Saçmalamalar…(1)
Anlamıyorum. Aptallaşmış olabilirim. Aptallaştığımı da sezmiyor değilim. Yoğun çalışma temposu içinde her geçen gün biraz daha aptallaştığımı ve düşünme gücümü kaybettiğimi hissediyorum. O koşuşturma içinde neyi niçin yaptığımı bile sorgulayacak vakti bulamıyorum çoğu zaman. Çevremdekiler şirketteki ilk senemi doldurmamış olmamın bunda büyük etkisi olduğunu ve zamanla daha iyi olacağımı söyleseler de inanmıyorum. Ben zamanla daha aptal biri olacağım sadece. Anlamıyorum. Anlamadığım tek şey bu da değil.
Mesela, bu kitabı ben yazmadım diye birkaç kez belirtmeme rağmen, hatta o kitaptan onlar sayesinde haberdar olduğumu söylememe rağmen neden herkes benim yazdığımı düşünmekte ısrar ediyor? Ya da neden diğer yazılar da bence en az onun kadar iyi ya da kötüyken "Köyde Okullu Olmak" serisinin üçüncüsü çok fazla okunuyor? Ya da neden bu kadar daha çok duygu ağırlıklı yazılar yazıyorum? Ya da neden kimse ona olan aşkımı kanıtladığım yazının sonundaki platonik aşkımı merak etmedi de sormadı? Ya da neden televizyondaki frikik videolarını arayan arkadaşları Google benim tam tersi bir ahlakı savunduğum aldatmak ve anlamak ile ilgili yazıma yönlendiriyor?
Bu kadar değil aslında anlamadığım şeyler. Neden hep iyi bir insan olunca kaybediliyor da kötü biri olunca herşey yolunda gidiyor? Neden hep bizi cehenneme kadar bile takip edebilecek birileriyle hayat yolunu yürümüyoruz da, hep cehenneme kadar takip edeceğimiz birilerinin peşine takılıyoruz? Ya da her ikisi de kötü bu iki yoldakilerdense neden bizi cehenneme giden yoldan çevirip cennete götürecek insanlarla birlikte yürümüyoruz hayat yolunu?
Boşverin bu saçmaladıklarımı. Zaten moralim bozuk. Çok sevdiğim geçen hafta bende misafir olan can dostum gitti uzaklara. Çok küfrettim ardından. Zaten çok küfrederdik birbirimize. Güzeldi üniversite yılları. Ne vardı sanki hemen mezun olacak? Üniversite demişken Ankara’ya gidiyorum bu haftasonu. Çok özledim çok. Ankaranın soğuğunu bile özledim artık varın siz düşünün. Aslında özlediğim Ankara’nın soğuğu değil de dostlarımın sıcaklığı. Bir de sen olsan dosttan öte kardeşim, ne güzel olurdu şimdi? En hüzünlü şarkıları açsak dinlesek sabaha kadar. Seyretsek Ankara’yı en güzel tepeden. Çok küfrettim sana çok. Biliyorum sen de bana küfrediyorsun çok. Hadi bu şarkı da sana gelsin…
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
…derken gidemeyeceğimi anladım Ankara’ya. Derin bir "of " çeksem gider mi bu sıkıntı?

bize hiç benzemeyen imajlarımız karşısında afallıyoruz.çünkü çevremizdekiler bizi değil, kendilerine hitap eden tek bir cümlemizden hareket ederek olmayan birini görüyor.
bütün vaktimizi kendimizi yaşatacağımız bir kaç kuruşun peşinde geçirirken,”kendimiz”in nerede kaybolduğunu dahi unutuyoruz.çünkü birey, gerçek hayatın çarklarının umrunda değil.
bir tek dostlar var…onlar da kimbilir hangi uzak şehrin hay huyunda kaybolmuş.
yalnızız…çaresizce…
saçmalamalar adlı yazınız beni çok etkiledi. Belki de yaşadıklarınıza yabancı olmayışımdır. her zamanki gibi bir defa daha yüreğinizle içten, samimi duygularınızı paylaşmışsınız. kendi adıma tşk ediyorum.
her karanlık bir aydınlığı gizler
her gözyaşı bir gülümseyişe gebedir
gelen buhranlar geldikleri gibi gitmeyi de bilirler
umut kendimiz, düştüğümüz yer yine dizlerimiz
elbet kalkmasını da biliriz
not: hiç bir dostluk sahte değildir :) ama şarkıyı on defa dinledim.
sevgi her daim.
Ne demeli ki şimdi sana…Şefkatle sar içindeki tüm öfkeleri.Kalpte bir nokta varmış, unuttum ki ben adını,biliyorum ama o nokta var.Dolması gerek bir an önce.Yoksa platonik aşkalrımız bize aşkın alasını sunsa bile, o boş nokta olan yanımız hep acımaya devam edecek.Biz de hep hırpalamya devam edeceğiz kendimizi, bazen de dostlarımızı.
İyi ol :(.Hepimiz iyi olalım.İyi sıfatını taşıyan herkes iyi olsuuuunnn….
@ayrık otu, adını okuyunca aklıma bir şiir geldi “çok sevdiğim bahçeyi ayrık otları dikenler bürümüş…” hayatın akışına kaptırıp gittiğimizde kendimizi ayrık otları bürüyor geride bırakılan güzel anları, dostları. sonrada yeşermiyor hiçbirşey ve çaresizce eskiyi yaşatmak için çabalıyoruz, ancak anıları canlandırabiliyoruz sonunda. onlarsız. sevdiklerimizin yokluğunda.
@kardelen, gecenin en karanlık anı güneş doğmadan öncekiymiş.; düşmeden de kalkamayı öğrenemiyoruz… hepsi doğru hepsi yalan. herşey bizde bitiyor aslında, içimizdeki sesi dinleyip dinlememek arasında yaptığımız tercihlerde bitiyor.
@pembedeniz, daha ne diyeceksin ki bana. iyilikler, güzellikler ve doğrular bizimle olsun…amin
bu yazi cok dolu benim icin. bu sarki da onceleri benim icin sadece herhangi bir sarkiyken, nasil özel sarkilar özelliklerini özel yasanmisliklardan aliyorsa, bu yaziyla beraber özellik kazandi. burda her sey hakkaten sahte dostum.
efkar ki en cok yakisandir bize…
Dost sıcaklığını tatmışsan eğer hiç bir sıkıntının seni uzun süre üzemeyeciğini de bilirsin.
Hüzün duyduğunda da üzülme. Tadı burda sevmenin, ağlamanın… Gülümser geçersin sonra hem…
@uzak, efkar ki en çok bize yakışandır. öyle kardeşim…
@banu, dostun varlığı yetiyor insana da zor buluuyor dost dediğin. şükür var birkaç tane. hüzün dediğin de hayatın en güzel hissi belki de.
bu sacmalamalarında yalnız degilsin.her gun en az senın kadar soruyorum kendime boyle sorular ama onlari senin gibi paylasamiyor ve anlatamiyorum.
iste senin guzel yanin bu aylak adam.
bence dogruyu yapıyorsun surekli sorgulamak yaptıklarimizi, yasadiklarimizi bize cok fazla sey kazandiriyor.
senden birsey istiyorum bilmem cok olurmuyum?
kitap kosene yenilerini eklesen,eger yapabilirsen…
senin tavsiyelerine guveniyorum:)