Mektuplar…(1)
Ağustos21

Sevgili B.,
Sadece beton duvarlardan oluşan şehrin sokaklarından birinde yürürken aklıma sen geldin yine. Zaten hep aklımdasın, biliyorsun değil mi? Arnavut kaldırımlı yolda yürürken mahallede yaşadığımız çocukluğumuzdaki sokaklara gitti aklım. Hani şu iki katlı, cumbalı ahşap evlerin olduğu arnavut kaldırımlı sokaklarda koştum yine. Her sabah heyecanla çıkıp koşturduğumuz sokaklarda. Hatırlarmısın en sevdiğimiz sokağı? Hani bizi hiç yormayan yokuş aşağı koşuşturduğumuz arnavut kaldırımlı, her iki tarafında sıra sıra kocaman çınar ağaçları olan sokaktan bahsediyorum. Onun sonunda hep aynı yerde dururduk. Bir yol geçerdi de sadece bisikletler geçmesine rağmen beklerdik karşıya geçmeden önce. Korkuyla ve ağaçlardan gelen mis gibi kokuyla ilk orada tanışmıştı küçük bedenlerimizdeki ruhumuz. Sakin adımlarla karşıya geçer, duvardan aşağı atlardık. Baharda yeşeren, sonbaharda sararan çimlerde koşturur göle varırdık. Sokağın en başından bakıldığında bile çok güzeldi manzara. Gökkuşağının altındaki hazine kazanına koşan çocuklar gibi koşardık göle doğru. Sonra nedense, ne zaman biz oraya varsak bir yaz yağmuru bastırır, küçük bedenlerimizi saklayacak bir yer bulamazdık. Küçük adımlarla yukarı doğru bir umutla çıkarken iyiden iyiye işlerdi içimize yağmur. İlk gördüğümüz evin saçağına sığınır sarılırdık birbirimize. Şimşeklerden çok korkardın sen, gökgürültülerini kabuslarındaki canavarların çıkardığını anlatırdın bana. Ben her defasında onların şimşeklere karşı gelen meleklerin çıkardığını söylesem de inanmazdın hiç bana. Ağlardın sonra. Gözyaşların saçlarından akan yağmur damlalarına karışıp yüzünde ilerlerken onları siler, teselli ederdim seni. Yağmur bitene kadar birbirimize sarılır beklerdik orada. Sonra küçük ellerimizi birleştirip yağmurun yıkadığı sokakta evlerimize koşardık.
Sen her defasında annenin gökgürültüleriyle ilgili anlattıklarına inanmamasından ve seni dinlemeden sürekli kendi kendine söylenmesinden şikayet ederdin. Haklıydın da, onlar hiç anlamamışlardı bizi, inanmamışlardı da. Sadece azarlamayı bilirlerdi. Oysa biz ertesi gün güneş yeniden çıktığında onların o bilgisiz hallerine güler, gökkuşağının altındaki kazanı aramaya koyulurduk ıslak toprakta. Onların bundan hiç haberi olmazdı.
Hatırlıyorum da çok hastalanmıştım ben bir yağmur sonrası. Gelmiştin ya hani bizim eve annenle, hatırladın mı? Yanıbaşıma oturup hikayeler okumuştun. Sonra, bu sefer meleklerin şimşekleri kovamamasından olduğunu söylemiştin hastalığımın. Doğruydu sanki, güneşin ilk göründüğü güne kadar çıkamamıştım çünkü yataktan.
Biliyor musun, sen gittiğinden beri çok şey değişti burada. O eski iki pencereli, cumbalı evlerden kalmadı hiç. Küçük ayaklarımızla herbir köşesini arşınladığımız arnavut kaldırımlarımızın yerine siyah asfalttan yollar aldı da arabalar koşturuyor şimdi. O ıslandığımız yağmurlar da yağmıyor artık. Göl de kurudu kuruyacak. Çimlerse artık yeşermiyor bahar geldiğinde. Sen gittin diye hepsi, biliyorum. Çünkü senin gidişinle değişti herşey. Sen gelirsen tekrar yeşerir belki ağaçlar, ıslanır toprak. Yine koştururmuyuz peki seninle bu çimlerde? Şimşekler çaksa korkup sarılır mısın bana? Sahi, gittiğin yerden dönülür mü ki? İyisin değil mi?
Sadece beton duvarlardan oluşan şehrin sokaklarından birinde yürürken aklıma sen geldin yine. Zaten hep aklımdasın, biliyorsun değil mi? Arnavut kaldırımlı yolda yürürken mahallede yaşadığımız çocukluğumuzdaki sokaklara gitti aklım. Hani şu iki katlı, cumbalı ahşap evlerin olduğu arnavut kaldırımlı sokaklarda koştum yine. Her sabah heyecanla çıkıp koşturduğumuz sokaklarda. Hatırlarmısın en sevdiğimiz sokağı? Hani bizi hiç yormayan yokuş aşağı koşuşturduğumuz arnavut kaldırımlı, her iki tarafında sıra sıra kocaman çınar ağaçları olan sokaktan bahsediyorum. Onun sonunda hep aynı yerde dururduk. Bir yol geçerdi de sadece bisikletler geçmesine rağmen beklerdik karşıya geçmeden önce. Korkuyla ve ağaçlardan gelen mis gibi kokuyla ilk orada tanışmıştı küçük bedenlerimizdeki ruhumuz. Sakin adımlarla karşıya geçer, duvardan aşağı atlardık. Baharda yeşeren, sonbaharda sararan çimlerde koşturur göle varırdık. Sokağın en başından bakıldığında bile çok güzeldi manzara. Gökkuşağının altındaki hazine kazanına koşan çocuklar gibi koşardık göle doğru. Sonra nedense, ne zaman biz oraya varsak bir yaz yağmuru bastırır, küçük bedenlerimizi saklayacak bir yer bulamazdık. Küçük adımlarla yukarı doğru bir umutla çıkarken iyiden iyiye işlerdi içimize yağmur. İlk gördüğümüz evin saçağına sığınır sarılırdık birbirimize. Şimşeklerden çok korkardın sen, gökgürültülerini kabuslarındaki canavarların çıkardığını anlatırdın bana. Ben her defasında onların şimşeklere karşı gelen meleklerin çıkardığını söylesem de inanmazdın hiç bana. Ağlardın sonra. Gözyaşların saçlarından akan yağmur damlalarına karışıp yüzünde ilerlerken onları siler, teselli ederdim seni. Yağmur bitene kadar birbirimize sarılır beklerdik orada. Sonra küçük ellerimizi birleştirip yağmurun yıkadığı sokakta evlerimize koşardık.
Sen her defasında annenin gökgürültüleriyle ilgili anlattıklarına inanmamasından ve seni dinlemeden sürekli kendi kendine söylenmesinden şikayet ederdin. Haklıydın da, onlar hiç anlamamışlardı bizi, inanmamışlardı da. Sadece azarlamayı bilirlerdi. Oysa biz ertesi gün güneş yeniden çıktığında onların o bilgisiz hallerine güler, gökkuşağının altındaki kazanı aramaya koyulurduk ıslak toprakta. Onların bundan hiç haberi olmazdı.
Hatırlıyorum da çok hastalanmıştım ben bir yağmur sonrası. Gelmiştin ya hani bizim eve annenle, hatırladın mı? Yanıbaşıma oturup hikayeler okumuştun. Sonra, bu sefer meleklerin şimşekleri kovamamasından olduğunu söylemiştin hastalığımın. Doğruydu sanki, güneşin ilk göründüğü güne kadar çıkamamıştım çünkü yataktan.
Biliyor musun, sen gittiğinden beri çok şey değişti burada. O eski iki pencereli, cumbalı evlerden kalmadı hiç. Küçük ayaklarımızla herbir köşesini arşınladığımız arnavut kaldırımlarımızın yerine siyah asfalttan yollar aldı da arabalar koşturuyor şimdi. O ıslandığımız yağmurlar da yağmıyor artık. Göl de kurudu kuruyacak. Çimlerse artık yeşermiyor bahar geldiğinde. Sen gittin diye hepsi, biliyorum. Çünkü senin gidişinle değişti herşey. Sen gelirsen tekrar yeşerir belki ağaçlar, ıslanır toprak. Yine koştururmuyuz peki seninle bu çimlerde? Şimşekler çaksa korkup sarılır mısın bana? Sahi, gittiğin yerden dönülür mü ki? İyisin değil mi?
C.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

içimi titreten güzellikte masal diyarından kaçmış bir öykü..
teşekkür ederim, gelecek olan cevabın daha da güzel oalcağını düşünüyorum :)
Cevabı düşünemiyorum, eger düşündüğüm kişi yazacaksa.. Çok güzelsiniz :)
düşündüğün kişi yazdı bile :)