Aylak Adam…


Mektuplar…(5)

Lost_In_A_Book_by_indie_cisive

Sevgili B.
Nereden başlasam anlatmaya bilemiyorum. Uzun zaman oldu sana yazmayalı. Zamanın akışında sana mektup yazacak vakti bulamadım desem kızar mısın bana? Anlıyorsun beni biliyorum, çünkü en az benim kadar sen de derinden hissediyorsun bu hayatın güçlü kollarını. Kucakladı mı bırakmıyor ki kımıldayasın!
Evet, bahsettiğin kadar kocaman bizim sevgimiz. Bu uzak mesafelere direnecek kadar kocaman. Hani ansızın gelebilirim demişsin ya, nasıl bir ilkbahar geldi bu sonbaharda bu şehre anlatamam sana. Griden siyaha çalan bulutların kapladığı, yağmurların dinmediği, soğuğun insanın içine işlediği ve şehrin kışa hazırlandığı bu zamanda öyle bir bahar getirdin ki bana, geldiğin gün nasıl bir gün olacak tahmin bile edemiyorum!
Sonbahar gitmek üzere. Geçen haftasonu bir özlem kapladı da içimi attım kendimi ada vapuruna. Seninle her ilk ve sonbaharda gittiğimiz adalara uğradım. Aynı heyecanıyla olmasa da bu şehirde sonbaharlar ve ilkbaharlar hala güzel. Adalarda, o her bahar renk renk yapraklarla bezenmiş ağaçların peydah olduğu, iki yanı birbirinden güzel ve alımlı evlerle çevrili yollarda yürüdüm uzun uzun. Seninle yürüdüğümüz kadar mutluluk ve heyecan vermese de, hala sonbaharın o renkliliğini ve hüznünü aynı anda barındıran güzelliğini yaşayabildim. Sonra adanın meydanının hemen üstünden bindiğimiz faytona bindim. Faytonla adanın yollarında seyru seer eylerken, bir denizle adalar arasında kalmış kışın gelmekte olduğunu haber verircesine, ufukta batmak için sabırsızlanan kızıl güneşe; bir yeşil, sarı, kırmızı yapraklı ağaçlar ve renk renk çiçeklerle dolu bahçelerle çevrili evlere bakıp onları ilk fayton gezimizde gördüğümüzde biribirimize nasıl heyecanla manzarayı gösterdiğimizi hatırladım. Oysa ikimiz de görüyorduk manzarayı! Sevdiğine onunla birlikte yaşadığını gösterme heyecanı işte! Bütün bu yaşadıklarımı ve gördüklerimi sana anlattığımı hayal ettim.
Şimdilerde kızının oturduğu Reşat Nuri Güntekin’in evinin önünden geçerken faytoncu amca, “eskiden daha güzeldi buralar” diye iç geçirdi. “Rumlar vardı. Onlar daha güzel bakarlardı bahçelerine, çevreye. Şimdi bizim Türkler bakmıyorlar onlar gibi, o güzel evler ne durumda diye düşünmüyorlar” diye de devam etti. Üzüldüm. Bir miras olmasının ötesinde seninle benim güzel günlerimizin geçtiği, anılarımızın olduğu bu güzel yerin eskiyi anımsatmayacak kadar çirkinleşmesinden, güzelliklerin sadece seninle benim gibi insanların hatıralarında kalmasından korktum.
Şimdilerde diziler çekilir oldu bu güzel evlerde. Bilmiyorsun. Yaşanmış hayatları, eski hikayeleri resmetmeye çalışıyorlar insanların gözünde. Güzel tabi, ama ben izlemem bilirsin. Diziler önemli değil de, benim merak ettiğim, eskisi kadar olmasa da kalan güzelliğini koruyabilecek miyiz adanın?

Akşama doğru meydanın aşağısında oturup balık sefası yaparken güneşin batışını izleyip martıların çığlıklarını dinledim. Güneşin son ışıklarında kanatlarının beyazlığı nasıl da belirginleşiveriyor! Kimi balık avlamakta, kimi kıyıda, kimi havada, kimi de iskeleye yanaşan Bostancı vapurunun peşinde. Onların o heyecanlı halini görünce, seninle vapurlar ve martılardan farksız olduğumuz geçti aklımdan.
Akşam karanlığının bastırmaya başlamasıyla döndüm vapurla.
Aklım seninle geçirdiğimiz ada günlerinin güzelliğinde kaldı.

Mahallede herşey bildiğin gibi. Yeni bir haber yok. Daha önceki mektuplarımda bahsettiğim değişimden de birşey değişmedi. Zamanla aynı hızda değişiyor sokaklar. Şimdilerde yeni yüksek yüksek binalar dikmeye başladılar etrafa. Herkes bunun iyi birşey olduğunu anlatsa da, ben hala bunun insanları birbirlerine yaklaştırmayacağını düşündüğümden bunda iyi birşey göremiyorum. Onlar farketmiyorlar.
Her geçen gün selamdan ve sabahtan habersiz yeni insanlar geliyor, etraftaki o kocaman yeni binalara. Mahalledeki o eski selamlı sabahlı, çaylı kahveli sohbetleri, Müjgan Teyzeden alınan beslenme çantasındaki elmaları bulmak imkansızlaşacak yakında. Geçen gün akşam eve dönerken birilerini gördüm sokakta. Yürüyorlardı. “İyi akşamlar” dedim, yüzüme bakıp geçtiler yanımdan. Farkında olamayacak kadar yalnızlar, kalabalıklar içinde daha da yalnız kalacaklar  zamanla. Bu uzun bir konu aslında, uzun uzun üzerine konuşulası can sıkıcı bir konu. Boşver.
Mahallede herkes bir kış hazırlığına başladı. Bizim ilkokuldayken okuduğumuz kitaplardaki kış hazırlıklarından farksız. Turşular kurulup konserveler hazırlanıyor her evde. Herkeste bir telaş. Müjgan teyzenin taze sebzelerini bulamayacaklarını herkes çok iyi biliyor anlaşılan. Bakkal Hasan amcadan okuldan sonra akşam ezanıyla birlikte turşu kurmak için malzeme almaya gidiyor bütün çocuklar.
Bütün bu sokak herşeye rağmen hala sıcak geliyor bana. Akşam oturup cumbadan sokakta koşoşturan çocukları görmek ya da sokakta oturup Hasan amca ve Hristo Amca ile sohbet etmek hala çok güzel. Çocukken sadece dinlediğimiz sohbetlere katılıyorum artık ben de. İki ayrı kültürden, iki ayrı insan. Fikirleri farklı olsa da olgunlukları aynı. Zaman zaman bana hayata dair ortak öğütler vermekten geri kalmıyorlar. Bütün sözlerine o kocaman hayatlarının ağırlığının gölgesi düşüyor.

Diş ağrını okuyunca “hala çok mızmızsın” dedim içimden. Diş ağrısı o kadar da büyük bir dert olmamalı ama tabiki senin için bu tür ağrılar ölümden beter olmuştur hep. Herşeye karşı o kadar güçlü duruyorsun ki küçük bir rahatsızlıkta nasıl zayıf düştüğüne hiçbir zaman inanamamışımdır. Geçer o ağrı da merak etme. Belki çoktan geçmiştir.
Sana daha yazacaklarım vardı aslında ama çok zaman bulamıyorum artık yazmak için. Belki birgün, daha fazla zamanım olduğunda tekrar yazarım sana uzun uzun. Ne zaman bir özlem ve hüzün kaplasa sana mektup yazıyor buluyorum kendimi. Özlemime de, hüznüme de, sevincime de hep sen ortak olduğundan sanırım.
Sonbaharlar hala güzel bu şehirde. Bir tek sen eksiksin. Evde köşede bir müzik kutusu hep seni bekliyor. En az benim kadar özlemiş olmalı ki hep seni anımsatan şarkılar çalıyor bana.
Kal sağlıcakla,

3 Responses to “Mektuplar…(5)”

  1. uyuyankar der ki:

    ne desem bilmiyorum …
    o kadar yoğun ve naif duygular vardıki içinde
    birden hüzün vurdu pencereme..
    hani aniden, ansızın, hiç bir şey yokken,
    hızlı bi yağmur başlar ve her damlası pencerene hızlı bir şekilde çarpar yaa ..aynı öyle işte..
    çok güzel bir mektuptu sevgiliye yazılan..
    güzel yüreğin hiç solmasın ve bu mektuplar lütfen devam etsin..
    her bir sözün ayrı ayrı anlamlar yüklendiği bu mektupları okumak için büyük bi zevkle burda olacam..
    sevgilerimle…

  2. aylak adam der ki:

    teşekkür ederim uyuyankar :) hep burada olacağını biliyorum ;)

  3. damla der ki:

    bazen bitek cümle herşeyi bütün ömrü anlatmaya yetiyor işte bu mektuptada böyle işlenmiş.Yüreğinize sağlık.Bu dünyada dört mevsim de ayrı bi güzellik olsa sevdiğin olmadımı oluyor işte……

≡ Yorumunuz