Gece…
Gündüzleri bizi mantığımızı kullanmaya, kendi hapishanemize kapanmaya zorlar… Gün boyunca hayatta kalmaya, geceleri ise yaşamaya çalışırız.
Gün öğlene doğru başlardı. Günün ne zaman başladığının bir önemi yoktu. Gün boyunca yapılacaklar hep o, yapılması gereken anda belli olurdu. Umrumda da değildi. Yapılması gereken işler yapılırdı nasılsa. Gün çoğu zaman, aylak olduğum zamanın dışında, koşuşturmacayla geçerdi. Bundan da memnundum. Meşgul olup birşeyler yapıyor olduğum hissi bana huzur verirdi. Hep aradığımız da bu değil miydi? Huzur. Her gece yatarken ister istemez geçen günü sorgulardım. Birşey yaptıysam, en azından yaptım hissi varsa içimde rahat uyurdum –bazen uykusuz olduğum zamanlarda bile uyku tutmadığı olurdu, sabaha kadar dönerdim bir o yana bir bu yana, güneşin doğuşuyla kapanırdı gözlerim. En çok da bundan nefret ederdim-
Günün kaçta başladığından bağımsız olarak gecenin ne zaman başladığı önemliydi. Çünkü gece aslında herşeyin başlangıcıydı. Çünkü gece olunca gün içindeki telaştan, sesten ve görüntülerden uzakta kalır; kendime dönerdim. İşte o anda, içimdeki benden gelen sesi dinlemeye başladığım o anda bütün düşünceler, duygular bir bir açığa çıkar beni içten içe kemirirdi. Yapılan hatalar acımasızca serilirdi önüme. Kalpler, sözler, hisler, gerçekler, yalanlar, sessizlikler, kırılışlar, duruşlar, bekleyişler bir bir açığa çıkardı. Bunlar yenildiğim savaş alanlarındaki cesetlerdi. Bütün bunların verdiği ızdırap dayanılmaz bir hal alırdı. Pencereyi açtığımda aldığım derin nefes bile yetmezdi, öyle ki gökyüzü içime dolsa bile engellenemezdi artık bu ayin. Hayatın anlam yüklenemeyen akışına karşı verilen o müthiş mücadeleden eser kalmazdı. Böyle anlarda sığınacak bir liman arardım, o da bulunamazdı. Bulunsa da bu bir işe yaramazdı. Çünkü “gerçek” denilen felsefe arkanızdan bir köpek gibi takip eder, kokunuzdan tanır sizi ve onunla birlikte yaşayıp yaşamadığınıza bağlı olan bir acıyla kalbinizi avcuna alıp sıkar, en derinden acıtarak içinizi. İçinizdeki merhamet, sevgi, şefkat, saygı ve bilumum iyi duyguların bulunduğu noktadan.
Gecenin ne zaman başladığı önemliydi, ne zaman biteceği de. Bütün bu acının kaynağı hayat yolunda çizilen doğruda hep eğri yürümektendi. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, o doğru hiçbir zaman bir doğru olarak tekrar üzerinden geçilip çizilemedi. İki noktadan tek bir doğru geçtiği bildiğim bir gerçekti. İşte sırf bu yüzden başladığım ilk noktadan diğer noktaya ulaşamayacağım düşüncesi beni zaman zaman esir alır, geriye dönüp baktığımda ne çizdiğime bakmaya zorlardı. Farkedilen her yanlış çizgiyi düzeltmek için bir fırsat olsa da, tekrar hatırlanmadığı sürece değişen birşey olmazdı.
Gecenin başlangıcı kadar biteceği anda önemliydi. Çünkü bitmeye yakın çekilen ızdıraplardan sonra hep kararlar alınırdı. Sessizliği bozmanın, söylenmemiş sözleri söylemenin, savaş alanında uygulanacak yeni taktiklerin, dinlemenin, susmanın, görmenin, kalpteki yangın yerinin düşüncesi alır, ardından kararlar alınırdı. Ne gariptir ki bütün bu kararlarda duygular egemen olurdu. O anda bıraksan gökten yağmurlar yağar onunla yürür yollarda ıslanırdım, ama hiç bir zaman ıslanamadım. Hiçbir zaman o gecelerde alınan kararların getireceği güzellikler sürerli olarak yaşanmadı. Yaşanamayan anların hüznü aldı sonraki gecelerde. Yazılar yazıldı da okunmadı hiç, kimseler bilmedi çünkü. Zaman akıp gitti.
Bütün zamanlardan sonra, onca zamandan sonra, olmadık bir şimdiki zamanda yaşanan, geçmiş zamanda hissedilmiş, geniş zamana yayılmış o ızdırap anlarında dinlenen bir şarkı düştü dillere: “Geceler, katran karası geceler…”
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Yazınız çok iyi bir iç dökme olmuş ilk önce bunu söylemek istedim.sanırım hepimizin zaman zaman yaşadığı ama böyle açık bir şekilde anlatamadığı duygular bunlar.dün gece gödüğüm bir rüyadan sonra bu yazı tam oldu diyebilirim.seçtiğiniz şarkı çok güzel olmasına rağmen yoğun bir hüzün ifade ediyor bana.bir anda gelip sonra giden belki de gitmesini istediğimiz ama arada bir geriye baktığımızda kaçamadığımız duyguları hatırlattı bana…
Gece en çok yalnızlık dokunur insana… Dört duvar üstüne üstüne gelir adamın. Nefes alamaz, boğulacak gibi olur… Bütün hatalar hesap sormaya gelir birer birer … Pişmanlıklar zihninde dolanılır, sonra zaten sıkışan kalbinin üzerine bi güzel yerleşirler… Yaşamı ,ölümü ,hayalleri sorgular ama hiç bir cevap tatmin etmez, manası yoktur hiç birinin… Böyle sürer gece…
Taa ki kapı açılıp sevdiği bir sesi duyana kadar…
Birden aydınlanır her yer..Oda, eşyalar, ev bambaşka görünür o anda… Gün doğmuştur artık ,dışarıda hala gece olsa bile…
Yalnız kalmamak dileğiyle…
replikas diyordu: hiçbir şey gece kadar rahatsız etmiyor.
Gecelerde kendini iyi dinelemeli insan.Kalbim en çok daraldığı an insanın bast halini çılgınca isteyebileceği andır.Çılıgınca istenen de verilir mutlak.
Kabz hallerimizin basta dönüştürülmesi dileği ile…
gece olunca yalnızlıktan şikayet edilmemeli. gecenin renklisi ve kalabalık olanı güzel midi? bence değildir. peki güzel olanı sessiz ve karanlık bir gece ise, şikayet edilmemelidir bence. bilmiyorum belki çakkıdı çakkıdı renkli bir gece arzuluyorsunuzdur, ne bilim.
geceler bitmesin…
Bir Adin Kalmali
.
bir adin kalmali geriye
bütün kirilmis seylerin nihayetinde
aynalarin ardinda sir
yalnizligin pesinde kuvvet
evet nihayet
bir adin kalmali geriye
bir de o kahreden gurbet
sen say ki
ben hiç aglamadim
hiç atese tutmadim yüregimi
geceleri, koynuma almadim ihaneti
ve say ki
bütün siirler gözlerini
bütün sarkilar saçlarini söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adin
içimin nehirlerinden
evet yangin
evet salas yalvarmanin korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli bugusu
evet nisyan
evet kahrolmus sayfalarin arasinda adin
sokaklar dolusu bir adamin yalnizligi
bu sevda biraz nadan
biraz da hiçkirik tadi
pencere önü menekselerinde her aksam
daglar sonra oynadi yerinden
ve hallaçlar atti pamugu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdigim zaman
bu sehre yagmurlar yagdi
yani ben seni sevdigim zaman
ayrilik kursun kadar agir
gülüsün kadar felaketiydi yasamanin
yine de bir adin kalmali geriye
bütün kirilmis seylerin nihayetinde
aynalarin ardinda sir
yalnizligin pesinde kuvvet
evet nihayet
bir adin kalmali geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç
.
Ahmet Hamdi Tanpinar
Bir gecenin ortasındayım yine..
E hadi sıva kolalrını o zaman.İste tüm zerrelerinle, duyumsa kalbinin derinliklerinde olanları ve bast halini iste.Kalbine ferahlık, yoldaş iste…
Kendi isteklerinden fırsat kalırsa bize de gönül zenginliği iste :).
geceler yorgun geceler lal….
geceler kelimelere yoldaşlık eder..
Gece deyince ne çok da duraksayıp çok şeyler söyleyesimiz geliyor hepimizin.
Cehenneme Övgü’den alıntı herşeyi özetliyor aslında.
hep gece olsaydı güneşten faydalanamazdık.güneşin yarrı her canlıya fayda sağladığı için hep gecenin olması tabiatın dengesini bozmakla yükümlüdür.