Postmodernizm…

guernica picasso

Ben muhtemelen ortaokul sıralarında ortaokul aşklarıyla, dışarıdaki havanın soğuk oluşuyla ve ikinci dönemin ilk sınavlarıyla uğraşırken ülkemde postmodern devrimler olmaktaydı. O zamanlar bile bu postmodern kavramını anlamaya çalışmış ama becerememiştim. Sıkılırdım ben bir süre sonra böyle ciddi mevzulardan. Aradan zaman geçti, benim aklımda binlerce yeni terim yer etti ama postmodern tanımı hiçbir zaman tam olarak oturmadı kafamda. Ne zaman karşıma çıksa bir süre düşünmem gerekirdi. Bir süre önce indis’in yazısına yazdığım yorumdan sonra gelen yorumlar ve indis’in başka bir yazısında da konuyu gündeme taşımasından sonra konuyla ilgili düşüncelerimi ve bilgilerimi sizinle paylaşmak istedim. Önce bir tanıma bakalım güvendiğimiz bir kaynaktan. Postmodernizm, Wikipedia’da şu şekilde tanımlanmakta:

"…belirli bir durum icinde ve olumlu ya da olumsuz anlamda modernizmden farklılaşan, tüm siyasal ve maddi/toplumsal değişimleri, öte yandan düşünsel ve kuramsal ürünleri ve kültürel pratikleri kapsayan bir formülasyon"

Bu tanıma bakacak olursak aslında postmodernizmi modern yaklaşımdan ayıran çok belirgin bir çizgi yok. Sadece bir farklılaşmadan bahsedilmiş ancak bu farklılaşmanın ne kadar büyük bir farklılaşma olacağı belirtilmemiş. Zaten eğer siz de bir araştırma yaparsanız postmodernizm ile ilgili birden fazla tanım olduğunu ancak bunların hiçbirinin modernizm ile aralarına belirgin bir çizgi çizemediğini göreceksiniz. Hatta modernizm ile postmodernizm arasında bir fark bulunamaması sebebiyle postmodernizmin yeni birşey olmadığı ile ilgili tartışmalara takılacaksınız  ki ben de bunun bir savunucusuyum. Bana sorarsanız aslında kimsenin postmodern tanımını tam olarak ayırdedememesine rağmen bir çalışmaya ya da anlayışa bu ismi vermesi soru işaretleriyle dolu bir yaklaşım. Hatta artık anlaşılamayan sanat eserlerine "postmodern eser"early one morning denmesi çok kolaycı ve popüler bir yaklaşım haline geldi. Öyle ki postmodern tanımının darbelerden farklı alanlarda kullanıldığını ilk olarak duymam, her konuda sohbet etmekten büyük zevk aldığım bir arkadaşımla yeni okumaya başladığım bir kitap –Selim İleri – Fotoğrafı Sana Gönderiyorum– üzerine olan konuşmamızda çıkmıştı. Kitabı okurken ilk hikayeden sonra açıkçası mekanı bile kafamda tasarlayamaz olmuştum. Ya ben aptaldım, ya da bu işte bir terslik vardı. İkisi de değilmiş, o iş postmodernmiş.
Postmodernizm ilk kez ikinci dünya savaşından sonra Arnold Toynbee tarafından ortaya atılsa da, bir anlayış olarak görülmesi ilk kez mimarî alanından çıkmış. İlk kez Charles Jencks tarafından Saint Louise’deki modern binaların yıkılıp yerlerine zamanın yeni bakış açısıyla yeni binalar yapıldığında ortaya atılmış -15 Temmuz 1972- Daha sonra diğer sanat ve meslek dallarına geçmiş ve yeni yaklaşımlar oluşturmuş. Yine sosyal bilim dallarından biri olan felsefe ile ilgili tanımdan devam edelim:

Postmodern felsefe, genel olarak belirgin bir şekilde Platon’dan günümüze uzanan felsefe geleneğinin ("metafiziksel felsefe" olarak adlandırılan) yadsınması girişimidir. "Özcülük", "temelcilik", "gerçekçilik", "nesnellik", "özne" ya da "ben" gibi modern felsefeye içkin kavramların genel geçerlilikleri sorgulanmakta ve büyük ölcüde yadsınmaktadır. Postyapısalcı felsefe ise, farklı düşünürlerce farklı şekillerde ortaya konulmuş yapısalcılık-sonrası belli bir felsefe eğiliminin genel adıdır ve postmodern düşüncenin en önemli kuramsal ayağını oluşturmaktadır.

Buradan da anlayacağınız üzere aslında postmodern yaklaşım yeni bir oluşum olmaktan çok -ilk olarak eski binaların yıkılmasından sonra yenilerinin yapılmasından doğduğu gibi- "eskiyi inkar etme eğilimi"dir. Daha da açıklamak gerekirse, postmodernizm eskinin içinde bulunduğu kuralları yıkmak, yok saymak, eskisinden daha farklı -?- yapmak gibi ilkeler barındıran bir yaklaşımdır. Postmodern darbe olarak nitelendirilen ve bu kelimeyle tanışmamı sağlayan darbenin bu şekilde tanımlanmasının sebebi de aslında daha öncekiler gibi top tüfekle değil, akıllıca ve kansız bir şekilde yapılmasındandır. Peki bu tanımlar yeterince açık mıdır? Örneğin, eski evlerde bulunan cumbaların kaldırılması ve evlerin cumbasız – etrafı ve üstü kapalı olan balkon- yapılması büyük bir farklılık mıdır? Kime göre farklılık , kime göre ne kadar büyük bir farklılıktır? Bu mimarlıkta postmodern bir yaklaşım mıdır?
Bütün bu tanımların hiçbiri hâlâ bize sadece bir anlayışı vermekte ancak bunu tam olarak modernizmden ayıramamakta -ya da ben bu farkı görmemekteyim. Çünkü bir yaklaşımın yeni bir akım olabilmesi için daha öncekilerden ya da eş zamanlı yaklaşımlardan bir çizgiyle ayrılması gerekmektedir. Örneğin "sanat için sanat" akımı, yaşamı sanki sanatçının yaşayan kişi değilmiş gibi tamamen dışarıdan irdeleyen eserler vermesi ve daha derin betimlemeler içermesi gibi belirgin özellikeriyle diğer akımlardan ayrılabilir.

vencouver public library

Şimdi bambaşka bir yerden bakalım meseleye: postmodernizm doğru bir tanımlamamıdır? Postmodernizm, kelime kökü itibariyle içinde çelişkiler barındırmakta ve temelinin sağlam olmadığını, yanlış bir anlayış olduğunu haykırmaktadır. Postmodern, "modernin ötesinde, sonrasında" demektir. Peki modernizm nedir?

"…Modernizm ticaretten felsefeye her şeyin sorgulanmasının gerekliliğini savunur. Böylelikle kültürün öğeleri yeni ve daha iyi olanla değiştirilebilir. Modernizme göre 20.yy’ın ortaya çıkardığı yeni değişiklikler ve yenilikler kalıcıydı, aynı zamanda yeni oldukları için ‘iyi’ ve ‘güzeldi’ ve toplum dünya görüşünü bu öngörülere göre gözden geçirip uyarlamalıydı."

 Bu açıklamadan da anlaşılacağa üzere ve aslında hepimizin bildiği gibi modern olan, yeni olandır o zaman postmodern nedir? Daha yeni olan mı? Daha yeni olan diye bir tanım yapılabilir mi? Ortada bir ‘yeni’ ve bir de ‘daha yeni’ varsa, eski hangisidir? Eğer bir eski varsa diğeri yeni olan değil midir? "kusursuz" deriz de "çok kusursuz" denilebilir mi? ya da "çok muhteşem"?
Postmodernizm olarak tanımladığımız anlayış aslında modern yaklaşımdır ve aslında günümüz sanat anlayışının kuralsız eserler vermeyi kabul ettiği unutulup bunun yeni bir akım olması gerektiği düşüncesi kafalarda hüküm sürdüğünden bu durum yeni bir anlayış olarak kabul edilmiştir. Gelin görün ki bu modern zamanın sanat anlayışı benim çime hiç mi hiç sinmemiştir. Buyrun benim durumumu özetleyen karikatür: "Postmodern Silliness"…

postmodern sanat

15 thoughts on “Postmodernizm…

  1. yazıyı okudum anladım .. :)
    şöylemek istediğim başka birşey var izninizlen..

    sayfayı açtığmda içimde çiikolata yeme istediği oluştu :)
    insanları çikolata yemeye özendiren bi rengi var bu sayfanınnnnnn!!!!

  2. sana her geldiğinde bir çikolata ikramında bulunalım o zaman (: çikolata iyidir eysean boşver yemeke lazım, yalnız kilo da yapıyormuş kadınlar uzak durmayı tercih ediyorlar genelde :P

  3. yazıyı bir kaç gün evvel okumuştum ancak aklımda pek bir şey kalmadı maalesef (unutkan biriyimdir), neyse..

    öncelikle modern ve postmodern kavramlarını tanımlayabilmek-ya da- bir kalıba sokmak zor. çünkü bir çok alanda, sanat türünde tanımları, kullanımları değişebiliyor bu kavramların. bu sebepten bir disiplinde uzmanlaşmış kişiler (müzikolog, arkeolog, edebiyat, resim tarihçisi ya da kuramcı vs..) "sanat tarihçisi"lerini pek sevmezler. çünkü onlar hepsini birbirine karıştırır hatta pek çoğu ortak kullanılan bu tür kavramların, bölümlenmiş disiplinler içerisindeki (müzik, resim vs..) anlamlarını/kullanımalarını bilmezler.
    "Bu açıklamadan da anlaşılacağa üzere ve aslında hepimizin bildiği gibi modern olan, yeni olandır…" böyle bir tanımlama-genelleme yapmamız da duruma göre bence sakıncalı olabilir. çünkü "yeni olan.." dediğimiz şey aynı zamanda biz bunu söylerken bile eskir, sürecini devam ettirir. şu da var, müzikte özellikle, modernler tamam yeni bir anlayış ortaya koymuşlar ve geçmişi silmişler, önemsememişler, onu olduğu yerde bırakmışlar. postmodernler ise (sizin yeninin yenisi diye tabir ettiğiniz) bunu tersine çevirmiş, geçmişi tekrar ele almışlar hatta onu kendi anlayışlarına göre kullanmışlar, tarihi zamanımıza entegre etmişler. bizim şiirimizdeki gibi. garipler geçmişi yok sayarken ikinci yeni (yeninin yenisi) bunu tersine çeviriyor ve köklerimizi önemsiyor, onu tekrar hatırlıyor. bu hatırlamada da geçmişin aynısının yapılması beklenemez zaten, e haliyle de söyledikleri şey "yeni" oluyor.

    Modern ve sonrasında özellikle postmodern eserler için kolaya kaçış, anlamsız şeyler gibi tanımlar yapılmakta. bence asıl bu sözü söylemek kolaya kaçmaktır.

    şu var, sanat akımları, serüvenleri, her ne ise onlar artık daha bir avangart tutum içerisinde oluşuyorlar. merkeze tersten yaklaşmak gibi.. bununla birlikte, bizim şu anda klasik diye tabir ettiğimiz dede efendiler, mozartlar filanlar bunlar da dönemlerine göre avangart hareketlerdi ve o dönemin yenileriyldiler ama onlara modern denmedi. zaten bu kavramların ömürleri de ne kadar ki.. bundan 60-70 sene önce bu kavramlar ortada yoktu.
    zaman geçtikce sanat anlayışı da farklılaşıyor. bu farklılaşım da zamanla kabul görüyor. avrupada zamanında anton webern dinlenmezken, şimdi önemi vurgulanıyor. 60lı yıllarda önemsenmeyen stockhausen şimdilerde inceleme konusu oluyor. zaman geçtikce oturuyor bazı şeyler yerine.

    neyse.. çok dağınık gittim herhalde -önemsenmeyebilir bu yorum-.
     

  4. OKUDUM AMA BENİ PEK AÇMADI…EMİNİM BUNU YAZAN DA BİRŞEY ANLAMAMIŞTIR..

  5. arkadaşlar, okumuş anlamamış; okumuş katılmamış olabilir misiniz ama bunlar benim düşüncelerim, sadece fikirlerimi aktarmaya çalışıyorum. farkettiyseniz, yorumlarınız bana karşı olmasına rağmen de paylaştım. sonuçta karşıt fikirler çarpışmayınca doğrular bulunmaz.

    @mdy, paylaşımlarınız için teşekkür ederim.

  6. yaa postmodernzim nedir anlama ama anlamkta istemiyorum bence yaşadıklarım gerçektir ozman benımde gerçek yaşamım adımı postmodernizm mi diyeyyimm aslında benım sorunum düşünmek şimdi düşünmüyorum o yuzdende rahatım yaşasın düşünmememk (o zman ben yokum)

  7. İnternet aleminde uzun zamandır okuduğum en samimi ve kaygısız yazılardan biriydi bu. Zira öğretilip efendimiz yapılmış kavramlara hele bir de felsefenin de alanına giren bir kavrama karşı bu serzeniş, hoş bir seda olmuş diye düşünüyorum. Kavramlar kendimizi ve birbirimizi kandırmamızı kolaylaştıran birer mefhum olarak karşımızdalar artık. Her biri herhangi bir alandan devşirme kullanıldığı ve herkes işine geldiği gibi anlamayı tercih ettiği için iletişime de ciddi zararlar verdiğini düşünüyorum. Sadece “postmodernizm”in değil bütün “izm”lerin anlaşılamaz bir hale geldiğini kullanımlarından rahatlıkla görebiliyoruz. Hem de konularında uzman kişilerin cümlelerinde bile…

    Ben sinema üzerine yazılar yazıyorum. Dolayısıyla bu kavramlarla haşır neşir olmak durumundayım. Ama kimi yazılarımda kavram karmaşası ve artık kavramların neredeyse hiçbir şeyi karşılayamaz hale gelişiyle ilgili notlar düşerek konuya dikkat çekip, o referansla yazılarımı yazıyorum. Mecburi olmadıkça da” izm”lerden uzak durmak gerektiğini, “izm”lerin birbirinden nefretine şahitlik ederek bile varsayabiliriz…

    Bana göre “izm”lerin hemen hepsi biraz fazla zorlama. Eğer öyle olmasaydı ortak bir paydada buluşabilirdik diye düşünüyorum. Bilmekte fayda var ama çok fazla ciddiye almamalı bence. Yazı için tekrar teşekkürler. Çalışmalarında başarılar…

  8. su anda bunun uzerine odev yapmaya calisiyorum icimden bir ses “kopyala yapistir,kopyala yapistiiiiiiirrr!”diye inim inim inliyor.yapmam bunu:)ama guzel olmus,icimin yaglari eridi

  9. anlayışınız için teşekkür ederiz efendim, ama tabiki ödevinize yardımcı olacaksa kopyalama yapabilirsiniz nezaketinize karşılık.

  10. Ben şöyle bir şey anlıyorum. Modernizm kendi dönemi için kendi döneminin yapısal özelliklerini, teamül dışına taşıyan bir şey olarak ortaya çıkmıştı. Çünkü, gelişim yönünde, değişimi gerektiren bir tıkanıklık yaşanmaktaydı, tıkanıklığı aşma yönünde, yeni duruma çözüm üreten akıma modernizm dendi. Postmodernizm ise modernizmin dogmalaşarak cansızlaşması sonrasında üreyen sorunlara cevap niteliğinde doğdu ve tıkanıklık, yeniden teamülün dışına taşımaya zorladı. Çünkü yeni şey (modernizm) herşeyi ve sonrasında kendisini değiştirmeyi zorlamaya başladı değişim yönündeki modernin karşına alternatif olarak çıkan şeyler artık(postmodern)adını aldı. Bir adım modenizmde iken diğeri postmodenizmdeydi. Çünkü yeni eskiyi hemen yıkmaz, tümüyle değiştiğinde ise, dönüşen şey aynı rotayı izler. Şeyler değişiyor fakat aynı mekanik kullanılıyor. Varolan teamüldür, tıkanmıştır, tıkandığı yerde delinir. çıkış aramak onarmak, varoluşun kaçınılmazıdır. Hem ileriye doğru hem de geriye doğru iki yönlüdür. Yani içerden dışarıya, dışardan içeriye doğru. Sanki somutlanan ve tıkanan bir şeyin yeniden soyutlamaya ve somutlaştırılmaya ve tıkanıklığa cevap üretirken gerçekliği de sorgulamasına neden oluştururken postmodern olan da tıkanacak ve bir başka şey yerini alacak. Ben kimim? Bu bir soru. Gerçekte yani bilgimin dışındaki ben kimim? bir başka soru. Öyleyse gerçek ne? yani, içinde ben’in de olduğu, bu şey ne? insanın daha derin katmanlardan beslenmesine neden oluşturan,daha kapsamlı bir soru ve sonsuzlaşıyor. Yani, gelişim özneden nesneye, doğru nesnelleşmek ise, değişen nesnenin değiştirdiği özne ile arasında sürekli cerayan eden bir canlılık durumu ile gerçek gerçekliğe ulaşılmaya çalışılıyor. Bir şey beni değiştirir. Bir travma. Artık eskisi gibi değilimdir. Yeni ben bu travmadan etkilenmiş olarak değişir bunu atlatmaya çalışken yeniden değişirim. Sonra yine ve yine. Bu bireysel tarafı. Toplumsal ve sistemsel olanda da aynı mekanik düzen işliyor. Bunu matruşka gibi içiçe bir olgu olarak düşünmek lazım. Umarım karışık olmadı.

  11. felsefe akımları,diğer herşey gibi bugünün sorunlarına cevap bulmak üzere gelişir diyerek üsteki yazıyı onaylıyorum..bir iki cümlede ben edeceğim..modern felsefenin oluştuğu dönem aydınlama çağı olarak adlandırılan bilimin-dine, realizmin-sürealizme,maddenin-düşünceye(felsefe bu soru üzerinden ilerler yane bir düşüncemi her şeyi var etti..yada her şey düşünceyimi oluşturur.. yada insanlar düşünceleri ve kaderleriylemi doğarlar yoksa yaşayarakmı öğrenirler..yada toplummu bireyi belirler yoksa bireylermi toplumu……felsefenin konu aldığı herşeyde altta bu konu vardır) dolayısıyla bence aklın cahilliğe egemen olduğu bi dönemdi..bu dönemin temel çelişkilerinde ve aktörlerinde olacak olan oynamanın ayak sesleriydi aslında ve hemen arkasından gleln fransız ihtilali ve 1500-2000 yıllık soylular yönetiminin sonu ve yeni aktörler yeni bir çelişki?* modernizmin ortaya koyduğu pozitivizm,liberalizm,marksizm, realizm ,analetik felsefe vb.. farklı oranlardada olsa metaryalizme çalan renkleri mevcuttu..(elbette bu felsefi akımların yunan felsefeseni uzanan öncülleri mevcuttur dedim ya zaten felsefe meteryalizm ile idealizm arasındadır her dönem) bu güne gelirsek bernard shawn isimliğ zati muhterimin dediği gibi “mutsuz olan insan mutsuz olduğunu düşünücek kadar vakti olan adamdır” istediği işte calışamayan,calıştığının karşılığını alamayan ama yüzyıllar öncesine göre daha kültürlü olan günümüz insanı;günün ihtiyaclarına uygun bir bicimde kendi varlık zeminin reelden uzaklaşarak ve sürreale yakınlaşarak aramaktalar ama biraz yukarda söylediğim gibi kültürü onu eski mitlerden daha bilimsel olan ama gercek olmayan düşüncelere doğru iter işte bunun adı POSTMODERNiZMDİR..mesela doğrunun kişiden kişiye göre değişmesi…sanatcının sanatını kendini ifade etmekten sınırlı görmesi izleyicisi yada okuyucusuyla gireceği ilişkiyi ret etmesi…bunlar post moderizmin yükselişinin, bilimsel bilginin ve insanın kendini ret edişin cok net göstergeleridir..benim anladığım kadarıylaz postmoderizm küçük bir cocuğun bunalımlı bir dönemine ket vurarak unutması yada gercekleri sulandırmasından ibarettir…
    son söz,post-moderizm temel olarak modern maddeci yaklaşımların yerine dönemsel ihtiyacları üzerinden insanın yeniden usçu yaklaşımlara dönme cabasıdır(bazıları bunun birileri tarafından bilincli yapıldığını hatta matrix vb son dönem flimlerinin cıa destekli olmasını bile buna bağlar ..ama ben pek inanmıyorum toplumsal bir ihtiyac olmasa böylesi bir akım değişikliği yaşanamazdı)
    *değişen toplum yapısı doğal olarak yeni sorunları getirmiştir..artı değer ve meta bölüşümüyle ilgili sorunlar tarafları kendi cıkarlarına göre konumlamıştır..bu cümlediki ana fikir tarihsel metaryalizmin kökeni ismli kitaptan alınmalıdır..

  12. cümleleri acaip karıştırmışım:))))) neyse anlaşılmıycaktı zaten saygılar:))))

  13. Doğada her şey yaşam ve ölüme ilişkin. Baudrilard’ın saptadığı gibi ölüm insanın onu kendisinden uzaklaştırmak amacıyla, sonsuz hayata sabitlenmek için, tek karede dondurduğu yaşamı mıdır? Buna yaşam demek ne mümkün çünkü o olsa olsa bir fotoğraf olabilir. “Dorian Gray’ın Portresi”.Bu bir çıkışsızlık. Koskoca bir parantez içinde (ETİKSİZLİK-ESTETİKTEN YOKSUNLUK) Geometride boğulma. Gelenekçilik adı altında gericilik, modernleşme adı altında yozlaşma ve tıkanma.
    Sanat, mimari, kendi sistematiğini ezber bozmadan üreten politikalar, bilimsellik adına hayasız çıkışlar, doğaya insan aklının sınırları içinde verilmek istenen pragmatik şekliller; hayvanların kısırlaştırılması veya iğneyle uyutulması, Kadınların ve nihayetinde onlara katılan erkeklerin güzellik adına bıçak altında mezbai görüntülerle televizyonlarda yer alması, mahremi kalamayan özel yaşamların reality şovlarla izlemeye açılması, GDO tarımcılığı gibi; beslenmeyi, yeryüzünün doğal yoldan insana sunduğu tüm kaynakları ellerine geçirmeye çalışan özel şirketler ve ona uyumlu politikalar, insanların, spor, görsel sanat veya değişik aktiviteler adına vucut sınırlarını olağan dışı zorlamalarındaki aşırılık vs. vb. Aşırılık kendi türünden bir aşırılığı getiriyor ve değersizleştiriliyor. Yoketmeye çalıştığınız ve aşırıya kaçtığınız herşey değersizleşerek ve çoğalarak geri dönüyor. Bir duygu uyandırmadığına göre, hatta duygulanımdan soyduğuna göre, hepsi size de bir sapkınlık olarak görünmüyor mu? Hepsinin gettolaştırmanın bir sonucu olduğunu algılatmıyor mu? Ölüme ve çaresizliğine meydan okumanın boğucu zavallılıkları gibi görünmüyor mu? Çünkü hepsinin işlevinin ruhu ve tevazuyu geliştirmesi, sınırlarımızı öğretmesi gerekirdi ama sadece rekabeti, sınırsızlığı ve açgözlülüğü pompalıyor. Herşey raf ömrü ile ölçülen cicili bicili paketlerinde satışlarda. Böyleyken normal insan hayatlarımız yakalamaya çalıştığımız trendlerle çöplüğe dönüşmüyor mu?. Sanki tanrısal olmayan ve köklerinden koparak kendini tanrılaştıran insan aklı tasarımının, ölümü hiç hesaba katmayan, bu nedenle de hayata da saygının hissedilmediği tasarımları çözümleri gibi durmuyor mu? Tanrı nereye gitti? Ölümün olduğu yerdeyse ölümden kaçınmalarımız bu tür sapkınlıkların içinde dönüp dolaşmaktan başka neye yarar? Mezarlıklar gettolaştırılmış mıdır? Veya gettolar bizim gözden ıraklaştırdığımız yaşamlarımız mıdır? Büyük ihtimalle böyle. Ölümü, çaresizliği, hastalığı, yaşlılığı, başarısızlığı, dışlanmışlığı yaşamın dışında bırakmaya çalıştıkça, hor gördükçe ne kadar insan ve ölümlü olabiliriz, olsa olsa bu halimizle tanrının kendisi olabiliriz. O da olmayacağına göre biz neyiz? Kendimize veya diğer insanlara nasıl güvenebiliriz. Yaşamın dinamikleri ölümle içiçe geçmişse ve ölüm yaşamdan soyutlandığında, kalana yaşam diyorsak, ne kadar gerçektir yaşamlarımız? Bir şey ölmüyorsa sonsuzlukta kendini terkarlıyor demektir. Keza ölüyorsa kendini tekrarlamıyor yeniden yeniden kendini üretiyor yani doğuyor olduğunu söylebiliriz.
    Bir evin içini, sevdiklerimizle doldurarak, sevmediklerimizi dışarda bırakarak tarif etmemiz bizi ne kadar bütünlüklü yapar. Gettolaştırmayı başlatmaz mı?
    Böylelikle evi doğru dürüst tarif edemeyiz. Çünkü ev bir bütün değildir? O evi başkasına anlatabilir miyiz? Sevmediklerimizi, dışarda tuttuklarımızı ve nedenlerini söylemeden evin bütününü anlatabileceğimizi sanmıyorum. Sevmediklerimiz korktuklarımızdır. Ölümün kendisidir.Yüzleşme cesareti gösteremediklerimizdir. Görmek istemediğimiz yansımamız ve diğer yüzümüzdür. Böyleyken biz de karanlıkta, çaresiz, güvensiz, yalnız değil miyiz?
    İnsan modern yaşamda, köksüzlük ve yanlızlığın getirdiği bunalımdan bu denli yorulmasa ve kendini sanat olmayan sanatla, politika olmayan politikalarla spor olmayan sporlarla, bilim olmayan bilimle tek karede dondurulmuş tanrısal insan aklı tasarımlarıyla üretme kısırlığına düşmese modern sonrası diye tanımlanan postmoden de bütünlüğünü tamamen dağıttığı içgörülerini ortaya koyamazdı.
    Şeyler kendileri değil de mış gibi artık. İnsan yeniden doğabilmek için ilhamıni nereden alacak? Çünkü modern tarzın üretimi, kendini köklerinden kopardığı basmakalıp boğucu taklitçilikten başka bir şey değil artık. Eldekileri tutmak, dışladıklarını yok saymak taklitçilikten başka bir şey getirmez. Ama cesareti varsa, gerçeği görmek için korkarak da olsa gözlerini ıraklaştırdığı gettolara çevirmek zorunda kalır. Ötekileştirdiğini yaşamına katmanın yollarını arar. Bunu kendi adına, insanlığı adına, yeni ilham ve yeniden doğma adına yapar. Postmodernizm, modernizmin sonucu ve ilhamını arıyor. Yeniden doğmayı. Elbette kendini de tekrarlayarak da yapıyor. Tanrısını taşların, fikirlerin, tabuların içine tıkıştırmaktan yorgun düşmüş tasviri insanın kendini bulma, yaratma ve insanlaşma gayreti.
    Carl G.Yung, yaratmayı tanrının bir tek insana verdiğini söylüyor. “Ne kadar büyük bir sorumluluk” Ama anlıyorum ki yolu tanrıyı dışarda tutarak yapabileceğimiz bir şey değil. Tanrıya taparak yapabileceğimiz bir şey de değil. O zaman olsa olsa bir teslimiyet olabilir. Bunu şöyle özetliyorum ruhun evini bulması.

Leave a Reply