Aşk – Hıncal Uluç…

Burayı takip edenler bilir, ne kadar alıntı yapmanın gerekliliklerini yerine getirirsem getireyim bir metni alıp kopyalayıp buraya yapıştırdığım bir ya da ikidir. Onları öylece kopyalayıp yapıştırmaktansa “bakın burada da güzel bir yazı var, okuyun” demeyi tercih ederim. Bu sefer durum biraz farklı olacak. İlk sebep yazının bende bir yerinin olması. İkincisi bende sadece yazının yıllar öncesinden kalma bir kopyasının olması. Kısaca anlatayım.

Benim kadim dostum -aramız dosttan da ötedir de onu anlatacak bir kelime bulamadım- geçenlerde bir e-posta atmış. Beş yıl önce biz oda arkadaşıyken üniversitede bir yazı okumuştu bana. “Bak, sana bir yazı okuyacağım” diyip başlamıştı Aşk başlıklı Hıncal Uluç yazısını okumaya. Sonra üstüne uzun uzun konuşmuştuk. Sonrasında bu yazıyı her ikimiz de “maşuku bekleme”nin tanımını yaparken kullanır olduk. Benim en sevdiğim şiirlerden biri de hikayenin içinde yer alınca bende daha bir yer etti yazılanlar.

Aradan beş yıl geçtikten sonra, bir sabah e-posta’mı açınca bana yazının geri kalanının gönderildiğini gördüm. Yazının devamnı bulunca hemen yollamış, dostum. Ben sizinle aradan beş yılın geçmesini beklemeden yazının her iki kısmını paylaşacağım. Buyrun.


“Üniversiteli delikanli kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı.Okul salonundaydı maç Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa göruyordu takımda.. Hoşlandıgını, fena halde hoşlandıgını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı degil, o güzel kızı izlediğini’¦Kız servis atarken hemen önunden geçti. Göz göze geldiler..Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok populerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı.Kimbilir, belki kız da ondan hoslanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmisti..Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlıda yerini degistirdi,o da karsıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndu.. Kızda gidiş gelişleri fark etmişti galiba..Bir defa daha gülümsedi.Manidar.. “anladım” der gibi bir gülümseyişti bu…Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü..Pazar günü,sabahın körunde kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım,o dünyalar şirini kizi gormek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu’¦Dahası..Ankara Koleji’nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek icin’¦ Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme,çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır Olmuşlardı…O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gulumseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak,bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız çok şaşırdı ,karşısında,sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu.Arkadaştılar.Sonunda bütün cesaretini topladı,kaptana açıldı..O kızdan fena halde hoşlanıyordu.Galiba, kız da ona karşı boş degildi. Bir yerde,bir şekilde tanısmaları gerekiyordu’¦O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü’¦ Kaptan “tabi” dedi’¦ “Bu hafta sonu güzel bir konser var.Beraber, gitmeye karar vermistik zaten. Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız’¦”Mutluluk işte bu olmali” diye düşündü delikanlı..”Mutluluk işte bu ‘¦” Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı. Konser gününü de hiç ama hiç unutamadı.. O ne heyecandı öyle’¦Konserin verildigi sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokundugu anı da hiç unutmadı delikanlı..Voleybol takımı kaptanı, salona girdiklerinde,ustaca bir manevra daha yaptı Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.Inanamıyordu delikanlı..Onunla nihayet yan yana oturduğuna,onun sıcaklıgını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor’¦.Delikanlı, sahne de dünyanın en romantik şarkısı soylenirken -o an dünyanın bütün sarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki icinde… Ama uzatamıyordu işte elini’¦Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki’¦Sonunda dayanamadi, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu’¦Kızın omuzuna değil.. Koltuğun uzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli,delikanlının elinin üzerine dokundu’¦Kalbi yerinden firlayacak gibi atıyordu artık genç adamın. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu cünkü… Konserden çıkarken, kız, sakalaştı’¦”Sizi her maçımızda görüyoruz.Alıstık nerdeyse…Yarın Adana’da maçımız var’¦Gözlerimiz sizi arayacak.. Hayır!, aramayacaktı…Delikanli o anda kararını vermisti çünkü..Cebinde onu otobüsle Adana’ya götürüp getirecek, hatta ögle yemeginde bir de, Adanakebap yedirecek kadar para vardi… Gece yarısı kalkan otobuse bindi.. Sabah erkenden Adana’ya indi. Mac saatine kadar başı boş dolaştı.Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken,salonda ki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan degildi sebep tabii..İlk sette kız farkın da bile degildi onun..Nerden olsundu ki? İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız farketti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifada biraz mutluluk,birazda gurur vardı sanki.. Ankara’nın hele Kolejde çok populer bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu…Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti.Tek kelime konuşmadan.. Konusmaya gelmemişti ki.. Kız “keşke orada olsaydın” demişti.O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona,o kadar çok sey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladi. Daha dogrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.Söylemek istedigi hersey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Ögleden sonrayı zor etti,Kolejin önüne gitmek için… Kızın karşıdan geldiğini gördü.Koşarak yanına gitti.”Bu sana” diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl’in dört satırını okurken…

“Ne hasta beklerdi sabahı
Ve ne genç ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni bekledigim kadar!..”

Ertesi gün ögleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önundeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu…Bu defa yanında arkadaşları yoktu.Yanlızdı…Yaklastıgında işaret etti delikanliya..Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çagırıyordu işte…Kalbinin duracagını sandı yaklasırken… “Sana bir şeyler söylemek istiyorum” dedi kız..O’da heyecanlıydı,belli…”Bak iyi dinle.. dünkü satırlar için çok teşekkürler…Herhalde hissettin, bende senden hoslanıyorum… Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var.Ondanda hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha cok hoşlandıgıma.. Ve de şu anda, onu terketmem için bir sebep yok…Delikanlı : “O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam,hayatında baska kimse olmazsa, ara beni” dedi hiç nefessiz… Ayrıldı kızın yanından..Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda
önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden…Yıllarca sonra Levent Yüksel’in söyleyeceği şarkıda ki Sezen’in sozlerini O, o zaman biliyordu sanki… Aşk onurlu olmalıydı…Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdigi o dörtlükteki gibi bekledi…Hastanın sabahı, şeytanın günahı bekledigi gibi bekledi… Heyecanla bekledi.Hırsla, arzuyla bekledi.Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen ofkeyle bekledi.. Ama bekledi…Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi.Bir gün bir şiir antolojisinde siirin tamamini buldu.. İki dörtlüktü şiir…İlki kıza verdiği… Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar…O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu…Bekleyiş sürüyor,sürüyordu…Okullar kapandı,acıldı.. Aylar,aylar geçti…Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördüü…”Günlerdir seni arıyorum” dedi kız… “Günlerdir seni arıyorum.işte sana haber…Artık hayatımda hiç kimse yok!..” ” Yaa” dedi delikanlı… “Yaa”dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye bekledigi an gelip çatmışken,ağzından sadece bu ses çıkmıştı..”Yaaa!..” Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza..”Sana bir şiirin ilk dörtlügünü vermiştim ya bir gün” dedi.. “Bu da sonu onun.. ” Sonra yürüdü gitti,arkasına bile bakmadan…Kız ikinci dörtlügü oracıkta okurken…

“Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!..”

Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar gecti.Delikanli bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını?… Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıstı ki,artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı..O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmisti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti ugruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugun hala bilmiyor…”

Hıncal Uluç 


Telefonum çaldı, dün sabah.. Nerdeyse yaklaşan yarım asrın ardından.. 1960’tan bu yana ne görmüştüm, ne duymuştum.. Evlenip yurtdışına yerleştiğine dair bir haber almıştım, hepsi o..
Tam 45 yıl sonra arıyordu işte, gazetenin üzerinde yazılı telefonumdan..
Tüm canlılığı ile sesi kulağımdaydı gene.. Hiç yaşlanmamıştı, hâlâ cıvıl cıvıldı.. Hâlâ o Kolejli kız sesiydi, kulağıma gelen..
Oydu..
Voleybolcu..
Hani..
“Ne hasta beklerdi sabahı
Ve ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar”
Vardı ya.. İşte o..
Bunca yıl sonra niye aradığını sormadım.. Gazeteyi okumuş, ya da Yaşamdan Dakikalar’da izlemiş olmalıydı..
İnanılmaz bir konuşma oldu..
Olup bitenlerden, yazıp anlattıklarımdan tek kelime laf etmeden.. Tek kelime sitemleşmeden..
Hani dün birlikte yemek yemiş ayrılmışız da, bu sabah telefon ediyor gibi.. Aradaki 45 yılı silerek, yok sayarak, dünün ardından bugün gibi konuştuk..
Okurlarımın pek çoğundan e-mail almıştım.. “Peki hikâyenin sonu ne oldu” diye.. Yazmadım.. Bilmiyordum ki..
Sordum, anlattı..
Vedalaşmamızdan birkaç ay sonra Kolej’i bitirmiş.. Birkaç ay sonra da, yakın bir kız arkadaşının ağabeyi ile hızlı bir tanışma sonunda evlenmiş.. Delikanlı doktor.. Yurtdışında çok cazip bir iş bulmuş.. Hemen Avrupa’ya taşınmışlar.. Gidiş o gidiş..
39 yaşında bir oğlu var. 30 yaşında da bir kızı.. Yani, aile de hemen genişlemiş..
Yedi yıl önce boşanmışlar.. Çocukları da yuvadan ayrılmış.. Yalnız.. Dönmeyi düşünmemiş.. Artık yeni ülkesine iyice yerleşmiş, alışmış, düzenini öyle kurmuş ya.. Kalmış orada..
Ara sıra tatile geliyor.. muş.. Burada bıraktığı ailesini görmeye..
“Seni dün aradım, bulamadım.. İstanbul’daydım.. Buluşup bir kahve içmek istedim.. Yoktun. Ulaşamadım” dedi.. “Şimdi Ankara’daydım, burdan da dönüyorum artık.. İnşallah bir dahaki sefere..”
“Bakarsın benim de oralara yolum düşer, belki de ben gelirim” dedim.. “Telefonun kayıtlı nasılsa..”
“Harika olur” dedi.. “Seni gezdiririm..”
Kapattık.. İçim bir hoş.. Anlatılmaz bir hoşluk.. Şaşkınlık.. Karmakarışık duygular.. Tam o sırada Yasemin daldı odama.. “Kimi bağladığını biliyor musun” dedim.. Adını söyledi.. “Tamam da” dedim, “Kim o peki?..”
Merakla baktı gözlerime..
“Voleybolcu” dedim..
Bayılıyordu!..

Hıncal Uluç, 5 Haziran 2005

8 thoughts on “Aşk – Hıncal Uluç…

  1. Gerçekten çok güzel bir hikaye iyiki bizlerle paylaşmışsın aylak adam (Alıntı yapmaya degermiş yani :) )

    Beklemek tek aşkı degil temeli sewgi üzerine kurulmuş bir çok olguyu öldürüyor. Dostluk arkadaşlık da buna dahil bence…

    Hani denirya biraz zaman lazım bir süre görüşmeyelim hepsi palavra araya sogukluk girdikten sonra bişeylerin olması çok ama çok zor oluyor…

  2. Ben bu hikayenin ilk bölümünü biliyordum fakat ikinci bölümünü sayende öğrendim teşekkürler. Harika bir hikaye gerçekten belki kendimden bir şeyler bulduğum içindir hikayenin iyiliği ama harika ellerine sağlık.

  3. Önceler gelir bir zaman diliminden

    Ansızın gider yine bir zaman yok olurken

    İçinde bir derin sızı

    Sen onu anarken ….

    Gözler konuşur gün güne vedalaşırken

    Susar kalırsın ey can …//SUSAR KALIRSIN…

    derin bi hikayenin içinde buldum kendimi bir anda…
    ve şiirle başlamak istedim..
    önce paylaşımın çin tşk ediyorum aylak adam..
    beklemek….
    bi gerçeği severken bi hayali ömrünce imge yapıp bekletilemek…bi umutun yokoluşu…sanırım içsel duyguların zedelenmesi gibi bi şey demek… ..
    beklemek üzerine çok söz söylenirdi ama, malum geç bi saat uzadıkça uzar şimdi ..:)
    tekrar tşk ettim ve kaçtım artık :)
    sevgilerimle…

  4. beklemek yorucudur bence de bazen zaman herşeyi beraberinde götürür aynı kalabilmek çok zor…
    paylaşım için teşekkürler :)

  5. ben bu hikayeyi anonim sanıyordum.. Hıncal Uluç ile alakalı olması benim için şok oldu.. belirtmeden geçemedim:D

  6. hikayede de dedigi gibi aslında beklemek karsıdaki kişiyi daha degerli kılıyo bende bekledim yıllarca ama geldiginde gördüm ki içimde yarattıgım kişiyi karsılamayacak birisi cıktı :)hani derler ya askın en güzeli platonik olanı diye bencede en kutsal ve güzel olanı platonik olan..mış.paylastıgın duygular cogaldıkca ilşkide yıpranıyo ve sonu geliyo….bende bu hikayeyi biliyodum ama hıncal ulucun hikayesi oldugunu bilmiyodum(:

  7. HINCAL ULUÇ’U PEK SEWMEM AMA BU YAZISINI DEFALARCA OKUYORUM OKUYORUM OKU-YORUM SÜPER Bİ MAKALE ; ))

  8. Bu yazıyı geç bulduğuma mı üzüleyim yoksa sonumun böyle olacağına mı? şu anda öyle müthiş duygular içerisindeyim ki.. Bu şiiri uzun yıllardır biliyordum, bana uyduğunu da. Yıllardır bir türlü duygularımı anlatamıyordum, ne yazdığım şiirlerde ne de “içimi döktüğüm” yazılarda. Bu hikaye.. 8 yılı geride bıraktım, ve onu her görüşümde yeniden heyecanlanmam gerektiğini düşünüyordum, bir zaman sonra fark ettim ki benim aklımda kurduğum insan kusursuzdu, benim aklımdaki bambaşka bir insandı, kavuşmak değildi isteğim artık. Büyüdüğümü fark ettim, üzüldüm, sevindim.. Bende o “kafamdakini yaşatmak için, ondan vazgeçmiştim” artık.. Okuduğum yazı. Belki biraz geç, belkide fark etmem için tam zamanı! Bilmiyorum.

    Sadece teşekkür etmek geldi içimden, birde biraz boşalmak..

Leave a Reply