sikiş
Hikaye | Aylak Adam... | Sayfa 2

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Kırka Beş Kala…

Ekim13

C__37_.jpg

Yolun yarısını tamamlayalı birkaç dakika oldu. Duvardaki saatte gözüm bir süredir. Saniyenin ne kadar hızlı aktığına takıldım kaldım. Saatler saatleri kovalarken, meğer önce saniyeler saniyeleri kovalarmış. Gözlerim akreple yelkovanın üzerinde gezen saniyelere takılınca fark ettim… Bir ara öyle dalmışım ki ayın pencereme vuruşunun güzelliğini bile farkedememişim. Bir ara Sezen’in filmindeki gibi biri kapıyı açtı da ışığı bir açıp bir kapatıyor gibi geldi bulutlarla oynaşırken ay. Yıllar geçse de kareler silinmiyor insanın aklından.
Yorucu bir günü geride bıraktım. Doğum günlerini eskiden olduğu gibi deli dolu kutlamak benden geçmiş artık. Yaş kırka yaklaştıkça insanın fiziksel ve zihinsel limitleri değişiyor. Eskiden olduğu gibi olmuyor hiçbir şey.
Böyle koltuğa oturmuş, gözlerim saate takılmışken aklımdan film şeridi gibi derler ya, öyle geçti geçmişte kalan yıllar. Çocukken köyde koşturduğumuz sokaklara, oynadığımız oyunlara gitti aklım. Son bayramda baktım da kısacık yollarmış bize yorucu gelen yürüdüğümüz, küçücük alanlarmış bize kocaman gelen. Şimdilerde kimsecikler yok oralarda. Birkaç dedenin yavaşça adımladığı yollar olmuşlar sadece. Patlak bir topun peşinden koşturduğumuz toprak alanlar tanınmaz olmuş. Zaman yosunlarla kapatmış üzerinde ayakta dünyayı seyrettiğimizi düşündüğümüz taşların üzerini. Aynı saf yürekler kalmamış ne bende, ne insanlarda.
Hatırlıyorum da küçük hayallerimiz, saf düşüncelerimiz vardı o zamanlar. Onca yıl sonra dönüp aynadaki kendime bakıyorum da kalmamış o saflık. Suyun sabahın mahmurluğunu silmesi gibi akıp gitmiş yüzümden. Siyah düşünceler almış yerini, hayatın çizgileri eklenmiş alnıma. Yorgunluk çökmüş yüzüme. Anlamsızlaşmış, neşe vermez olmuş küçük mutluluklar.
Gençken -daha gençken- harcadığım zamanlara üzüldüm. O kadar boş işlerin peşinden koşup, o kadar küçük olaylara sözlere üzülmüşüm ki, yıpratmışım gelecek kaygısıyla o günlerimin güzelliğini. Görmemişim daha önümde zamanın olduğunu. Geleceği düşünüp, geçmişi yaşayarak harcamışım bugünümü. O bugün ki bir sure sonra dün olmuş, yarın hep aynı kaygıyla kalmış.
Başkalarını mutlu etmek uğruna kendimi unutmuşum. Mutlu olmanın bir zorunluluk olduğunu şimdi anlıyorum. Evet, evet mutlu olmak zorundayım! Hep geçmişe üzülerek yaşayıp anı atlamışım. Hep boş tarafını görmüşüm hayatın, dolusuna bakamamışım. Gözlerim hep kaçırdıklarımı aramış, elimdekileri görememişim. Mutluluklar kayıp gitmiş ellerimden, ben yenilerini ararken. Bir tek dostlarımın kıymetini bilmişim, onlar benimkini bilmeseler de. Hep güvenmişim, hayal kırıklıkları kalmış sonra kalbimde. Hep düşünmüşüm, kendim olmuşum hayatın acımasız ellerinde. Zaman geçmiş gözlerimin etrafını sarmış halkalar, hatırlatmak için geçen yılları aynada.
Düşündüm de, bugün hala benimle. Yarın bilinmez bir gelecekte. Dün sudaki aksim gibi, sadece belli belirsiz çizgileri benimle birlikte… Kırka beş kala…

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

posted under Hayal, Hayat, Hikaye | 3 Yorum »

14 Şubat Nostaljisi: Vapurlar ve Martılar…

Şubat14
“Love is an untamed force. When we try to control it, it destroys us. When we try to imprison it, it enslaves us. When we try to understand it, it leaves us feeling lost and confused.”
Paulo Coelho, The Zahir, S.94

Martı

Onlarınki kıtaları aşan bir aşktı. Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun kadar büyüktü aşkları. Yıllar önce suları hala temiz, çevresinde yeşil ve kuşların dallarına konacakları ağaçlar varken, gökyüzünde güneş görünürken hala, eşi benzeri olmayan boğazda yaşanırdı bu aşk. Vapurun her kalkışından önce sessiz bir bekleyiş olurdu. Bir hüzün sarardı gözlerini. Vapura bakar, bırakamazdı. İlgisiz beklerdi. Hayır, hayır, yanlış anladınız, ilgisiz değildi kesinlikle. Onun yaptığı naz yapan, ilgi bekleyen sevgili rolüydü. Fark ettirmeden, gözlerini sudaki aksine bakıyor gibi yapıp vapuru izlerdi.

Gidiş işaretinin verilişiyle birlikte bir çığlık yükselirdi, bir ağıt yankılanırdı gökyüzünde. Vapur hiç gitmesin ister, o sakin ve ilgisiz halinden sıyrılıp kanatlarını var gücüyle çırpardı. Vapurun ardından süzülürdü. Büyük bir aşk vardı kıtalara sığmayan. Martı hiç bırakmak istemez, vapur ardına bile bakmadan çekip giderdi. Aslında onun da gitmeye niyeti olmazdı. Huysuzdu sadece. Martının sevgisinden hep bir şüphesi vardı vapurun. İçini yakan buydu. Hep onun gelişini görmek ister, böylece onun sevgisine olan güveninin artacağına inandırırdı kendini. Martı hiç yorulmadan çırpardı kanatlarını. Vapurun ardından çığlıklar atar, kendince yaktığı ağıtlarda onun geri dönüşünü bekleyeceğini haykırırdı. Yolculuğun yarısına kadar sürerdi bu uçuş. Vapurun huysuz ve ilgisiz hali yorardı martıyı bu kanat çırpmalardan sonra. Yırtınırcasına kanatlarını çırpışı son bulurdu gözlerindeki umut ışığı söndüğünde. Yol değildi onun gözündeki, kanatlarını çırpmaktan da yorulmazdı aslında, bir baksa vapur ardına, döneceğini söylese yorgunluğu geçerdi. Usulca süzülürdü gökyüzünde geriye doğru, yolun ortasında. Ardına bakmadan dönerdi.

Huysuzluğunun ve yaptığı hatanın bir süre sonra farkına varan vapur başka bir sevgiliyi peşinden koşturduğu bir başka yolu aşıp geri dönerdi martıya. Martı sessiz… İskelede bir sonraki gidişe kadar ilgisiz beklerdi. İçindeki kırgınlığın geçmesi için vapurdan bir hareket bekler ama için için de gidip konmak isterdi balkonuna. Vapur hiçbir zaman karşılık vermezdi bu isteklerine. O da haklıydı kendince. Vapur değişti zamanla, zamana çabuk adapte oluyor, çarkları zaman içinde yer ve şekil değiştiriyor, ağaçtan yapısı demirden bir hal alıyor daha da güçlü oluyordu her geçen gün. Görünüşü değişirken, içi de değişiyordu kuşkusuz. Zamanla daha bir umursamaz olmaya başlamış, daha da hızlı terk edip gider olmuştu, martının aynı hızlı çırpınışlarına aldırmadan.

Onlarınki iç burkan, kimsenin sevdiğini söyleyemediği, her gün binlerce insanın şahitliğini yaptığı bir aşktı. Her gün aynıydı. Her gidişin bir dönüşü vardı bu aşkta. Vapur umursamaz ve huysuzdu. Martı aşkından uçar, haykırışlarına cevap bulamadığından bir sonraki dönüşte ilgisiz görünürdü.

Onlarınki kimsenin kimseye vaktinde yetişemediği aşklardandı. Aşk, onlar için sevdiğinin arkasından son kez bakarak susup beklemekti. Onlarınki bir ömürlük ızdıraptı.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Şubat 2007 

posted under Hayat, Hikaye | 3 Yorum »

Tesadüf…

Haziran3

Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
Aşk mıydı,değil miydi?
Bunu o günler kim bilebilirdi?
“Eylül’de aynı yerde ve
aynı insan olmamı isteyen” notunu buldum kapımda.
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın,
Ve saat 16.04′tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran
Zaman’ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını

Yalnız Bir Opera, Murathan Mungan

metro

Senin geleceğin yoldan sana geliyorum. Kalabalıklar içinde ilerlerken aklımda gideceğim yerden çok seni görebilme ihtimaliminin hayali var. Usul usul insanlar yanımdan geçiyor. Her geçen insanın yüzüne bakıyorum. Baktığım yüz sen değilsen hiç mi hiç görmüyorum aslında. Saatim gece yarısına çok kalmadığını söylüyor. Adımlarım yavaş. Sırf seninle kesişen yollarımda seni görebilmek seninle tesadüfen karşılaşmışız gibi yapıp seninle iki çift laf edebilmek için yavaşça atıyorum her bir adımı. İnsanlar omuzlarını birilerine çarpıp karşısındakinin yüzünü bile göremeden özür dilerken ben senin yüzünü arıyorum. Hafif bir rüzgar var havada. Baharın hiç yaşanmadığı bir zamanda yazın “geldim” haykırışları sıcak ve yüzümün kıvrımlarında oluşan bir iki damla terle gösteriyor kendini. Ben seni düşünüyorum.
Belki birazdan karşılacağız seninle. Ben önce şaşırmış gibi yapacağım ve sonra ayaküstü bir sohbete başlayacağız. Nasıl olduğunu, neler yaptığını soracağım ve senin sözlerinin dalgası kulaklarımdan beynimin kıvrımlarına ulaşırken, ben senin gözlerinde boğuluyor olacağım. Öyle derin bakacağım ki sana, sen bile uyandıramayacaksın o rüyadan beni. O kocaman ve bir o kadar da masum gözlerinde boğulurken ben, sen muhtemelen bana sorular soracaksın ve ben hissettiğim en saf hisle cevap vereceğim gözlerinin esaretinde, hipnozların en iyisine uğramış gibi. Anlamayacaksın hiç ne olup bittiğini. Ben seninle uzak diyarlara gitmiş, gecenin en güzel ve en derin dakikalarını yaşamış olacağım ama sen sadece bir gülümseyen yüzle yaşayacaksın o anları. Zaman hızla akacak. O kısa zaman bütün günümü doldururken ayrılık anı gelecek ve o anları saniyelerin uzamasını istediğim bir sarılmayla noktalayacağız seninle.
Sen benim geldiğim yolda, ben de senin geldiğin yolda ruhumu geride bırakmış olarak ilerlerken geri dönmeyi isteyeceğim için için, yüzünü bir daha görebilmek için. İstemesem de, dönme isteği sen uzaklaştıkça gerçekliğini yitirecek ve ben seni tekrar görebilmek için kafamda binlerce bahane uyduracağım omzumu yanımdan geçenlere vururken. Kaba saba bir adam olduğumu düşünecekler bana arkadan bakıp çünkü hiçkimse benim seninle olan rüyalarımı görmeyecek.
Belki de bütün bunların hiçbiri olmayacak. Kim bilebilir ki! Metroya giden merdivenlerden yavaş adımlarla iniyorum şimdi. Yürüyen merdivenlerde yanımda hızla geçen insanlara yol veriyorum. Koridorlardan zaman zaman gelen insan seline takılıyor gözlerim. Sen yoksun henüz. Belki de buradan bile gelmeyeceksin. Belki ben senin buradan gelebilme ihtimaline takılıp kaldım bir öğrencinin bir derse hep takılması gibi. Bilmiyorum. Ufukta son köşe görünürken daha da yavaşlıyorum. Adımlarım duracak kadar yavaşlamaya başlıyor. Dönecekken bekliyorum biraz, olabildiğince ağırdan alıyorum zamanı. İnsanlar yüzüme bakıp niye beklediğimi sorguluyor. Belki rahatsızlandığımı düşünüyorlar, belki de anlam veremeyip geçip gidiyorlar yanımdan. Bense çevremden ayrı bir dünyada yaşıyorum.
Yoksun.
Metroda bekleyen yalnız insanlar görüyorum. Hepsi kendi dünyalarında bambaşka yerlere gitmiş, buradan bakınca, inan bana, bekledikleri metro değil de hayalleriymiş gibi geliyor insana. Keşke yanımda olup görseydin mesela şu köşede oturmuş elleri çenesinde karşıdaki duvara bakan uzun sarı saçlı kızı. Aradığı, uzaktaymış gibi baktığı duvardaki İstanbul gravürleri değil elbette. Belki de o yerlerde geçirdiği zamanları düşünüyor. Kim bilir.
Bense yol boyunca kurduğum hayellerdeki rollerinle seni düşünüyorum. Sana söylettiğim replikleri düşünüp acabalı sorular soruyorum kendime. Yanımdan biri geçti şimdi. Yüzüme bakarken garip bir dudak büküşü vardı. Kim bilir ne düşündü. Çok da önemli değil boşver.
Karanlıkların içinde gelen metroya bineceğim birazdan. Zaman hızla akarken hala karşıdan gelen metrodan senin inebilme ihtimalini bekliyorum. Gelmiyor kimse.
« Older EntriesNewer Entries »



Kısmet: Sonsuz… (24/01/2008)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...