sikiş
Yazı Dizisi | Aylak Adam... | Sayfa 3

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Mektuplar…(7)

Nisan22

Letter.jpg

Sevgili C.
Seni nereden tanıdığımın cevabını bulmasaydım, bu kalemi elime alma cesaretini de bulamayacaktım. Yazmak pek âdetim değildir; bilmem hatırlar mısın? Seninki gibi insanların birbirlerini tanıdıkları, birbirlerinin hatırlarını sordukları sımsıcak bir mahalle de büyümedim. Benim büyüdüğüm yerlerde karşı komşusuyla bile selamlaşmayan, zoraki bir merhaba diyen insanlar yaşardı. Benim yaşadığım yerlerde insanlar hep koştururlardı; kaldırımlar kalabalık, trafik sıkışık olurdu. Belki de bu yüzden çıktım bu yolculuğa, durup biraz nefes almak için, yaşadığımı anlamak için. Hayatımın en önemli gecesinde “üzgünüm T. Bunu yapamayacağımı geç de olsa anladım” diye bir not bırakarak ortadan kaybolup ansızın kaçmam bu şehre ve çevreme geç kalmış bir meydan okuyuştu.
Ne var ki, o akşam otobüslerde yer yoktu. Sonra ne olduysa bir bilet iptal edildi. Bir an evvel bu şehirden uzaklaşmanın derdi içerisindeydim ve kesinlikle o bilete taliptim. Otobüse bindim, yanına geldim ve bana gülümsedin. Yaz akşamlarında çıkan serin bir rüzgâr gibiydin; güneşten kavrulmuş günün sonunda geceyi ferahlatan. Yolculuk boyunca sana olan yakınlığımın nedenini çıkaramadım, ta ki dün geceye kadar, o rüyayı görene kadar…
Koşuyordum, sürekli koşuyordum; önümden evler, arabalar, şehirler, yollar geçiyordu. Annemle babam gitgide gençleşiyordu. Bense çocukluğuma doğru koşuyordum. Derken sesin çınladı kulaklarımda.
O sevimli tatil köyündeydim uyandığımda. O sendin, evet o sendin! Yıllar öncesinde ailece gittiğimiz yaz tatilinde tanıştığım, tatil sonunda bana deniz kabuklarından yapılmış bilekliği hediye eden çocuk! O tatil dönüşende bana bir kartpostal göndermiştin sizin oraları gösteren ve mahallenden bahsetmiştin bana masal gibi gelen. O bilekliği ve kartı hala sakladığımı biliyor musun? Üstelik bunu ne zamandır benim bile unuttuğumu… Hayatımın en tatlı, en masum anılarına sürükledin beni. Bilmem hatırlar mısın şimdi? Başka herkesin yanında her şey olabilirdim ama senin yanında sevimli, utangaç, küçük bir kız çocuğuydum sadece…

Sevgilerimle,
A.


Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Konuk Yazar: A. 

Mektuplar…(6)

Nisan5

Letter.jpg

Sevgili B.
Aylar önce attığım son mektubumun geri dönmesiyle anladım cevapsız kalan zamanların sebebini. Yıllar öncesinde, henüz lisedeki o sıcak ve yakın sıraları bırakıp kocaman amfilerde insanlara uzak oturmaya başlamamızın ilk dönemlerindeki duyguları yaşadım mektubu elime uzattığında postacı. Ona sorsan geri dönen bir sürü mektuptan sadece biriydi. Benim içinse tekrar eden tarihin ta kendisi. Bu mektubuysa sana hiçbir zaman yollayamayacağım, belki bunu yazdığımı bile asla bilmeyeceksin. Sen kim bilir nerelerde yeni bir yol çizme peşindesin kendine! Arada çizdiğin yollar benimkiyle kesişse de ayrılışı çok ani oluyor.
Oysa ‘ne güzel oldu değil mi, yıllar sonra tekrar yazmaya başladık birbirimize’ diyerek başlayabileceğim bir mektup yazmayı düşünmüştüm. Keşke geride, çocukluğumuzdaki o küçük ağaç evimize tekrar dönebilmek için Hansel ve Gretel masalındaki ekmek kırıntılarından bıraktığımız parçalar bıraksaydın da sanki hiç var olmamışsın gibi kaybolmasaydın ortadan.
Bu mektubu sana bırakıyorum. Olur da yıllar sonra bu çocukluğumuzdaki mahalleye gelir de beni sorarsan, benden sana bir haber kalsın diye. Gidiyorum. Yıllardır çıkmadığım, çıkamadığım bu mahalleden, nihayet zincirlerimi kırıp ayrılıyorum.
Garip bir his bu. İnsanın bütün çocukluğunu, gençliğini yaşadığı, ağaçlarına yaslanıp saklambaç oynadığı, yapraklarına basıp sevgilisini öptüğü bir mahalleden, mahalledekilerden ayrılması yoruyor insanı yola başlamadan. Kimse inanmadı bana. Oysa ben sana son mektubu yazdığımda karar vermiştim buna. Sana yazmadım bunu. Ne dersin bilemedim yazdığımda. Bende hiç olmayan o özgür ruhu hep taşıdığın için anlıyorsun beni eminim.
Herkesle tek tek vedalaştım bugün. Herkeste her ne kadar “güle güle” deseler de, hüzünlü bir bakış vardı gözbebeklerinden anlaşılan.
Özgürlüğümü aramak için çıkıyorum yola. Kâh bir dağ eteğindeki köyde, kâh bir ovanın üzerine kurulu şehirde konaklayarak aramak niyetim. Nerede, nasıl, kim bilir!
Birgün geri geleceğim elbette,
Belki karşılaşırız bizim mabet mahallemizin sokaklarında yine,
Elimizde birer müzik kutusu, yüreğimde büyüttüğümüz sevgimizle,
O sevgi ki senin içinden de hiç eksik olmasın,
Hep böyle kal…
C.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

 


 

 

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

posted under Hayal, Yazı Dizisi | 7 Yorum »

Saçmalamalar…(8)

Mart18
Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz.
Andre Gide

The_queen_and_the_brother

Bir süredir yazmıyorum, biliyorum. Yazmak istemediğimden değil de daha çok yazacak birşeyler bulamamamdan. Belki de sıkılmışımdır. Ondandır, ondan. Zaten hala kendime kaliteli zaman ayıramadığımı düşünüyorum. Bu konuda değişen birşey yok anlayacağınız gibi.

En son saçmaladığımdan bu yana hayatımda değişen birçok şey olmuş diğer taraftan ama hiçbiri beni asıl hedefe -artık o herneyse- ulaştırmış değil, çünkü hala bir yanımı eksik hissediyorum. Taşındık mesela, artık daha mutlu olduğum bir evde yaşamaktayım. Ufak tefek birkaç detay kaldı o kadar. Zaten çok da önemli değil benim için detaylar, önemli olan durumun geneli. Yeni bir evdeyim nihayetinde.

Aktivite olarak arkadaşlarla tenis dersi almaya karar verdik. Üniversite son sınıftayken almıştım ama aradan biraz zaman geçtiğinde unutuluyor böyle şeyler. Hoş, unutmadıysam da oynamış olurum tekrar. Yoksa oynamak için kendime bir bahane bulmakta zorlanıyorum. Yeni bir spor aktivitesi nihayetinde.

Hayatıma anlam katacak günlük aktiviteyi hala bulabilmiş değilim. Sizlerden de bir öneri gelmedi zaten (çok zayıf kaldınız bu konuda, çok…) Spor konusunda işler el verdiği sürece kararlı bir şekilde ilerliyorum. Haftada 3 gün olmasa da 2 gün gitmeye dikkat ediyorum. Bu spor bir yere kadar kurtarıyor hayatımı, günlük ve uzun vadedeki hayatımla ilgili daha iyi plan yapmalıyım. Ani değişiklikleri ve Türkçemize yeni kazandırdığımız tabiriyle "spontane" yaşam tarzını sevenlerdenim ama aklıma birşey gelmeyince de kalakalıyorum. Olsun, ben henüz pes etmedim. Daha önceden oldukça ilerlediğim Almancaya tekrar başlamak niyetindeyim. Asosyal de olsa yeni bir aktivite nihayetinde.

Kendi hayatımla ilgili kararlar veremiyor, hatta kafamın karmaşasını aşamıyorken diğer taraftan ülkemin durumunu kontrol ediyorum. İktidar partisine kapatma davası açmış akıllının biri. Dediğine göre, elden giden laiklik böylece kurtulacak ve iyi niyetine istinaden böylece ülkemdeki insanlar daha rahat ve huzurlu yaşayacaklarmış. Ben bu sözlerden sonra kendimi salakmışım gibi hissettim. Hadi benim söz söylemeye hakkım yok, oy kullanmadım çünkü, ama ya diğer insanlar? Hadi diyelim ki onların da söz söylemeye hakkı yok ve ülkemin tek akıllısı davayı açan ak sakallı amca, peki gerçekten bu kapatma davasının açılmasının bile ülkeme verdiği ya da vereceği zararı göremeyecek kadar da kör mü acaba? Yok, yok biz akıllanmayız. Ben kahrolarak ölürken bu ülke hala sersefil bir vaziyette, neye hizmet ettiğini anlamadığım türban tartışmaları, kimin eli kimin cebinde magazin programları, onun seks kaseti, bunun giydiği, öbürünün giymediği manşetleriyle oyalanıyor olacak. Oysa bir profesörün görevi benim ülkemin bilimini ilerletmek ve makalelerle geleceğe ışık tutmaktır, kızların türban giyip giymediği değil. Ve bizlerin görevi ülkemize katma değer sağlayan konulara ilgi göstermektir, lüzumsuz şeylere değil. Herneyse, dertliyim, açtırmayın kutuyu söyletmeyin kötüyü. Yaz yaz bitmez bu konu.

Bugün herkes yıllar önceki atalarımız için ağlayacak ama ben inanmıyorum o göz yaşlarına. Herkes onların büyüklüğünden ve öneminden bahsedip yarın tekrar lüzumsuz polemiklere dalacak. Diyecek sözüm yok, hayatın acı bir tarafı sanırım bu. Bir taraftan da acaba yıllar önce Çanakkale Savaşlarında şehit olan atalarımız bugünkü halimizi görselerdi üzülmezler miydi? Kemikleri sızlamıyor mudur şimdi? diye düşünmeden edemiyorum. Allah onlardan razı olsun, ruhları şad olsun.

Size bahsetmek istediğim birkaç konu vardı, keyfim kaçtı şimdi. Zaten ne zamandır yazmayışım sıkılmamdan kesin galiba (not: bir replik çağrıştırması lazım size). Şimdiye kısmet değilmiş, sonra yazarım artık. Kalın sağlıcakla.

Kişisel Not 1 – Doğru nedir? Tarafsız olmakla ne kaybederiz?

Kişisel Not 2 – Neden kimse kendi görevini yapmaz da onun bunun işine karışır?

Kişisel Not 3 – Mantığın yol gösterdiği bir insan olmakla, duyguların yol gösterdiği bir insan olmak arasındaki orta çizgide durulabilir mi?

Kişisel Not 4 – Hayatımdaki büyük taşlar neler?

« Older EntriesNewer Entries »



Kısmet: Hayalet… (22/08/2006)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...