Eylül17
Katya: Sometimes, even if you have the keys those doors still can’t be opened. Can they?
Jeremy: Even if the door is open, the person you’re looking for may not be there, Katya.
My Blueberry Nights, 2007

Ramazan geldi, hoşgeldi elbette. Yalnız beni fena sarstı, söylemeden geçmek istemiyorum. Allah tuttuğumuz oruçları kabul etsin ama çalışırken ve yepyeni konseptleri öğrenmeye çalışırken pek bir zor oluyor. Geçtik ya yarısını, gerisi de gelir herhalde elbet.
Girişi Ramazan’la yaptık ama gerisi öyle değil. Öncelikli girişi özel hayata verelim: İyiye giden birşey yok. Allah’ım neydi günahım demeye devam ediyorum. Bir yerlerde birşeyleri yanlış yapıyorum ama neyi nerede hiç bilmiyorum. Bir çıkış yolu olmalı, tek bildiğim bu. Sorun ne derseniz: kaçan kovalanır mevzusu, nam-ı diğer 4S kuralı. Bu kuraldaki dengeyi kurmak istiyorum ama nedense bana bir yolu yokmuş gibi geliyor. Bir denge kurabilen varsa beri gelsin!
İş konusunda bu günlerde bir adım öteye gidebildiğimi düşünüyorum. Hala kafamda bazı tilkiler dolanıp dursa, kırmızı şapkalı kıza ormanda zor zamanlar geçirtseler de en azından anayola çıkacağını düşündüğüm bir patika buldum. Bu patikanın doğru yola çıkıp çıkmayacağıyla ilgili biraz danışmanlık hizmeti almam lazım. Zamanla göreceğiz zaten.
Günlük hayatın iş dışındaki kısmı Ramazan’da ciddi sekteye uğramış durumda. İftardan sonra uyku bastırıyor. Sahurdan sonra da uyku tutmuyor. İşten sonra dışarıda yapılaniftarlardan sonra bir kahve içip eve dönüyorum ister istemez. Evde yapılan iftarlardan sonra da zaten yatağın yolu erken görünüyor bu aralar. Zaten farkettiyseniz vakit bulup sizleri haberdar edemedim hayati durumumdan. Öldüm mü kaldım mı bilen yok.
Haftasonlarım genellikle film izlemek, dergileri karıştırmak ve kelimenin tam anlamıyla aylaklıkla geçiyor. Zaten son kalan gücümü dışarıda gezerek harcamak niyetinde değilim hiç. Bu sayede ne zamandır izlemek istediğim filmleri de izliyorum hem. Yukarıdaki sözün geçtiği filmi de izleme fırsatı buldum, mutlaka izleyin diyorum. Çok samimi ve insanın içini ısıtan bir film.
Satırlarıma son verirken My Blueberry Nights filminden bir fotoğraf, geçenlerde izlediğim Into the Wild filminden benim içimden geçenleri tam olarak ifade eden bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum:
Christopher McCandless:
I’m going to paraphrase Thoreau here… rather than love, than money, than faith, than fame, than fairness… give me truth.
Into the Wild, 2007
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Ağustos2
Jesse: Maybe what I’m saying is, is the world might be evolving the way a person evolves. Right? Like, I mean, me for example. Am I getting worse? Am I improving? I don’t know. When I was younger, I was healthier, but I was, uh, whacked with insecurity, you know? Now I’m older and my problems are deeper, but I’m more equipped to handle them.
Before Sunset, 2004

Uzun zamandır saçmalamıyordum bugüne nasipmiş. Yok, yok yanlış anlaşılmasın; her gün istisnasız saçmalıyorum tabiki ama burada saçmalayarak yazmyorum demek istedim. Sizi o büyük eğlenceden mahrum bırakıyorum, emin olun yanımdaki insanlar çok eğleniyorlar saçmalamalarımdan.
Artık tatile çıkma zamanı geldi. Hatta geldi de geçiyor bile. Ben gidemedim henüz bir tatile ama nasipse kısa bir kaçamak yapacağım önümüzdeki haftasonu. Kısa -4 gün- ama benim için önemli bir zaman dilimi olacak üstümden geçen zamanların yorgunluğunu atmak için. Olsun. Güzel olacak inşallah. Dualarım o yönde. Zaten bir sonraki tatil artık ne zaman bir tek Allah bilir. Demem o ki bir hafta yokum buralarda. Varken de hissettirmiyorum hiç varlığımı o ayrı!
Gelecek hafta biraz seyahatlerle geçecek. Alıştım artık yolculuklara. Yoruyor sadece. Biraz da bıkkınlık yapıyor üst üste olduğunda. olsun. Zaten çocukluğumdan beri yolculuklarla geçiyor ömrüm. Önceleri çocukluğunda verdiği bir heyecanla severdim yolculukları. Yolculuklar bana kendime ayırdığım bir zaman dilimi gibi gelirdi. Artık kendime ayırdığım zamandan çalıyorlar. Boşverin, ecel gelmediği sürece bir yolculuk daha öldürmez. Ecel geldiğindeyse ne yapsak kâr etmez.
Ağustos denince bana yaz bitiyormuş gibi geliyor. Benim için yaz en sevdiğim mevsim olan ilkbahardan başlıyor. Hoş, artık sonbaharlar da yazın içine giriyor. Zaman artık iki basamaklı akıyor: bir kış, bir yaz, bir kış, bir yaz, bi…
B.yi de bulamadım gitti. Nerelerdedir diye merak ediyor bazen insan. Belki de buralardadır diye geçiyor içimden. Bilimiyor ki insan. Beklemekle de olmuyor, beklememekle de. B.yi ararken buldum kendimi geçenlerde. B.yi ararken, buldum kendimi geçenlerde.
Hayatta bütün bu anlamsız, gereksiz düşüncelerimden, dertlerimden daha büyük dertler var kesinlikle. Siz benimkileri okurken vakit harcamayın bence. İnsanlık her geçen gün "insan" olarak geriye giderken daha da büyük sorunlarla uğraşıyoruz. Üzülüyorum, dertlerimin ne kadar küçük olduğunu düşünüp şükrediyorum. Yaptığım işin insanlığa nasıl bir hizmette bulunduğunu düşünürken buluyorum bu aralar kendimi. Emin olun pek de bir katkım yok hayatınıza. Bunu düşününce birşeyler yapmak istiyorum ama ne bilmiyorum. Aylaklık yapmaktansa şimdilik birşeyler yapmaya çalışıyorum kendi çapımda. En azından hayatımı sürdürmek adına. Şükürler olsun ki beceriyorum. İnşallah birgün hepinize faydamın olacağı birşeyler yapacağım. Bir tavsiyesi olan varsa beklerim.
O değil de, uykum geldi artık.