Saçmalamalar…(8)
Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz.
Andre Gide

Bir süredir yazmıyorum, biliyorum. Yazmak istemediğimden değil de daha çok yazacak birşeyler bulamamamdan. Belki de sıkılmışımdır. Ondandır, ondan. Zaten hala kendime kaliteli zaman ayıramadığımı düşünüyorum. Bu konuda değişen birşey yok anlayacağınız gibi.
En son saçmaladığımdan bu yana hayatımda değişen birçok şey olmuş diğer taraftan ama hiçbiri beni asıl hedefe -artık o herneyse- ulaştırmış değil, çünkü hala bir yanımı eksik hissediyorum. Taşındık mesela, artık daha mutlu olduğum bir evde yaşamaktayım. Ufak tefek birkaç detay kaldı o kadar. Zaten çok da önemli değil benim için detaylar, önemli olan durumun geneli. Yeni bir evdeyim nihayetinde.
Aktivite olarak arkadaşlarla tenis dersi almaya karar verdik. Üniversite son sınıftayken almıştım ama aradan biraz zaman geçtiğinde unutuluyor böyle şeyler. Hoş, unutmadıysam da oynamış olurum tekrar. Yoksa oynamak için kendime bir bahane bulmakta zorlanıyorum. Yeni bir spor aktivitesi nihayetinde.
Hayatıma anlam katacak günlük aktiviteyi hala bulabilmiş değilim. Sizlerden de bir öneri gelmedi zaten (çok zayıf kaldınız bu konuda, çok…) Spor konusunda işler el verdiği sürece kararlı bir şekilde ilerliyorum. Haftada 3 gün olmasa da 2 gün gitmeye dikkat ediyorum. Bu spor bir yere kadar kurtarıyor hayatımı, günlük ve uzun vadedeki hayatımla ilgili daha iyi plan yapmalıyım. Ani değişiklikleri ve Türkçemize yeni kazandırdığımız tabiriyle "spontane" yaşam tarzını sevenlerdenim ama aklıma birşey gelmeyince de kalakalıyorum. Olsun, ben henüz pes etmedim. Daha önceden oldukça ilerlediğim Almancaya tekrar başlamak niyetindeyim. Asosyal de olsa yeni bir aktivite nihayetinde.
Kendi hayatımla ilgili kararlar veremiyor, hatta kafamın karmaşasını aşamıyorken diğer taraftan ülkemin durumunu kontrol ediyorum. İktidar partisine kapatma davası açmış akıllının biri. Dediğine göre, elden giden laiklik böylece kurtulacak ve iyi niyetine istinaden böylece ülkemdeki insanlar daha rahat ve huzurlu yaşayacaklarmış. Ben bu sözlerden sonra kendimi salakmışım gibi hissettim. Hadi benim söz söylemeye hakkım yok, oy kullanmadım çünkü, ama ya diğer insanlar? Hadi diyelim ki onların da söz söylemeye hakkı yok ve ülkemin tek akıllısı davayı açan ak sakallı amca, peki gerçekten bu kapatma davasının açılmasının bile ülkeme verdiği ya da vereceği zararı göremeyecek kadar da kör mü acaba? Yok, yok biz akıllanmayız. Ben kahrolarak ölürken bu ülke hala sersefil bir vaziyette, neye hizmet ettiğini anlamadığım türban tartışmaları, kimin eli kimin cebinde magazin programları, onun seks kaseti, bunun giydiği, öbürünün giymediği manşetleriyle oyalanıyor olacak. Oysa bir profesörün görevi benim ülkemin bilimini ilerletmek ve makalelerle geleceğe ışık tutmaktır, kızların türban giyip giymediği değil. Ve bizlerin görevi ülkemize katma değer sağlayan konulara ilgi göstermektir, lüzumsuz şeylere değil. Herneyse, dertliyim, açtırmayın kutuyu söyletmeyin kötüyü. Yaz yaz bitmez bu konu.
Bugün herkes yıllar önceki atalarımız için ağlayacak ama ben inanmıyorum o göz yaşlarına. Herkes onların büyüklüğünden ve öneminden bahsedip yarın tekrar lüzumsuz polemiklere dalacak. Diyecek sözüm yok, hayatın acı bir tarafı sanırım bu. Bir taraftan da acaba yıllar önce Çanakkale Savaşlarında şehit olan atalarımız bugünkü halimizi görselerdi üzülmezler miydi? Kemikleri sızlamıyor mudur şimdi? diye düşünmeden edemiyorum. Allah onlardan razı olsun, ruhları şad olsun.
Size bahsetmek istediğim birkaç konu vardı, keyfim kaçtı şimdi. Zaten ne zamandır yazmayışım sıkılmamdan kesin galiba (not: bir replik çağrıştırması lazım size). Şimdiye kısmet değilmiş, sonra yazarım artık. Kalın sağlıcakla.
Kişisel Not 1 - Doğru nedir? Tarafsız olmakla ne kaybederiz?
Kişisel Not 2 - Neden kimse kendi görevini yapmaz da onun bunun işine karışır?
Kişisel Not 3 - Mantığın yol gösterdiği bir insan olmakla, duyguların yol gösterdiği bir insan olmak arasındaki orta çizgide durulabilir mi?
Kişisel Not 4 - Hayatımdaki büyük taşlar neler?



Mart 20th, 2008 at 01:04
1.doğru nedir : Bireye göre değişen ve ikilemler bırakan bir soru olduğunu öncelikle söylemeliyim. nesnel açıdan, akla ve mantığa uygun her cümleye doğru diyebiliriz..peki içimizdeki kendi doğrularımız da akla ve mantığa uygunmu..sorusu, cevaba uyumluluk göstermeyebilir…ama benim kişisel kanaatimce doğru, doğru değildir.biz kurallara göre yaşamıyoruz çünkü. gerçek doğrudur hepimizin bildiği gibi, peki ne kadar gerçek ve özgün bir anlayışla bakabiliyoruz insanlığa…yada hayata..!gerçek olmayı çok az kişi başarabileceğine göre, doğruluk sadece anlamında,iyi himaye ediyor doğruluğunu…
2.neden kimse kendi görevini yapmaz ve onun bunun işine karışır sorusuna gelince;aslında bunun tek bir cevabı var bana göre: boşluk !temelden gelen bir eğitim problemimiz var bizimtürk toplumunda karışmak lider olmak vasfına eriştiriyor insanlarımızı. ve bu girişimle, eksik kalmış duygularını tamir ediyor bazı insanlarımız. içlerinde natamam kalmış ne kadar duygu varsa bir başka insanın hayatına yada düzenine karışınca, o boşluk hissini bir nevi tamamlanmış hissediyor ve tatminlik sınırına erişiyor.kişi kendini bu şekilde ön plana çıkardığını zannederken,kendi kişiliğinden ve hayattan çok zaman çalmış olduğunu farkına varmadan, hayatını idame ettirebiliyor..ne yazıkki zavallılık vazgeçilemez bir hale dönüşebiliyor..sorun eğitim…ve problem boşlukçözmesi ise, kişinin bilince varmasıama maalesef deyip geçmekle kalıyorum bu konuyu…
3.mantığın yol gösterdiği bir insan olmakla, duyguların yol gösterdiği bir insan olmak arasındaki o ince çizgide durulabilinirmi: bence kesinlikle evet !durulabilinir..yine kendi aynama göre cevaplıcak olursam bu soruyu,hayatta binlerce yol var gidilecek, bir problem çözmek gibibazen bir sorunun cevabını yıllarca düşünmek gibimantık ve duyguda böyle bir alanın içinde kısır döngülerle dönebiliyor..keşfedilmemiş bir insanlık var ortada bana göre ve birde bir güç var insanın döndüğü çemberin içerisinde..eğer bir rüzgar rahatsızlık derecesinde yüzüne vuruyorsa,korunmak için korunaklı bir mekan buluruz kendimize..yada yağmur sağanaklaşmışsa dışarda şemsiyemizi almadan çıkamayız dışarı..biliriz çünkü üşütür tüm yağmurlar ıslatır…duygu ve mantık birleşmesi de böyledir.mantık ayrı bir iç ses geliştirir aynı yağmur gibiduygu seni kendine bile yabancı kılar çoğu zaman aynı bir rüzgarın geçiçiliğini bildiğin gibi…ama bir noktanın teyitidir her ikiside ve bir yeri vardır konaklamak için: Sevgi !İçimizde bir şeyleri geliştirirsek, her adımın bir ön koşulunuda yaratmış oluruz.eğer iki olguya da sevgi çerçevesinden bakacak olursak,orta dengenin hakkını vere vere bulmuş oluruz gerçek yolu.zor mu _?evet zor !başarılabilirnirmi _?isteyince kesinlikle evet !sanırım son soruya geldik aylak adam:)
4.hayatımdaki büyük taşlar neler !___bu sorunun içinde öznel yargı olduğu için, senin açından ne olabilir sorusuna bakamıyorum maalesef.ama benim hayatımdaki büyük taşlar şunlar..olmazsa olmazlardan.. :)_sevgiye eğilmek_eğitimi en yüksek düzeye taşıyabilmek, öğrenmek ama aynı zamanda öğrendiğini sonuna dek paylaşmak.._duygularımın bütününü iyi yaşayabilmek_mantığımın izinden gitmek_doğrum ne ise ölümü pahası olsa bile yürümek_erdemi incitmeden erdemleştirmek..ve yazmakkkkkk !ister saçma olsun ister yanlışister doğru..ne olursa olsun aktarım yapabilmek..mesela senin yaptığın gibi aylak adamnerdeyse kovulabilirim bunca uzun yazıdan sonra diye bir iç sese kulak verirken ben , sen en iyisimi noktala düşüncelerini yoksa noktalıcaklar demek.. :)) kendime …herkes bize sunmuş olduğun bu muhtevalı yazı gibi saçmalasa ne iyi olurmuş :))çok teşekkür ediyorum…sen saçmalamaya devam et lütfen..:)sağlıcakla kal..sevgilerimle…
Mart 23rd, 2008 at 23:33
maslow hiyerarşisinde en üst basamağa gelmiş insanoğlu mantıklı mantıklı düşünmeye çalışarak hayatındaki büyük taşları bulmaya çalışır, eh ne de olsa sıra buna gelmiştir, sonra çok da mantıklı mantıklı düşünmekten canı sıkılır, duygusal donelere ihtiyacı vardır, can sıkıntısı da bir duygudur ama idare etmez, can sıkıntısından kurtulmak için başkalarının işine karışır.
Mart 24th, 2008 at 22:08
bu spontenenin bizdeki karşılığı doğaçlama değilmiydi yahu…
Mart 25th, 2008 at 13:54
Aylak Adam diye bi kitabı ararken buraya düştüm.Çok sevdiğim bi arkadaşım var,şu sıralar mail yollayacak kadar iyi olmayan uzaklarda bi arkadaşım,yazı uslubunuz o kadar çok ona benziyor ki,sırf bu yüzden okudum.Sevdiğiniz ölmüş bi insana benzeyen birini görmek gibi.Onun başkası olduğnu bilmeznize rağmen. Kimsiniz bilemiyorum ama ben okurum artık bundan sonra zaman zaman sizi.Kendizi bulabilmiş olmanıza da sevindim vallahi bulamayanlar olarak o kadar çokuz ki:) Böyle bulmuş olanlar iyi örnek teşkil ediyor.
Mart 26th, 2008 at 15:12
erdem, doğaçlamayla spontane aynı anlama gelmiyor sanırım tam olarak. TDK’nın sözlüğüne bir bakmak lazım. merak ettim şimdi :)
Mart 26th, 2008 at 15:15
uyuyankar, benim yazıdan daha uzun olmuş senin yorum :) ama ben daha senin kadar net cevaplar veremedim bu sorulara. bakalım zamanla yazarak sizlerle de paylaşırım soruların cevaplarını bulabilirsem.
müge, güzel bir döngü olmuş ama bir paradoksa benzemiş daha çok. kendi içinde doğru tabi :) aklıma fiat’ın varisinin “hayatta tadacak birşey kalamdı, o yüzden intihar ettim” diyen intihar mektubu geldi.
kuzey, bekleriz tekrar :)
Mart 26th, 2008 at 15:53
doğru bence doğmak’tan geliyor. yani güneşin doğuşu kadar kesin, kendini ispatlıyor işte derken batışıyla akılları soru yağmuruna tutarak, allak bullak ediyor…. Eğri otura otura doğru konuşmayı unutan bir millet olarak rahatımıza o kadar alıştık ki kendi işimizi bile yapmaya üşenir hale geldik işte. bilip bilmeden başkalarının işlerine estetiksiz de guzel ama biraz iri olan burnumu sokmak varken, bol keseden atmak varken neden sorumluluk altına gireyim ki,bilim üretip, makale yazayım.!!
mantık ve duygu arasındaki ince çizgi varya, bence o yok.:) ince bir yol belki ama uzun değil. Yenersin, yenilirsin, bazen de berabere kalırsın da derler ki sebebi şahenesi topun şekli yuvarlak. Madem Öyle bakınız dünyanın kendi de yuvarlak :)
selam ile…….
Mart 28th, 2008 at 23:14
aylak adamcım, hayatımız bir paradoks zaten, benim yorumum paradoks olmuş çok mu? keza paradokslar size bitişleri ve hatta intiharları hatırlatıyorsa aklıma gelen tek bir soru oluyor? çok mu karamsarsınız yoksa bu konular üzerine yazınca ve/veya düşününce mi karamsarlaşıyorsunuz?
Mart 29th, 2008 at 00:27
ben intiharla bağdaştırmadım, sadece anlattığın piramitle yazdıkların aklıma onu getirdi :) yoksa karamsarlıktan değil yani. karamsarlıktan kim ne kazanmış ki ;)
Mart 29th, 2008 at 00:31
içim rahatladı. sorumluluk hissetmeye başlamıştım:) allah başımızdan eksik etmesin efendim, yoksa kimlere yorum yaparız. dikkat edin kendinize:)