sikiş
2009 Şubat | Aylak Adam... | Sayfa 2

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

22 Mart…

Şubat19

Rory: Don’t look for a happy ending. It’s not an American story. It’s an Irish one.

The Devil’s Own, 1997

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
1961 yazı ortalarında Küba’nın resmini yapabilir misin…

Nazım Hikmet

22 mart

1 Ocak… Güneş takvimine göre yılın ilk günü. İlk gün olması sebebiyle birçok ülkede tatildir. Aynı zamanda kararlanan defterlerden kurtulmak için iyi bir fırsat, yeni bir başlangıç noktasıdır. Bütün bunlardan daha önemlisi annemin doğum günü bilinmediği için ona doğum günü olarak bahşedilen gündür. İyi ki doğdun anneciğim.

14 Şubat… Neden olduğunu hala bilmediğim bir sebepten "Sevgililer Günü" olarak bilinir. Buna en çok ekonomi sevinir, çünkü herkes sevdiği insana istese de istemese de hediye almalıdır. Almasa kabahatli, alsa sıradan olacaktır. Çoğu zaman sıradan olmayan bir hediye aranır. Romantik bir gece olursa gün anlam ve önemini kazanmış olur. Oysaki seven her insanın sevgilileri gününü farkedemeyecek kadar sevme hakkı her zaman vardır.

13 Eylül… Sigmund Freud ve büyük aşkı Martha Bernays’ın evlendiği gün. Kimi deli, kimi sapık dese de en doğrucu filozoflardan bence Freud. Hepimize aslında kabul edilemez gibi görünse de çok doğru şeyleri söylediği için sevilmiyor bence.  O da sevilmeyi beklememiş zaten, ölmeden önce kendisine ait her türlü belgeyi, notlarını, mektuplarını yakmasından bunu anlıyorum.

Princess, my little Princess,
Oh, how wonderful it will be! I am coming with money and staying a long time and bringing something beautiful for you and then go on to Paris and become a great scholar and then come back to Vienna with a huge, enormous halo, and then we will soon get married, and I will cure all the incurable nervous cases and through you I shall be healthy and I will go on kissing you till you are strong and gy and happy – and "if they haven’t died, they are still alive today.

Sigmund Freud, 20 Haziran 1885

23 Eylül… Gece ile gündüzün yılda eşit olduğu, büyük bir doğa olayının yaşandığı tarihtir. Mevsimleri oluşturan dünyanın eğik duruşunun kaybolduğu, benim cümlelerimle Dünya’nın Güneş’e karşı dik durabildiği iki günden biridir.

1 Ağustos… Kleopatra’yla ihtiras dolu bir beraberlik yaşayan ve Kleopatranın içine zehirli çiçek koyarak sunduğu şarapla zehirlenmek üzereyken yine Kleopatranın içmesini engelleyerek hayatını kurtardığı büyük aşkı  ve  büyük savaşçı Marcus Antonius’un M.Ö 30 yılında öldüğü gün. İnsanın sevdiği birini hem öldürmek istemesi hem de onsuz yapamaması ne yaman bir çelişkidir. Aşk, bu olsa gerek!

21 Ağustos… Yazın bittiğinin habercisidir. Bu tarihlerde yaz hala varlığını derinden hissettirse de artık kuzeyden güneye doğru yol almaya başlamıştır. Yerini zamanla sonbahara bırakır. Yeşilin yerini sarı, coşkunun yerini hüzün alır. Almayadabilir.

25 Nisan… Doğduğum gün.

9 Şubat… Her gün lanet ettiğim sigaranın bırakılması için takvimden seçilmiş gün. Sigarayı bırakma günü. Sadece birilerinin bu gün sayesinde sigarayı bırakabilme ihtimalinin varlığı bile bugüne bence yeterince anlam yüklüyor.

20 Şubat… Güzelim Boğaz Köprüsü’nün 1970′te temelinin atıldığı gün. İnşaatından bir fotoğraf görmüştüm de, insanın hayran olmaması mümkün değil. Her gördüğümde hala hayranlıkla bakıyorum.

10 Haziran… Salvador Dali ile 1929 Ağustosu’nda tanıştıktan sonra git gide içinde büyüyen büyük aşk sonrasında eşinden ayrılıp kendisinden 10 yaş küçük Salvador Dali ile evlenen Helena İvanovna Diakonova’nın (Gala) öldüğü gün.

“…Gala alone was a witness to my furies, my despairs, my fugitive ecstasies, and my relapses into the bitterest pessimism. She alone knows to what point painting became for me at this period a ferocious reason for living, while at the same time it became an even more ferocious and unsatisfied reason for loving her, Gala, for she and she alone was reality; and all that my eyes were capable of seeing was ’she’, and it was the portrait of her that would be my work, my idea, my reality…”

Salvador Dali

 

25 Temmuz… Büyük şair Nazım Hikmet’in varlıklarıyla bir salonu doldursalar da zihniyeleriyle bir ceviz kabuğunu dulduramayacak bir avuç insan tarafından vatandaşlıktan çıkarıldığı gün (1951). Piraye’yle arasınada böylece demir parmaklıklar yetmemiş gibi artık ülke sınırları da sokulmuştur. İnsanın çok sevdiği vatanından bu şekilde atılmasının ağırlığı taşınamayacak kadar ağırdır eminim. Buna rağmen o toprağa yıllarca özlem duyarak ömrü tamamlamaksa onu yaşayanın dışındakiler için anlaşılamayacak kadar derin olmalı.

Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…
Ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…
İçimde ikinci bir insan gibidir
                                            seni sevmek saadeti…

Nazım Himet Ran

21 Nisan… Fransa’nın en büyük aşkının iki kahramınından biri olan Petrus Abelardus’un 1142′de öldüğü gün. Döneminin en büyük filozoflarından Abelard ile öğrencisi olan ve dönemine ışık tutan  bir başka filozof Heloise’in büyük aşkları insanın içini burkuyor. Heleise’nin güç sahibi dayısı yüzünden gizlice evlenmek zorunda kalmaları ve kısa süre sonra daysının bunu öğrenmesi üzerine bir daha görüşemeden, sadece mektuplarla bir aşkı yaşatarak birbirlerinden ayrı gözlerini hayata yummaları Romeo ve Juliet hikayesinden daha yıkıcı.

Ben böyle seviyorum işte
Zerafetini, gaddarlığını…
Olduğun şairi,
Olmadığın erkeği seviyorum
Bir zamanlar çocuk olduğun
Ve bir gün ceset olacağın için seviyorum

Heloise

…Tanrı beni bir şair, bir filozof olarak değil,
bir sevgili, senin sevgilin olarak hatırlayacak.

Abelard

"…Her studies allowed us to withdraw in private, as love desired, and then with our books open before us, more words of love than of reading passed between us, and more kissing than teaching.  My hands strayed oftener to her bosom than to the pages; love drew our eyes to look on each other more than reading kept them on our texts…"

Historia Calamitatum (Felaketler Tarihi / Bir Mutsuzluk Öyküsü) , Abelard

22 Mart.. Herhangi birgün…

posted under Hayat | 12 Yorum »

14 Şubat Nostaljisi: Sana Olan Aşkımın Kanıtıdır…

Şubat14

… pastel, yağlıboya, kazıresim, yüzlerce, sayısız, yitirdikten sonra kavuştuğumuz aşk, artık yitirilmeyecek, bir daha yitirilmeyecek, kimsenin yitirtemeyeceği, hiçbir şeyin sona erdiremeyeceği aşk! Asıl bunu özlemiyor muydum!

Fotoğrafı Sana Gönderiyorum, Selim İleri, S.63

Bulutların rengi beyazla siyah arasındaki orta noktada. Kararsız bir halleri var. Soğuk buz gibi hava. İskelede onu bekliyorum ve bence bu onu görünceye kadar geçen zamanda havanın en kötü, en sinir bozucu durumu. Ne yağmur yağıyor, ne de kar, ne de güneş var gökyüzünde. Kasvetli bir hava sadece. Bir yağmur yağsa, gökyüzünden karlar düşse saçlarımıza, ya da güneş pırıl pırıl gülen yüzünü gösterse, bahar olsa. Yok. Hiçbiri yok. Bir bekleyiş bu. Sabırsız bir bekleyiş. Bizimkisi büyük bir aşk.

Uzaktan bir görsem onu, yağmur yağardı. Saçlarımız ıslanır, aşka yakalanmış insanlar gibi sırılsıklam olurduk. Bir aşkın başlangıcında onun da sevdiğini bilip söyleyememek, gözlerine akıp gülümsemek gibi olurdu herşey. Aşkın başlamadan önceki güzelliği vururdu yüzlerimize. Aşkın yağmuruna tutulup, selin suyunda akardık. Onun uzaktan gelişini bir görsem, yağmurlar yağardı gökten.

True Love

O da beni görüp gülümsediğinde güneş doğardı. Her adımı mutlu geçen aşkımızdaki yıllar gibidir. Onun yanındaki her anın mutluluğu bende yıllarca sürer. Her adımında bulutlar gider, güneş doğar, sular çiçeklere can verir, yeryüzü renge doyar. Sahildeki martılar, denizin huzur veren dalgaları kutlar bu aşkı. Güneş onun ışığını kıskanır, bulutların arasından gösterir sönük ışığını. Geliyordu işte usulca. Saçları savruluyordu rüzgârda. Ayrılığın her anının aramızdaki aşkı büyüttüğünü bilerek hiç düşünmeden bir ömür onun gelişini seyredip bekleyebilirdim tahtaya gömülen çiviler gibi. En büyük arzunuzun başında beklemek kadar heyecanlıydı. Susuzluktan kuruyan çiçeklere hayat veren yağmur gibiydi gelişi. Özlem bitecekti. Onunla her yer cennetti bana ve geliyordu işte, usulca.

Bir gelse kavuşma anı, karlar yağardı. Ellerimdeki çiçekler solardı. Her yer mutluluğu simgeleyen bir ışıkla aydınlanırdı. Zaman dururdu. Bizim aşkımız büyük bir aşktı. Kütlesi o kadar büyüktü ki, bir sarılsak zaman kavramı kaybolurdu. Geldi işte. Ayaklarımız yerden kesildi. Karın doğadan armağan, doğaüstü yağışını izliyorduk birlikte. Karlar lapa lapa, onu incitmemek için yavaşça düşmekteydi saçlarına. Bana sarılırkenki gülüşü dünyanın en büyük hayat kaynağıydı. Hayat o gülümsemeyle başlamıştı benim için, onunla bitecek. Melekler söz verdiler bana. Son anımda o tutacak ellerimi biliyorum. Saçlarımızdaki karlar birlikte geçireceğimiz yıllardan sonraki ak düşmüş saçlarımızı anımsattı bana. Zaman mefhumu yoktu birlikteyken ve bu yüzden gelecek zamanda başlayıp geniş zamanda biterdi cümleler. Gökyüzündeydik, kar yağmaktaydı, her yer beyazdı. Bana bakıp hayat dolu gözleriyle gülüyordu.

Bir el tuttu elimi, çekti beni. Uyandım. Her yer karardı. Ne yağmur vardı, ne kar, ne de güneş gökyüzünde. Bulutlar beyazla siyah arasındaki renk kadar kararsızdı. İçimden bir haykırış yükseldi sadece.

(3 Ocak 2007)

posted under Hayal | 12 Yorum »

Eski…

Şubat7

eski

Hiçbirşey hiçbir zaman eskisi gibi olmaz. Eski hep geçmişte kalmaya, tozlu bir sandıkta saklanmaya ve sadece gelecek bir zamanda özlem oluştuğunda açılmaya mahkumdur. Gelecekte açıldığındaysa geçmiş için yapılabilecek hiçbirşey yoktur. Sırf bu yüzden bazı insanlar hep geleceğe bakarlar, acı çekmemek için sandıktan çok içlerine gömerler. Geçmiş onlar için bir gün sonrasında bile sadece sandıktaki bir parçadan ibarettir. Bazıları içinse geçmişe ait herhangi bir parçayı o tozlu sandığa koymak için acele etmek onayapılan saygısızlıktır ve herşeyin hep ikinci bir şansı vardır. En çok acıyı o sandığı kapatmakta gecikenler çekerler. Ne kalplerine ne de o sandığa gömebilirler. İçlerinde bir burukluk, dışlarında bir kırıklık hayat devam eder. Buna geleceği geçmişte yaşamak hastalığı denir. Hepimizin en büyük savunmasının "unutmak" olması bundandır. Herşey geçer, herşey eskir…

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

posted under Düşünce, Hayat | 13 Yorum »
« Older EntriesNewer Entries »



Kısmet: Saçmalamalar…(5) (20/11/2007)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...