Saçmalamalar…(4)
Bu aralar çabuk yorulduğumu hissediyorum. Şu kararların verildiği anların yer aldığı zaman dilimlerindeki ruh halimi hiç mi hiç sevmiyorum. Henüz meselenin dernliklerine inmemiş olsam da sanırım derinlemesine düşününce ve düşündüklerim derin konular olunca çabuk yoruluyorum. Bütün bu hislere rağmen "anın tadı"nı çıkarmayı ihmal etmiyorum. İhmal etmemeye çalışıyorum diyelim. Çünkü malum insan bir yerde bulunurken, aynı anda başka bir yerde bulunamıyor. Hoş, ben bulunabiliyorum ama bedenim ve ruhum ayrı yerlerde oluyor. Aslında mesele de bu sanırım. Sanmak da değil eminim.
Neyse canım, seçimleri atlattık, yaz da son hız devam ediyor, iş yerindeki ortamımı çok seviyorum, beraber çalışırken keyif alıyorum, dışarı çıkınca arkadaşlarımla birlikte güzel vakit geçirebiliyorum, daha ne olsun. Aslında olsun. Malum insanız ve doymak nedir, tatmin nedir bilmeyiz. Şaka bir yana, bazen birşeylerin -birşeyler derken gerçekten çoğul anlamıyla- eksik olduğunu hissediyorum. Bu benden kaynaklanıyor, bunu da biliyorum. Ama ne eksik, ne yapılmalıdır, ne yapılmamalıdır onu çözebilmiş değilim, bunu çözecek kadar da akıllı değilim zaten. Aranızdan birileri akıl verirse mutlu olabilirim, hatta herşeyi çözüp size minnettar olabilirim.
Yazmaya başladığımda aklımda birşeyler vardı ama gitti şimdi. Kim bilir nerede. Adı üstünde işte saçmalıyoruz, nereye eserse. Geçen haftalarda hızlı bir Ankara- Konya seyahatim oldu. Hayatım yeterince hızlı bu aralar. Dün de Adana’daydım bu arada. Adana’ya gidip de arkadaşımı görmeden geri geldiğime üzüldüm ama aynaya baktığımı bile hatırlamakta güçlük çekiyorum. Zaten arkadaş da Adana’da değil Ankara’daydı. Benimki de saçmalık işte!
Bu aralar aklımda hep indis‘le olan projemizde üstüme düşüne yapamamış olmanın verdiği huzursuzluk var. Bir dizi yapalım dedik, kabul de etti indis ama gelin görün ki ben ilk adımı atıp yazacak bir vakit bulamadım uzunca zamandır. kusuruma bakma indis, buradan da yazmış olayım. İlk fırsatta yazacağım inşallah. Ne yazmak istediğim, nasıl başlamak istediğim de var aklımda ama işte. Neyse.
Uzattım yine, değil mi? Bu kadar uzun yazmamalı bence. Bazen aklıma kısa şeyler geliyor, yazmak istiyorum ama bunu nasıl yapmak lazım bilemiyorum. Belki de oky gibi yapmak lazım ama bu sefer de taklit olur, içime sinmez. Artık daha sık ama daha kısa yazmak istediğimi hissettim. Hem arkadaşlar yapıştırırken zorlanmamış olurlar. Aa, yeri gelmişken yazmadan geçmeyeyim, Paris’e gitmek istiyorum. Paris’ten bahsederken unutuyordum, klavyede "A"ya diğer harflerden daha önce basıyorum.

o yazı dizisinin zamanı yok. yani aslında sen ne zaman yazarsan onun zamanı olacak. bunu sen belirleyeceksin, o yüzden de hiç canını sıkmana gerek yok. ben “belirsizlik var”(doğal olarak da huzursuzluk) demiştim ama yazacağımız belli olduğuna göre…
ben sana ilk yazıyı dün gece itibariyle yazıp yolladım indis :) bir süre sonra da burada arkdaşlar okuma frsatı yaşayacaklar ama sanırım öncesinde senin bir değerlendirmen lazım.
” Ama ne eksik, ne yapılmalıdır, ne yapılmamalıdır onu çözebilmiş değilim, bunu çözecek kadar da akıllı değilim zaten. Aranızdan birileri akıl verirse mutlu olabilirim, hatta herşeyi çözüp size minnettar olabilirim.”
Bu sorunun cevabını bulduğunda aynı anda birden faza yerde bulunabilirsin (ruhun ve bedeninle aynı yerde) :).Öyle kolay değil bazı soruların cevabı ben de arıyorum hala bir arpa boyu yol alamadım.Ama varsın olsun arıyoruz ya demek ki yaşıyoruz…
Hem bu soruyu sorabildiğine göre cevabı bulabilecek kadar da akıllısındır sen kesin :)
” …ne yapmak gerekir?” e belki cevap olabilir düşüncesiyle;
biliyorum her çözüm herkesi bağlamaz ama ‘yardım etmek’ bende etkilidir. ihtiyac sahibi insanlara
ulaşmak.. gözlemleyin.. hayatta neler var farkındasınız değil mi? mesela pazar yapıyorsanız bi akşam üzeri pazar toplanırken çöp karıştıran, yerlerde kalanları toplamaya çalışan bir insana
yaptığınız alışveriş çantasını bırakın ve gidin!
emin olun o hafta hiç acıkmayacaksınız !!
veya bilg. başına geçtiğinizde arasıra http://www.acilhasta.org gibi siteleride ziyaret edin..