Mektuplar…(4)

Sevgili C.,
Son mektubunla kafam allak bullak oldu. Neye sevinmeli, neye üzülmeli?
Bu epey geciken satırları okurken rahatsızlığından eser kalmamış olmasını diliyorum. Hasta olduğunu her öğrendiğimde içime ani bir suçluluk duygusu çörekleniyor. Geçen mektupta anlattıklarımla ilintili olsa gerek. Burada her yerde süpermarket görmekten hatırımdaki esnafları yerine koyamaz oldum artık. Bu bende eksiklik hissi yaratıyor ki hiç hoş değil. Ama Bay Hristo ile Bayan Iris’i hatırlamamak mümkün mü! Onları anlatmanı sabırsızlıkla bekleyeceğim. Müjgan Teyzenin yeşil gözlerini artık göremeyeceğimi öğrenmek ise bahsettiğim hissi daha da büyüttü. Annem masalı yanlış mı biliyor, elma veren birisi kötü olmamalı diye az düşünmemiştim küçükken.
Gönderdiğim resmi çizeli epey oluyor. Sevdiğim şeylerin geçmişteki gibi güzel kalmasını dilediğimden gelecekteki halimizi o şekilde sokağa iliştirmeyi uygun buldum. Sen elini kaldırmışsın, eskiye dair bir şeyi gösterirken aynı zamanda da önceden yaptığın gibi heyecanla bir şeyler anlatıyorsun. Mesafeler duyguları pekiştiriyor ya şimdi, özlem içimize işlemişken bir de bakacağız ki sevgi kocaman olmuş. “Kocaman”ın ölçüsünü de yazayım. Hani birlikte gittiğimiz misafirliklerde ev sahipleri yanağımıza, gözkapaklarımıza buseler kondurup "Sizi annelerinizden çalalım, bizim çocuklarımız olun" derlerdi de annelerimize sarılırdık korkudan. Ardından gelen "Onları ne kadar seviyorsunuz?" sorusunu kollarımızı sonuna kadar yayarak yanıtlardık ya, işte o kadar.
Simitçi, tablasının en üstüne çıtır olanları mı diziyor merak ediyorum. Merakımı gidermek için bir gece ansızın gelebilirim de C. Zaman veremiyorum; fakat oraya geldiğimde kollarımda bir aşk merdiveni ya da müzik kutusu olacağından eminim.
Otuzunda yirmilik dişi çıkan biri gibi hisseden B.
Konuk Yazar: indis
