Dün en çok izlenen ulusal kanallarımızın hepsinin ana haber bülteninde bir haber vardı. Kadın kocasını sevgilisiyle birlikte yakalamıştı ve kameralar oradaydı. Kadın kocasına “Utanmıyor musun?’ diyor, adam altta kalmıyor “Sen yaptıklarını unuttun mu?’ diyor bir de üzerine yürüyordu kadının. Düşündürücü değil mi?
Bu haber, ciddi program olmalarıyla övünen birçok haber programında, ülke için gerçekten önemli bir haber olarak görülmüş olmalı ki eleştirildi, incelendi, yorumlar yapıldı, sebepler ve sonuçlar tartışıldı. Tabiki konunun başlangıcı belki de bu haberdi ama konuşmalar ülkenin genelinde de böyle bir durum olması sebebiyle çeşitli noktalara dağılıyor, olayın sorumlusu aranıyordu.
Böylesi bir konuyu işlemek medyanın işine geliyor ama kimsenin niyeti olaya bir nokta koymak değil aslında. Kimse bu konunun bir çözümünü bulmak istemiyor. Herkes memnun halinden. Aldatılan kadın sesini duyurduğu için, aldatan kadın artık olayı sıradan bir hale getirdiği için ve bunu “mutluluk’ adı altında kendi lehine çevirebildiği için, aldatan koca da kendi deyimiyle “başka bir çiçekten de bal aldığı’ için, program sunucumuz da prime timeda böylesi iyi bir reyting bulduğu için mutlu, belki bir rezillik çıksa daha iyi olacak programın reytingi açısından ama durun o noktaya gelmedik daha, alttan alttan hazırlıyoruz ortamı sorularımızla.
Bu bitmek bilmeyen programları bir kenara bırakalım, biraz daha uzaktan bakıp incelemeye çalışalım. Aldatmak yeni bir kavram değil. Her yüzyılda her türlü kesimde görülen bir olay. Öyle ki Truva savaşının bile sebebi bildiğiniz gibi bir nevi ‘“hatta en büyük- aldatma sonucu çıkmış, bir şehir bu yüzden yerle bir edilmiştir. O zamanın soylu ailelerinde görüldüğü gibi şimdi de “sosyete’ ya da bence “parası çok, kültürü önemsiz olan’ insanlar arasında da görülüyor. O zaman halk arasında görüldüğü gibi, şimdiki toplumumuzda da çok görülüyor. Değişen birşey yok.
Ama var aslında. Her ne kadar aldatma konusunda toplumlarda birşeyler değişmese de ahlak ve kültür anlayışı çok fazla değişti o günden bugüne. Özellikle eski Türk topluluklarında kadına verilen önem bugünkünden çok daha farklıydı. Kadınlar ailede sözü dinlenen ve aileyi bir arada tutan değerler olarak görülür, saygıda kusur edilmezdi. Evin beyi alınan kararlarda mutlaka eşine danışır, ailedeki birlikteliği korumaya dikkat ederdi. Osmanlının son dönemlerinden başlamak üzere özellikle Ulu Önder’in aramızdan ayrılmasından sonra hızlanan bir süreçte, onun bahsettiği “batılılaşma’yı bilime ve tekniğe önem vermek, düşünce ufkumuzu genişletmek, yüzümüzü geleceğe dönüp insanlık için doğru işler yapmak, toplumdaki huzur ve birlikteliği korumak, birbirimize karşı sevgi ve saygıda kusur etmemekten çok; daha cesur giysiler giymek, zevk ve sefaya daha da önem vermek, yolsuzlukta bir adım daha ileriye gitmek, birbirimizin malına göz dikip sevgi ve samimiyetten uzaklaşmak olarak aklımızla değil de başka bir yerimizle anladığımız için kültürümüzde ve toplumumuzdaki ahlak anlayışında meydana gelen erozyona engel olamadık, hatta bununla da yetinmeyip bir ağaç da biz kestik.
Peki şimdi neredeyiz. Magazin programları günü en çok izlenen programları olmaya devam ediyor. Bundan önce belki de televizyonun Türkiye’de ortalama 5 saat izlenmesini, bu sayının İngiltere’de 2 saat olmasını tartışmak gerek ama konu gittikçe uzayacak eminim. Magazin programlarında haber olarak verilen konularda mutlaka daha cesur giyinen bayanlar ve tabiki incir çekirdeğini doldurmayan konularda “beyanatlar’ veren kişilerin haberleri her geçen gün arttığı ve frikik vermeyen bayanların haber olamadıkları gerçeği düşünüldüğünde konunun asıl nereden çıktığı anlaşılıyor. Önceki gece birlikte görüntülenen ve “aşık olduklarını’ söyleyen insanlar ertesi gece başka biriyle görüntüleniyor ve “aşk’ kavramının değerini yerlere düşürmekle kalmayıp bu tür davranışlar doğruymuş ve doğalmış düşüncesini bilinç altımıza empoze ediyorlar. Birileri birilerini aldatıyor ve bu televizyondaki en ciddi programlar da bile tartışılır hale geliyor. Aldatan kişinin haklı olup olmadığı ya da yanlış yapıp yapmadığı tartışılıyor. Evet, yanlış olduğu herkesçe bilinen aldatmanın doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılır bir konuma getiriliyor. Boşanmaların oranı her geçen gün artıyor ‘“bu bilinçli bir evlilik yapmamaktan da kaynaklanıyor- annesinden ve babasından aile içi terbiyeyi alamadan büyüyen çocukların sayısı her geçen gün artıyor ve bütün bunların faturası yine onlara çıkıyor.
Evet, cinsellik artık hayatımızın merkezine konuluyor. O kadar ki cinselliği yaşamaya başlama yaşı 13′e kadar düşüyor. Yayınlanan programlar çocuklardaki cinselliğin farkındalığındaki yaşı düşürüyor. Bu durum, cinsellik hakkında bilinçli olmaktan daha farklı bir durum bunu da özellikle belirtmeliyim. Çünkü eğitim sistemimizde bu konuda iyi adımlar atılmaya başlandıysa da o yaştaki çocuklar da toplumun içinde bulunduğu bu durumdan -tabiki- etkileniyorlar. Tepkileri de inanın hiç de ahlak çerçevesinde olmuyor. Bunun sonuçlarını ve toplumda oluşan durumu artık hergün ana haber bültenlerinde, gazetelerin sadece üçüncü sayfalarında değil herhangi bir sayfasında görebiliyoruz. Evet, bilişim çağından sonra yeni çağa kapılarımızı açmış bulunmaktayız.





bahsettiğin haberi bilmiyorum ben mesela; çünkü uzun bir süredir televizyonu ortalama izleme dilimim haftada 5 saati bile bulmuyor.
zaman kavramı bazen her şeyin üzerine çıkabiliyor; fakat bazı değerler gerçekten baki kalıyor.
ortalıkta uzun zamandan beri kirli şeyler var ve olan yine, ne döndüğünden habersiz olan kimselere oluyor. bunu bir şekilde kendi çıkarları için kullananlar ise etinden, sütünden ve derisinden yararlanıyorlar bu tür meselelerin.
This post has been removed by the author.
This post has been removed by a blog administrator.
This post has been removed by the author.
bizim zamanimizda diye basliycam cok yasli degiliz ama donup bakiyorum da cok sey degismis, biz xeina’yi seyredip uleyn iyi hos guclu ama giyinmeyi unutmus derken simdi temasi ozellikle bu yonde olan, cinselligin on planda oldugu, cocuk kusagi diyebilecegimiz saatlerde yayinlanan dizi – film – hatta cizgi diziler var, 13 yas da yakinda duser, 2 gunluk coluk cocuk tv’de gorduklerini ifade eder sekilde bi bakis atar yuzunuze..
ayrica toplumumuzdaki batililasma anlayisini cok guzel ifade etmissin, kesinlikle dogru, at gozluguyle baktiklari dunyalarinda isine gelenleri batililasma gelmeyenleri yozlasma olarak goren bir toplum icindeyiz malesef. ve arkamizdan gelen gencler malesef bos yetismekteler, okuldan arta kalan vakitlerini televizyon basinda gecirerek sacma sapan yayinlarla korpe beyinlerini doldurup, kulturden, sanattan, dogrulardan uzak yasiyorlar.
Ata’nin kemiklerini sizlatanlar utansin…
dediklerinize katılmamak da elde değil. bir de olaya ilişki nedir kısmından girmek gerek. Yazmak da istemiştim ama düşündüklerimi toparlayamadım. Ne diyelim allah sonumuzu hayır etsin
Evet insanlar hayatı gerçeğini unutmaya başladılar işin aslı.Herkes bir pay peşinde olunca yuvadaki yavru kuşlara benziyo gitgide insan hayatı.Güçlü olan haksızlık yapıp karnını doyuran güdülerini bastırmayan yaşıyor artık.Eskinin güzelliklerini gömdü erkeklerin geneli.Neden bir erkek kadının hayal ettiği gibi iyi bir koca olamaz ve kadın hayal etmeye devam ederki?Niye kadın kendini savunamayacak kadar acizdir?Niye erkek çok mutlu yaşayıp ölürde kadın içine attığı acılarıyla ölüp gider?Aslında insanın herşeyi elde etsede fazlasını istediğinin kanıtıdır erkekler.
tek taraflı bakmamak lazım. evet, katılıyorum, belki de kadınların çoğu dediğin iekilde yaşıyor hayatı ama erkeklerin de çok farklı yaşamadıklarını düşünüyorum. Belki de sadece yaşıyor gibi görünüyorlar. aslında mesele kimin daha çok acı çektiği ya da daha iyi yaşadığı değil, mesele neden birbirimizi anlayamadığımız, neden değerlerimizden uzalaştığımız, neden saygıyı ve sevgiyi büyütmek yerine daha güçlü görünmek uğruna bunlardan vazgeçtiğimiz…
toplumumuzda çok kötü terbiyesizlik var hem kocası aldatıyor hemde kocası kadının üstüne yürüyor