Kar…

Bu kış uzun zamandır beklediğimiz kar İstanbul’a nihayet yağdı. Daha önce zili çalıp kaçan çocuklar gibi yapmasına kızmıştım. Bu sefer kabahati başka. Kar dediğin lapa lapa yağmalı, toprağı örtüp biraz etrafı ısıtmalı. Lapa lapa yağsa da sevgiliyle yürüsek şöyle bir üstünde. Karın ezilen sesi gelse kulaklarıma, cam kenarında sıcak saleplerimizi içerken seyredalsak beyaza bürünmüş caddeden geçen insanları. Ah Ankara ah, burnumda tütüyorsun.. Böylemisindir sen? Senin oralarda kar hakkını verirdi gökten inmenin. Öyle bir inerdi ki durdur durdurabilirsen. Lapa lapa, öbek öbek. Olanca güzelliğiyle yağar kar sende. Senin gibi sert olamaz bu İstanbul. Mizacı akdenizdir onun, sıcaktır; kar nedir bilmez. Sert duramaz hayata senin gibi. Kar denince bu İstanbul eline sus dökemez senin. Bak geliyorum yakında. Ayak bastığımda, vuracak dimi soğuğun yüzüme yine? Karla karışık olsun ama kuru kuru çekemem soğuğunu.
insanın sevdiği şehir olunca, bakış açısı da bambaşka oluyor hava olaylarına :) oysa sevmeyiz soğukları, parmakların üşümesini, burnun kızarmasını..ama sevdigin şehir yaşatıyorsa bunu durum başkadır. şehir midir, yaşanmışlıklar mıdır bizi oraya bağlayan kimbilir..neticede sevmek güzeldir.
kar bile eski kar değil artık bence…
Ayni kalabilen ne var ki bu dunyada “kar” kalsin?
Aynısını bende eskişehir için düşüüyorum sanki istanbuldaki kar vermiyor ordaki karın verdiği güzelliği insana…
Kar…
Ankara…
Güzeldili günler oldu anılarda…
bu kara bile hasret kalacağımız günler gelicektir gidişata bakılırsa …
nihayet “kar” denilebilecek birşeyler var dışarıda :)
Sen misin İstanbul’a meydan okuyan, karını beğenmeyen, Ankara’nın eline su dökemez diyen… Al sana kar! :-))
başka birşey isteseymişim iyiymiş :D
iyiymiş…