Nazlı Güzel…
Uçağa yetişmek için servise de yetişmem gerekiyordu. Son bir hamle yapıp bileti hazırlayan kadına 5 dakikam var dediğimde kadın hatasının ve yavaşlığının ancak farkına varabildi. Son anda servisin kalktığı yere yetişip attım kendimi. Saat 15:59. Elimde İstanbul’a her gidişimde pazarları aldığım Brunch dergisi, oturdum koltuğa. Bir ara gözüme vuran güneşle birlikte İstanbul’un bütün güzelliği yol boyunca serildi önüme. Gökte kışa inat parlayan ve batmak üzere olan kızıl bir güneş, denizde bıraktığı o eşsiz renk cümbüşü, İstanbul’un balıkçıları ve Galata Köprüsü…

İnmek mi yoksa uçağa yetişmek mi daha güzel olurdu bilemedim bir an. Elimde olsa hiç düşünmez inerdim, biliyorum. O kadar güzeldi ki İstanbul, gülümseyen güzel bir kız gibiydi adeta. Sever de söylemez, naz yapar ya hani, işte öyle bir şey. Durup bir portresini yapsam İstanbul’un, Mona Lisa bile su dökemezdi o güzelliğin eline. Durup yazsam kitaplara bir bir, hiç bir edebî eser okunmazdı o günden sonra bundan gayrî. Ne kara talihtir ki, ne ellerimde onu resmetmeye yetecek sanatkârlık vardı, ne de anlatmaya yetecek kelime dağarcığımda. İstanbul işte… Kim anlatabilmiş ki?



Kasım 29th, 2006 at 01:10
ahhh istanbul beee.. var mı bunun gibi bi şehir daha.. ı-ıhh yok eşi benzeri..
Aralık 3rd, 2006 at 14:07
gel biraz da bizim taraflarda anlat!
Aralık 3rd, 2006 at 22:42
Aslında hersey nazar meselesı, nasıl bakarsan oyle gorursun…Ama sevıyorum ben de Istanbul’u…
Aralık 4th, 2006 at 20:38
ben seviyorum istanbulu. şehrin bütün kötülükleri, stresi herşeyi bir yana, seviyorum. boğaza karşı oturup onu seyretmek bile huzur veriyor insana.
indis isteğimize davetinizle karşılık vermekle göstermiş olduğunuz nezaketten ötürü teşekkür ederiz ;)
Aralık 24th, 2007 at 19:47
naz; bir güzelliğe ancak bu kadar yakışır…
Şubat 1st, 2008 at 02:18
sağır ve dilsiz bir çocuk istanbul …zaten konuşmaya kalkmasın duyduklarının hepsini söylerse biz bir daha konuşamayız…. .. … öyle =) sessiz güzel başka da bişey değil