Bangkok…

Beklentim çok yüksek değildi. "Blade Runner" filmindeki sokakları, her yerlerinden tütsü dumanları yükselen tapınakları ve turuncu giymiş rahipleri görmenin ötesinde birseyi beklemiyordum. Beklentilerimin bir kısmında hakli çıksam da aklımdakinden biraz daha farklı bir dünya ile karsılaştım. Bangkok, Istanbulun bence cok daha az gelişmiş ama benzer sorunları taşıyan halinden başka bir yer değildi.
Kentin sınırları, sanki rahiplerin tütsüleriyle çizilmiş ve tapınaklarla korunmuş olsa da içinde modern, farklı, bol ve gizliden gizliye kokuşmuş bir yasam tarzının izlerini barındırıyor. Gündüz gezip gördüğünüz o ruhani hava geceleri yerini bambaşka bir hayata bırakıyor.
Siam Paragon gibi en sevdikleri lüks ve bizimkilerden daha farklı konseptteki alışveriş merkezleri şehre aydınlık ve yaşanabilir bir hava veriyor. Geziye de buradan başlıyoruz. İlk gün aslında bizim için sadece geceden ibaret, haliyle gidilecek en guzel yerlerden biri Siam Paragon oluyor.
Ertesi gün Altın Buda, Reclining (Uyuyan) Buda gibi onlar için çok kutsal yerleri gezmeye başladık. Bütün bir günü neredeyse tütsüler arasinda ve benim ruhumu karartan ama kanımca onların ruhunu açan yerlerde geçireceğiz diye düşünmeye başlamışken; birbirinden güzel çiçeklerin olduğu çiçek pazarında, birbirinden ilginç -benim damak tadıma uymayan- yiyecekler ve egzotik meyveleri görünce biraz olsun ruhum rahatladı. Aklimdaki en ilginç görüntü satıcılardan birine ait, sırtında ve kollarında yürüyen sincap. Ilk defa birinin sincap besledigine sahit oldum.
Her şehirde olduğu gibi buranın da bir Cin Mahallesi var. Her cin mahallesinde olduğu gibi bu cin mahallesinde de her yerde taklar ve fenerler var. Yoksa cin mahallesi olmazdı öyle değil mi? Bazen bu cinlilerin neden böyle bir mahallesi olduğunu ve özellikle bu mahallelerin daha çok suç ve karanlık islerle iliskilendirildigini düşününce bunu ısrarla neden insanların gözüne soktuklarını merak ediyorum.
Bangkok’ta bana en ilginç gelen ama sonradan Taylandin genelinde olduğunu farkettigim konsept terziler oldu. Çok ucuza size özel giysiler dikiyorlar. Gömlek, takim elbise, pantolon, ceket, bluz vs. ne isterseniz bir gün içinde dikip size teslim ediyorlar. Ne derece kaliteli hiç anlamadım ama kişiye özel dikim düşüncesi hoşuma gitmedi değil. Belki Turkiye icin zincir bir ticaret dusuncesi olabilir. Ne de olsa bir tekstil cennetinde yasiyoruz.
Cin mahallerinden alışveriş yapmamış, kendimize bir elbise diktirmemiş olsak da kendimizi oranın en büyük pazarlarından Chatchuchak’a atmadan edemedik. Aslında bakarsanız her şey benim bu bonsai merakım yüzünden. Bu pazardan en büyük beklentim çok güzel bir bonsai ağacı bulabilmekti. Buldum da. Hatta onu THY ile Tayland tan Istanbula kadar da getirdim. Artik bendeki bonsai sevgisini siz düşünün.
Bu arada gezdiğimiz yerlerdeki altından yapılan koruyucu helkelerinden, tapınaklardan, hangisi daha şaşalı ayırt edemediğim devlet konaklarından; aylardır kurulamayan hükümetten ve her gün yapılan gösterilerden bahsetmiyorum bile. İşin ilginç tarafı zamanında bu kadar zengin olduklarından yaptıkları bu altın heykelleri simdi restore edememeleri beni güldürürken düşündürmedi değil. Bu zenginlik denilen nimetin ne zaman kimin elinde olacağı belli değil. İyisi mi elimizde birşeyler varken onu güzel islere harcamak, lüzumsuz heykellere ve sasaya değil.

Eline sağlık, gitmiş kadar olduk sayende:)