Koku…
Vapurdayım. İstanbul’da en çok sevdiğim mekanlarının birindeyim. Dingin bir hava, güneş batmakta. Denizde hafif bir dalga. Anadolu’nun bağrından Avrupa’nın başlangıcına doğru bir yolculuk hesapta. Kulağımda hafiften bir müzik. Elimde de en sevdiğim dergilerden biri: K…
İşte bunu seviyorum. Bur ruh halini, huzur içinde bütün koşuşturmacadan ve hayat kavgasından uzak, kendimi kültüre boğduğumi keyfimi sürdğüm bu anları seviyorum. Şartlar tamamen olgunlaşmış değil belki böyle bir tasvirde ama nihayetinde sevdiğim bir an.
Bahar da geldi artık. Geldiğini de hissedemiyoruz, gitmedi belki de hiç. Ne kar yağdı, ne de uzun uzadıya bir yağmur. Geçenlerde gök gürledi de sevindim. Nafile. Yağmadı.
Sabah işe giderken yürüdüğüm kısa yolda burnuma çiçek açan ağaçlardan gelen baharın kokusu ulaşıyor. Ortaokul yıllarıma gidiyorum. Ortaokuldayken uzun br yol vardı okuldan yurda, yurttan okula gittiğimiz. O yolu yürümeyi çok severdim. Bıraksan saatlerce yürüsem o yolda. Özellikle baharda yürüdüğüm yoldaki ağaçların yeşil yaprakları ve çiçeklerinin kokusuna bayılırdım. Ayrı bir heyecan verirdi. Baharın neşesi içime dolardı.
Şimdi de şirkete giderken sabah ve akşam yürüdüğüm bu yol o günlere döndürüyor beni. Yol bitmesin istiyor insan. Bitince varacağımız ye belli nasılsa, hayatın koşuşturmacası işte. Hafif bir kokunun bile insanı nerelere götürebildiğine hayret ediyorum. Gittiğim o zamanalrın huzuruyla varıyorum gideceğim yere.
Üzüldüğüm nokta ise o ağaçların çiçeklerinin erken açmış olması, Martîn soğuğunun o güzel çiçekleri meyve vermeden dökecek olması. Deniz’in deyimiyle kanıverdiler işte havalara. Şairin dediği gibi onları bu güzel havalar mahvetti.
Vapurdaydık ya en son, işte en son vapurda denizi seyrederken birkaç arabesk dize döküldü dilimden…
Yalnız ölürmüş her hayata kavuşan..Dünyaya yalnız gelmesiymiş sebebi.
Ben seninle geldiysem eğer, sensiz gidemem ki!
Hayır, hayır! Benimle gitmen değil dileğim,
Seni bir ömür içimde taşıyıp öyle gideyim…
aylak adam

biri beni mi çağırdı ne?
hakikatten bu erik agaclarının kafası calışmıyor, hemen çicekler actı, bembeyaz oldu hepsi.güzel de kokuyor hani, ta bi bastan bi basa nasıl da hissettiriyor kendini.akşam üzeri farkettim de, (bugun hava bulutluydu biraz da ruzgar vardı) çicekleri hep dökülmüş:( aldanıyorlar işte.
Üşümeyeck bu yıl çiçekler, iyi düşünelim iyi şeyler olsun. ve KOKU bizi anılara götürebilecek en kısa ve keskin yoldur…
kokular sesler ve seslenişler hafızamızdan silinmiyecek bir ömrün izlerini taşırlar hep… ne kadar süreç geçerse geçsin, değişmeyecek bir anılar bir de kokular kalır.
Sözler bitmesin…
istanbulu dinlesem şöyle gölzlerim kapalı…
Geçen hafta İstanbul’daydım. Vapurda güneşle ışıldayan denizi seyrederken tarif ettiğin huzuru duydum. Ne güzel bahar dedim, ne güzel deniz dedim, ne güzel hayat dedim…
@deniz, çağırmamıştık ama buyur misafirimiz ol. hoş misafir de sayılmazsın artık.
@pembe, üşüdüler bile bak, döktüler çiçeklerini.
@kardelen, kokular ve sesler insanı geçmişe götüren en keskin iki hismiş. ben kokunun daha bir etkili olduğunu düşünüyorum ki bizzat kendimden biliyorum :)
@eysean, orhan veli kesildin birden…
@banu, madem geldin buralara, bir haber verir insan. bir ankaradan haber bırakır. vapurun sefasını sürmüş gitmişsin öyle habersiz. bak bak şu banunun yaptığına :)
iyi giderim ben de..hıh! misafir falan da olmam. okumam yazılanları da.
(bu aylak adam var ya çok gıcık bir insanmış, aylakmış ya ondan yazıyormuş bunları, işi gücü yok işte neylersin.siz en iyisi ziyaret etmeyin bu blogu.benden söylemesi)
nihaha .. kötü son.. bittin sen.. (: