Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

İhsan Oktay Anar – Suskunlar…

Kasım16

Kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür
Mevlana 

eflatun

Çok sevdiğim yazar İhsan Oktay Anar’ın beşinci romanı "Suskunlar" yukarıdaki sözle açılıyor. Okuma alışkanlığı kazanmaya çalıştığım şu günlerde bana büyük bir motivasyon sağlayacağını düşünüyorum. Tavsiye ederim.

Eflâtun rengi hayaller kuran bir “suskun”un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce… Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin “gerçekliği”nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek.
Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin “nefesini üfleyen” ve ona “can veren” bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü… Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri… Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar’ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır.
Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi.
Suskunlar’ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de “suskunlar”dan biri olacaksınız…
 

Amadeus…

Şubat25
“Dünyanın bütün sıradan insanları, hepinizi affediyorum”
Amadeus
amadeus

Amadeus’a gittim geçen haftalarda. Oyunun dekor ve sahne tasarımının mükemmelliği bir tarafa oyuncuların performansları son derece iyiydi. 135 dakikalık oyunun son 15 dakikası beni en çok etkileyen kısmıydı.

Piyanosuna giderken yanında yakılan mumları, seyircilerin o coşku dolu alkışlarını arayan Mozart’ın ruh hali ve içinde düştüğü buhran derinden etkiledi beni. Önce kitaplarını “Dünya Klasikleri” arasına koyduğumuz yazarların ve şairlerin hayatlarına gitti aklım. Şimdiye kadar hiçbir büyük şair ve yazar bilmedim ki hayatları sıkıntılarla geçmemiş olsun. Herbirinin hayatında güzel olan anlardan daha çok buhranları olmuş. Hep bir sorun olmuş hayatlarında. Ya aileleri, ya çevreleri ya da içindeki yaşadıkları zaman dilimi. Küçüklükleri ya annesiz, ya babasız, ya parasız… Sayısız zorluklarla geçmiş. Binbir türlü zorlukta sıyrılıp kendilerine sıkı birer hayat felsefesi seçmiş her biri ve yazmaya vermişler kendilerini. Hangi birini sayayım ki şimdi; Tolkien, Lev Tolstoy, Dostoyevski, Van Gogh, Necip Fazıl, Tevfik Fikret… Her biri içinde bulundukları toplumlara ışık tutmuş, onlara daha iyiye gitmelerinde ön ayak olmuşlar. Bütün kötü dönemleri atlatıp parlak dönemlerine geldiklerinde kimi yolunu şaşırıp etrafa savurmuş, kimi ‘daha değil’ diyip daha da öteye götürmüş kendini. Herkes başka başka yollar seçmiş kendine.

Mozart’ın içine düştüğü durumu düşündüm uzunca. Kimseyi şaşırtmamalı şan, şöhret, para. Onu veren almasını da biliyor elbet. Faruk Nafız’ın duvarlarına çizik atılan hanları gibi dünya, bir varız bir yokuz burada.

İstiklal Caddesi’nde bunları düşünüp yürürken tiz bir ses geldi kulağıma: “Hayallerinize ulaşmanın en kolay yolu: Milli Piyango”

Not: eğer gitmek isterseniz, ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilir, hatta biletinizi satın alabilirsiniz. 

K…

Ekim31

Yeni bir edebiyat dergisi çıktı: K. Alkım Yayınevi’nin uzun zamandır edebiyat ve kitap adına verdiği çabalardan biri sadece. Dergi, “Türkiye’de ilk haftalık edebiyat” dergisi olmasıyla iddialı bir giriş yaptı ama bu iddialı ve -bence- güzel isteklilik “Türkiye’de bir edebiyat dergisi ne kadar tutar?” tartışmalarını engelleyemedi.

İlk sayısından itibaren aldım, okuyorum. Her kesimden okuyucu çekebilecek nitelikte akıcı ve farklı bir anlatımı benimsemiş yazarları. Her hafta en az 5 yazar hakkında yazı bulunuyor. Bir de dergi sonunda bir kitap tanıtımı var. Her hafta bir söyleşi de bulunuyor. Bir kez alıp okursanız pişman olmayacak, bu kısa anlatımdan daha fazlasını bulacaksınız. İlk sayısından itibaren kitapçılarda bulabilmek mümkün. Tavsiye ediyorum…

« Older Entries

Kısmet: Öylesine… (13/01/2006)

Son Sözler...

Havaalanı… - 1 Comment
Evsiz… - 6 Comments
Mimik… - 12 Comments
Kar… - 10 Comments

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...