Düğüm…
Zamanın akmadığı zamanlarda gelir hep bu hisler. Akşamüstü güneşinin kızıllığı bile ferahlatmaz içinizi; boğazınızı sıkan ufuktaki kızıllıkta boyanmış bulutlardır sanki. Yeşilliklere uzansanız, baharın bütün çiçekleri açsa, gökyüzündeki binbir yıldızı sayabiliyor olsanız da ilaç olmaz. Bulutlardır boğazınızda düğümlenen. Oturduğunuz bankta, dolaştığınız sokaklarda, seyre daldığınız kalabalıkta birçok insan görürsünüz. Oturup güneşin keyfini çıkarıyorlardır, koşup eğleniyor, hayatın hengamesinde kayboluyorlardır. Çığlık atarsınız, kimse duymaz. Duyulmadığını bile bile yutkunursunuz. Boğazınızdaki düğüm çözülmemiştir. Nefes alamazsınız. Öylece dalarsınız uzaklara, birşey umut versin istersiniz. Düşünürsünüz derin derin. Kimse bilmez. Kimse anlamaz…

Akşam güneşinde yaşınız artık yolu bitirmişken, özlersiniz. Akşam güneşini yeşilliklerden değil de balkondan izler, oturduğunuz sandalyede koca bir hayatın ağırlığını nasıl taşıdığınıza hayret edersiniz. Haykırmak ister, ama batan güneşe bakıp sadece uzaklardaki birilerini görürüyormuş gibi dalıp gidersiniz. Boğazınızdaki düğüm hiç gitmemiştir oysa. Kimse anlamaz. Torunlarınız gelip ellerinizi tutar, onlarla oynayamayacağınızı bilir başlarını okşarsınız sadece. O yaşa gelince eriştiğiniz olgunluk bile çözemez içinizdekileri, hüzünle birlikte yanınızdaki çocuklarınıza ve torunlarınıza bakar hayata bağlanırsınız. Ne yolun başında, ne ortasında, ne sonunda… Hep o ağırlığı taşımaya çalışırsınız. Ağlamak çare değildir olanlara, bilirsiniz…
Eğer şanslıysanız ve eğer iyi biri olmuşsanız bu hayatta, zamanın o son deminde çevrenizdekilere ızdırap izlerinin olmadığı bir yüz ifadesiyle bakarsınız. İçinizde o tarifi mümkün olmayan, nefesinizi kesen, sizi kalabalıklar içinde sessiz bırakan düğümle ayrılmaya hazırlanırken ne kadar uğraşırsanız uğraşın gitmeyeceğini anlarsınız. O içinden çıkamadığınız, kimsenin anlamadığı, kimseye anlatamadığınız aslında sevip de ayrı kaldıklarınız, gidip de gelmeyecek olanlar ya da hiç gelmemiş olanlar; ayrı yollardan yürüdüğünüz, yollarınızı ayırmak zorunda kaldıklarınızdır. O bütün ağırlığı taşıyan bedeninizde sizi en iyi anlatan gözlere yakışır bir gülümseme belirir yüzünüzde. Artık bilirsiniz hiçbirşey yapamazsınız. Zaten hayatınızın her anında yapamadıklarınızın bir bir katlandığı bir düğümdür. Ona söyleyemediklerinizin, söyleyip de duyuramadıklarınızın kat kar olduğu bir düğüm. Gülümsersiniz… Akşam güneşinde oynayan çocukların neşesini, köprüde balık tutanların heyecanını, yaz akşamlarındaki ılık serinliği hatırlarsınız. Gülümsersiniz, çünkü herşey daha basittir. Ve aslında bütün bu acılardan sonra aslolana kavuşma vaktidir. Hayallerden sıyrılıp gerçeği bulma vaktidir. Ve gerçek o derindeki acının gelmesiyle başlar. Düğüm çözülür. Siz gidersiniz.
O düğüm yalnız olmadığınız zamanlardaki yalnızlığınızdır. Bütün meseleyse yalnızlığınızı nasıl tanımladığınızda gizlidir.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

nedense yaziyi okurken aklima bu siir geldi.
İstanbul !…
Ertelenmiş sevinçler müjdeledin
Belki bugün olur dediğimiz yarınlara
Her mutsuz olduğunda,
Penceresinde nafile yazlar bekleyen
Gelmediğinde vefasız sonbaharlara inat ağlayan …
Bir kadın bıraktın
Suçluluk duyma!
Üzerine yağmadı ,sevdiğimin gözyaşları….
Yağsaydı üzerine silinirdi belki
Yokluğunda sitemle duvarlarına yazdıklarım,
Alay edercesine yaktın yine bu gece ışıkları
Bir büyük sevda,dar geldiya sokaklarına
Ya bizi bırak
Ya da boğma karanlığa
İnat etme!
O yoksa yetmez binlerce ışığın….
Bu şehri aydınlatmaya
Çok şey istemedim
O ışıklardan birinin altında
Onunla aynı yastığa başkoymaktan başka
Bu senin sokalarında bir ev olsa da….
Ey istanbul!
Yine duymazlıktan gelme..
Yetmez gücüm, o yoksa
Aydınlık sabahlara çıkmaya …
gerçektende öyle.
Ve harika bir şarkı.
insan kendinden birşeyler buluyor içinde. şarkı ise yazıyı tamamlamış. gerçekten güzel..
Yazılarınızı ilk okumaya başladığım zamanlardaki hisse kapıldım Düğüm’ü okurken.içimden birşeyler alınıp buraya yazılmış gibi hissettim.hele müzik gerçekten çok güzel olmuş.yalnız insanın aklına bir soru geliyor hüznü bu kadar çok mu yaşıyor insan, yoksa sürekli onu yaşadığını mı hayal ediyor?sizce?
Evet söyeleyemediklerim ya da söyleyip de duyuramadıklarım, düğüm üstüne düğüm atıyor zaman içime.Ve çözmek ne mümkün, yok artık dönüş geriye…
bu yazıyı yayınlamadan birkaç gün önce yazmıştım. sonrasında yayınlamakla yayınlamak arasında çok kaldım. neden mi? fazla hüzünlü buluyorum burayı. evet, hüzün ki bize en çok yakışandır dedik ama her yeri hüzün kapsayınca buhranlı bir al alıyor herşey. ama öyle değil! bahar geldi güzel ülkeme, çüçek açtı her yer ve geceler daha b,r güzel oldu. ankaradaydım geçen haftasonu -nihayet- çok güzeldi. onu da analtacağım bir ara. ama böyle yazmaktan sıkıldım biraz. bira zda artık farklılık gerke buraya. ve evet hüzün güzel birşey aslında. insanı insan yapan değerleri dışarı çıkaran bir his bence.
ve yalnızlık, bu büyük kalabalıklarda her geçen gün daha da iyi hissettiğimiz.
ve yalnızlık, kavuşamadıklarımızı düşündükçe daha da içine çekildiğimiz.
ve yalnızlık, geçmişte yaptığımız hatalara kahrolup dalıp gitmelerimiz.
uzun bir süredir uğruyamıyordum sitene, özlemiş olduğumun farkına vardım yazılarınızı… ve burdayım..
düğümün içeriğini açacak olursak sadece yalnızlığa hitap etmiyor…tabiki de yalnızlık da var. ama düğüm öyle bir kör nokta ki nereye nüshalasan sanki kelimelerde bitmeyecek sözlerin noktasını bulamayacak gibi bir izlenim yarattı bende….
ve ilham getirdiniz bana… her şeye rağmen güzeldi … yüreğinize sağlık…görüşmek üzere…