Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Teknomektup…

Ekim27

teknokent

Eskiden mektuplar vardı ya uzaktakilere yazılan, o günlerdeki o saf duyguyu özlüyorum çoğu zaman. İçimden ne zaman bir mektup yazmak gelse, işi tembelliğe vurup elimi telefona uzatıyorum artık. Heyhat! ne kötü şey değil mi şu teknoloji! Uzakları yakın ederken hergün daha da uzatıyor aradaki mesafei. Bu teknoloji denen insanın düşünceleri ve duyguları arasındaki çelişkiye çok benziyor, ne yapsan olmuyor. Diğer taraftan sen bu mektubu sabah aldığında mutlu olacağın ve -umarım- gününü artık mutlu geçireceğin için seviyorum da işte onu.Bunca lafı teknoloji üzerine konuşmak için etmedim. Bütün günümü betondan yapılmış bir binada harcarken ve çıktığımda insanlar çok uyumuşken dışarıda yağan yağmurun tadını bir fincan kahvenin etrafında dönecek bir sohbetle ısıtamadığım için hayıflanıyorum bu aralar. bilirsin benihuysuzluk yapmak için hep bir bahanem vardır. Değişen birşey yok anlayacağın. Kötüye gitmesindense değişen birşeylerin olmaması, aynı kalması da güzel. Mesela birini hep ilk günkü gibi seviyor olmak güzel olmaz mıydı? Ya da seviliyor olmak? Bebekler hep aynı sevimliliğinde kalsa, bir şarkı hep aynı tadı bıraksa ruhunda eskimese hiç? Güzel olmaz mıydı? Kim bilir, belki olmazdı.

Mimik…

Mart22

Dünyayı sözcüklerle tutsak ettik.

Cehenneme Övgü, Gündüz Vassaf, S.41

62_1.jpg

"İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır" demiş atalarımız. Atamızın söylediği her sözde olduğu gibi bunu da söylerken eminim bir bildiği vardı. Lakin, atalarımız bunu bizim için söylememiş. Biz seninle konuşmadan da anlaşabiliyoruz. Senin sessiz duruşun, gözlerini kırpışındaki yavaşlık, ellerimi tutuşundaki soğukluk, kalbinin atışındaki hız, sözlerini söylerkenki heyecanın, yüzündeki gamzenin derinliği bana söylediğin bütün sözlerden çok daha fazlasını anlatıyor. Mimiklerin tüm kitaplarda yazılanlardan daha fazlasını öğretiyor şu küçücük kalbime.

Her ikimizin de biribirimizi bu kadar iyi anlıyor olması aramızdaki bağın gizemini alıp götürür, sonra da kuru bir dal parçasından bir farkı kalmaz diye korkma sakın. Çünkü, o kadar derin bakıyorsun ki bazen, çıkarabildiğim tek anlam gözlerinin güzelliği oluyor. Ve o kadar sessiz kalıyorsun ki bazen, dünyamdaki bütün sesler kayboluveriyor.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

posted under Hayal | 12 Yorum »

Silgi…

Mart18

It is always important to know when something has reached its end. Closing circles, shutting doors, finishing chapters, it doesn’t matter what we call it; what matters is to leave in the past those moments in life that are over.

The Zahir, Paulo Coelho, S.173
silgi

Soruyorsun ya bana hep “ne düşünüyorsun?” diye, hiçbirşey düşünemiyorum gözlerine bakarken. Yıllardır inanmak istediğimi artık yanıbaşımda görünce ne düşüneceğimi bilemiyorum şaşkınlıktan. Ve hayret ediyorum kendime artık inanmadığımı farkedince bu ana. Biz hep geç kalmışız zamana ve hep kaybetmişiz zamanla. Öyle bir noktada bulmuşuz ki birbirimizi, zaman bizi bize acı vermek için seçmiş sanki. Rüzgarın savurduğu yapraklar gibi akıp gitmek istesem de seninle o serseri zamanın içinde, yıllardır ayrı tuttuğu için bizi direnmek istiyorum o rüzgara sırf inadımdan. Belki böyle alırım intikamımı diye geçiriyorum içimden. Lakin her geçen an aleyhimize yine ve geçmiş hiç lehimize olmadı ikimiz için de. ‘Unutmak zamanı’ geldi de geçiyor belki de.

posted under Düşünce, Hayal | 26 Yorum »
« Older Entries

Kısmet: Mozilla Firefox… (22/05/2005)

Son Sözler...

Havaalanı… - 1 Comment
Evsiz… - 6 Comments
Mimik… - 12 Comments
Kar… - 10 Comments

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...