm bu kentte artık dar gelıyordu bu duvarlar ve belirsizce ilerliordum internet denen buluşta yada devasa yaratıkta ama iyi ki TESADF olarak buldum bu siteyi okudum yazıları şiirleri ve baktım kı yanlız değiliz hayatta herkes ortak yaşıyor paylasılan oksjen gibi duygular da paylaşılıyor
sevda karşılıklı mı olmalı yoksa sevmek mi onemlı olan yada sevilmekmi bence bu yazı bunu sorguluyor
Eylül 23rd, 2007 at 11:36
bir gizem yaratıyorsun yazdıklarınla…
seni görmüş sana dokunmuş olsamda yinede bir gizem var sende..
sanki hep aradığım özlediğimmişsin gibi…
Mayıs 8th, 2008 at 13:15
bilmezdim ben aşkın bu kadar derin duygular içerdiğini taki bu yazılan ları okuduğum zaman okumam bile tesadüf oldu..
aşkın tesadüfüne şimdi inanıyorum