Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Köyde Okullu Olmak…(3)

Yazan: aylak adam - Oct• 08•06

 

C (215).jpg
Okul hayatı her geçen sene daha da ilginç bir hal almaktaydı. İkinci sınıftayken okulun duvarı çatlamış ve artık ne zaman yıkılacağı sorgulanmaya başlanmıştı bizim aramızda. Artık “duvara top çarpar’ düşüncesiyle yukarıdaki sahada da top oynayamaz olmuştuk, çünkü bu, duvarın yıkılmasında ‘“bizce- etkili olabilirdi. Evet, biz saftık, belki de salaktık. Belki de büyüklere karşı iyi oynayamadığımız futbol için bu bir bahaneydi ve bu gerçeği kabullenmektense oynamamak için çeşitli bahaneler bulunabilirdi.

 

Bu sırada Yukarı Mahalle SK-Aşağı Mahalle SK maçları her hafta aynı tempoyla devam ederdi ve yukarı mahalle takımının daimi oyuncularından “bana’ rağmen aşağı mahalleyi farklı yenerdik. Bu da bu işin en büyük zevkiydi.
Üçüncü sınıf tam bir ara sınıftı. Dördüncü sınıfların elindeki Fen ve Sosyal bilgiler kitabına bakılır ve bunun “Hayat Bilgisi’nden daha zor olduğu gerçeğiyle yüzleşilir, dördüncü sınıfın gelmemesi için dua edilirdi.
Dördüncü sınıfta artık okul hayatı değişmişti ve kaçınılmaz yenilikler gelmişti, bazı tuhaflıklarla birlikte. Mesela fen bilgisi dersiyle birlikte aklımızdaki bazı sorular cevaplanmış ama bunların yerine daha fazla soru gelmişti. Bir başka nokta ise artık derslerin daha zor olduğuydu. Ama bu öğretmen birşeyi bilmediğimizi farkedene kadar sorun olmazdı, çünkü ilkokul hayatı boyunca sadece beşinci sınıfta sosyal ve matematikten sınava girilmişti. Dördüncü sınıfa kadar girdiğim tek matematik sınavından da 4 alabilmiştim.
Bir keresinde yağmur sularıyla birlikte heryeri sarı tozlar kaplamıştı ve fen bilgisi dersi almaya başlayan kişiler olarak bu durumu çözmemiz gerekirdi. Arkadaşlarla yaptığımız -bizce- çok ciddi toplantılardan sonra bunun çevredeki bir tarlada bitkilere atılan bir ilaçtan kaynaklandığına karar verdik ve herkes bu konuda uyarılmalıydı. Tabiki öğretmene sorulduğunda ‘“ki kimse ilk önce bu fikri ortaya atmamıştı- bunun çiçek tozu olduğu öğrenildi ve derin bir oh çekildi. İşin daha garip tarafı, köyde yaşayan bizler bunu ilk o zaman öğreniyorduk.
Okuldaki öğretmen sayısı zaman zaman dalgalanmalar gösterir ama hiçbir zaman 4ü geçmezdi. Bu açıdan bizim sınıf hep şanslı olmuştu. Birleştirilmiş sınıflarda okuduğumuz dönemlerde bile öğretmenimiz hiç değişmemişti ve beş sene boyunca aynı öğretmenden ders almıştık. Bu benim hayatımdaki en büyük şanslardan biriydi. Ancak diğer sınıflarda bazen öğretmen açığı olurdu ve birilerinin buraya yetişmesi gerekirdi. Eğer ortada bir öğretmen yoksa, tabiki sınıfın akıllı öğrencileri olarak ‘“çok ukalayım, biliyorum- bizler giderdik ve alt sınıflara her ne kadar biz de bir öğrenci olduğumuz için çok laubali olsalar da birşeyler anlatmaya çalışır, derslerinin boş geçmemesini sağlardık. Bu da bu zamanların tuhaf yanıydı.
Beşinci sınıfa gelindiğinde hayatımıza pek de aşina olmadığımız bir kavram giriyordu: SINAV. Öğretmenimiz Anadolu Lisesi diye bir kavramdan bahsetti ve bizden bu sınava girmemizi istedi. Biz sınavın ne olduğunu algılamaya çalışırken ve bu sınava nasıl çalışacağımızı düşünürken, öğretmenimiz elinde bizim sınava hazırlanmak için tek kaynağımız olacak kırmızı bir kitapla gelmişti. Mutlu Yayınları’nın beşinci sınıflar için hazırladığı ancak eski müfredata göre hazırlandığı için biraz farklı konulardan bahseden kitabı bizi başarıya ulaştıracaktı. Çalışmaya başlamıştık. Kutsal kitabımız ve biz zamanla birşeyleri kavramaya başlamıştık. Test çözmeyi öğrenmiştik mesela. Sonra bunu zamanla yarışarak yapmaya çalışmıştık ama bizim ilk deneme sınavımız sınavın kendisi olacaktı. Babama bu sınav konusunu açtığımda zaten o durumu benden önce kavramış “iyi işte, sınav neymiş görmüş olursun hem, kendini denersin’ demişti. Belli ki onun da Anadolu Lisesi ili ilgili bir bilgisi yoktu.
Bu arada okulun bahçesi büyük bir değişim geçirmekteydi. Okulu güzel yapan ağaçlar yaşlı oldukları gerekçesiyle tek tek kesilmekteydi, yenileri dikilecekti ‘“ama hiçbir zaman okulda yeni ağaçlar büyümedi. Artık meyvelerini yemek için baharı sabırsızlıkla beklediğimiz kiraz, dut ve erik ağaçları yoktu.
Zamanla kendi içimizde bir rekabet oluşmuştu ve herkes bu kitaptaki testleri diğerlerinden daha fazla sayıda doğruyla çözmeye çalışıyordu. Tabi bence bu aynı testi iki kez çözmekle mümkündü ki genellikle öyle yapılırdı-yapardım demeliyim sanırım. Nasılsa başka bir kitap yoktu ve pekala bir sene boyunca bu testler defalarca çözülebilirdi.
Bir de ilkokul hayatı boyunca kâbus olarak görülen bayramlar vardı. Çünkü her bayramda aile şiir ezberlenmesi ve okunması konusunda bir beklenti içine girer ve “hayırlı evlat’ psikolojisiyle bu beklenti boşa çıkarılmazdı. Ne var ki kürsüye çıkıldığında önce gözler kararır, sonra da şiirin ya başlangıcı ya da aralardaki mısraları unutulur, halka rezil olunup, ailenin de gönlü alınmış olarak oradan inilirdi. Bu bir kabustu ve artık bitmeliydi.
Ve ilkokul bitti. İlçenin Anadolu Lisesi’ne gidildi ve hiç bilinmeyen bir dünyada yepyeni bir hayat başladı. Burası bir şehirdi ve artık köydeki doğal kültür çok uzaklardaydı, burada herkes kendi yalnızlığını yaşardı…

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

7 Comments

  1. northwind says:

    ilkokulun tam ortasi dedigin 3. sinifa gectigim sene okul degistirdim, kilometrelerce uzak bi ildeki bi okul hem de ilde degil, 3 posttur bahsettigin gibi bir koy okulu, biz sehirli ogrenciler ayri bir gruba alindi, zeka testleri ve sonucu olarak tum ogretim yilini sosyal faaliyetlerle gecirmemiz… neden ihtiyacimiz yokmus, 6 kisiydik, ne arttik ne azaldik, bilgimizin cokluguyla dislandik..
    cok dertlendim ahh ahh daha da yazarim mighty ama bi post olur bu :)

  2. NeLLy says:

    sevgili might, yazi dizini bir cirpida okudum. harika anlatmissin tebrik ve tesekkur ederim.
    degil koyde okullu olmak, dunya gozuyle gercek bir koy bile gorememis biri olarak anlattiklarindan cok etkilendim. cocukluk herkes icin ozel bir donem ama daha ayri, daha kiymetli cocukluklarinizin oldugunu dusunuyorum. hep kiymetli kalsinlar.

  3. deniz says:

    bence cocuklugumuza uzak kaldık bu kalabalık içinde..
    [ukala derken? sanırım haklısın ;)]

  4. aylak adam says:

    northwind bir post olsa da okurduk biz, güzel olurdu :) ama bizim okula gelseniz dışlamazdık biz :)
    çocukluklarımız güzel geçti, güzel yapan bence doğal bri ortamda olmasıydı. belki çoğu şeyden mahrum kaldık ama olsun, güzeldi. ben üzülüyorum benim çocuklarım benim gibi doğal bir ortamda canlarının istediği gibi çamurda oynayamayacaklar diye nelly.
    bu arada ukala olduğumu senden iyi bilen çıkmaz herhalde deniz hanım :)

  5. Anonymous says:

    koyde herkes birbirine samimi davranıyordu çünkü herkes birbirini tanıyordu.Gizli bir şey yapmak için o kadar çabalardık ki..Ve yaptığımızda ne kadar sevinirdik.Sonra biri bizim yaptığımızı anlayıp “falancanın oğlu/kızı şunu yapmış” deyip gelirlerdi.Okuldan sonra çıktığımız tepeleri,ailelerin yanındaki okuma yarışlarını hepsini çok özledim ve hepsini yaşamış olmaktan gurur duyuyorum.Her ne kadar şehire geldiğimde beni köylü diye dışlasalar da..
    Sevgili Might yaşadıklarını buraya aktardığın için teşekkurler.Çocukluğuma döndürdün beni…

  6. aylak adam says:

    kim olduğunu bilmesem de en az benim kadar sen de paylaşmışsın, bunun için teşekkü rederim. çocukluğunuza döndürüp sizi mutlu edebildiysek ne mutlu bize

  7. furkan says:

    okulun güzel olması

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>