sikiş
Mor… | Aylak Adam...

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Mor…

Ağustos29

Bazen, ilahi vahiy,
kalbinin zaten bildiğini duymak için beynini hazırlamak demektir.

Melekler ve Şeytanlar, Dan Brown, s.489 

Black_Highway.jpg

Aylardan Ocak. Yılın ilk günlerindeki soğuk gecelerden. İçimi ısıtansa birlikte içtiğimiz bir fincan kahveyle birleşen bendeki varlığın. Hep gittiğimiz kafede kahvelerimizi yudumlarken, ben seninle geçirdiğim saniyelerdeki, ne senin ne de benim isteğimizle olan ama iyiden iyiye ikimizin de farkettiğini düşündüğüm sürecin geleceğini düşünüyorum.
Hiç aklımda yoktu bütün bunlar. Aklımı zamanın süzgecinden geçirince, tanışma sürecinden sonra ilk buluşmamızda, burası henüz açılmışken ve bu kadar popüler değilken beni burayla tanıştırman çıktı karşıma. Daha ilk günden sonu belli olan yollara benzemiyordu, yürüdüğümüz yol.
Hep uzaktan uzağa yazışmalarımız takıldı kancaya. Ancak senin yazdıklarına karşılık verebilen bana, hiç usanmadan nasıl sürekli yazabildiğini düşündüm. Aklımın nerelerde olduğunu bile anlayamadığım, bir saniye sonramı planlayamadığım zamanlarda yazdığın yazılara sadece cevap verebiliyordum. Uzak birkaç kelime kadar uzak, yolun sonu ise çok daha yakındı.
Zaman sadece birazcık zaman diyen Sezen’e inat, biz zamanın uğrayıp geçtiği her yelkovan akrep buluşmasında daha da yıpranıyorduk. Zamanın sadece bir ilaç olduğunu söyleyenler halt ettiklerini ancak böyle anlarda anlarlardı eminim ama yaşamamışlardı seninle benim gibi.
Ben bunları ve sonrasında atlattığımız badireleri düşünürken, bir taraftan da seni konuşur durumda tutmak için konuşmaya devam ediyorum. Müzikteki esler misali sustuğumuz zamanlarda konuşuyoruz aslında. Bütün bu aklıma düşenleri sen benden önce düşünmüştün, biliyorum. Hep daha önce davranıyorsun, biliyorum. Zaten Murathan Mungan’ın takvim tutmazlığı tanımı bizim için yapılmış gibi geliyor bana. Bütü bunları ne yazık ki sen de en az benim kadar iyi biliyor ve hissediyor olsan da konuşamıyorsun. Sus pus olmuşuz her ikimiz, ellerimiz bağlı bekliyoruz.
Zaman geldi vurdu yine. Geçirdiğimiz vakti uzatmak için seninle yürürken; başında mor beren, ellerinde mor yarı açık eldivenlerin ve kolumda bıraktığın yaptığım hatanın simgesi mor lekeyle, yağmurlu bir günün ardından şehre düşen gecenin sisindeki gülüşmelerimizin şehri ne kadar ısıttığını anlatmak istiyorum sana ama olmuyor.
Yolun sonu göründüğünde adımlarımı yavaşlatırken, yüzümün birşey söylemek ister ama söyleyemez halini, senin daha önce söylemek isteyip de söyleyemediğin zamanlardaki yüzünle hayal ediyorum. Öyle ya, şu yolda yürüdüğümüz Ocak ayının soğuğunu daha derinden yaşadığımız iki Kasım önce, seninle vedalaşırken susan dudakların ve konuşan gözlerin aynı tabloyu çizmişlerdi. Ben anlamamıştım, tıpkı şimdi de senin anlamadığın gibi. Aslında ben ne söyleyeceğimi bilsem de konuşamam, biliyorsun. Oysa, ne sen ne de ben henüz birbirimize geç kalmamışken, konuşabilirdik ikimiz de. O kasım akşamındaki sebebini hüzne verdiğim vedalaşma anındaki bakışlarımızı, ancak kavrayabiliyorum şimdi.
Ben geride seni bırakmış, yanımdakilerle nereye gittiğimizi bilmediğim, cadde ışıklarının gündüzü aratmadığı bir yolda ilerliyorum. Aklım yerde parlayan çizgileri sayıyor bir taraftan. Cadde ışıkları boş yolları aydınlatırken, yanmdakilerin ne anlam ifade ettiğini bilmediğim seslerine cevap veriyorum. Ben buna ne istediğini bilmemek, olduğun yerde asla olamamak, düşünmen gerekenlerden uzaklaşmak diyorum kendimce. Gülüyorum kendime. Sonra derin bir iç çekerek devam ediyorum yola, sohbete katılıyorum aklımca.
Zaman, sadece birazcık zaman. Belki de Sezen haklıydı. Bilinmez, kimse bilemez artık geçmişi. Boşver, kafede oturukenki şarkı daha sevimli sanki.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Kategori:Hayal
29 Ağustos 2007 (Çarşamba) tarihinde, saatler 00:00'i gösterirken Hayal kategorisi altında yazılmış ve 1.360 kez görüntülendi. Yazıyla ilgili yorumları okuyabilir ve yorum yapabilirsiniz.
4 Yorum -

“Mor…”

  1. Takvimler Ağustos 30th, 2007'i gösterirken, saat 11:20'de kursat demiş ki:

    kardeşim bırakmadığına çok sevindim senden beklediğimde buydu, “aylak adama”

  2. Takvimler Eylül 6th, 2007'i gösterirken, saat 20:07'de aylak adam demiş ki:

    başladık bakalım, nereye kadar giderse…

  3. Takvimler Eylül 7th, 2007'i gösterirken, saat 03:03'de burcyni demiş ki:

    bence hayal kurmak bi erkeğe de çok yakışıo

  4. Takvimler Eylül 7th, 2007'i gösterirken, saat 23:41'de aylak adam demiş ki:

    hayal ile gerçek arasıdaki çizgi incemiş. bu en incesi üstünde…

Email will not be published

WWW Örnek

Yorumunuz:

 



Kısmet: Sonbahar… (05/09/2010)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...