Aralık25
"O zaman hiçbir şey anlayamamışım! Onu sözlerine değil, eylemlerine bakarak değerlendirmeliydim. Beni güzel kokulara boğuyor, bana ışık saçıyordu. Hiçbir zaman onu bırakıp kaçmamalıydım! O küçük hilelerin ardındaki sevgisini görmeliydim. Çiçekler öyle değişik ki! Ama ben o sıralar onu sevmeyi bilemeyecek kadar küçüktüm."
Küçük Prens, Antoine De Saint-Exupery, S.34

Canım yapacak birşey bulamadığında ki bu sıkça olabiliyor, yeni bir görüntü arıyorum bu siteye, aylaklıktan işte, benim de tek işim bu zaten. Yeni görüntüyle birlikte aslında hep kafamda olan o yazıları yazarım diye umut ediyorum. O yazılar ki -daha önce de bir yerde yazmıştım- "belki üstümüzden bir kuş geçer" tadında; dinlerken huzur bulup bir taraftan da içinizin çoşup taştığı şarkılar gibi. Öyle yazamadığım kesin ama olacak birgün elbette. Allah’tan ümidimi hiç yitirmiyorum, o da fakirin ekmeği zaten.
Benden yeni bir haber yok. Evime yerleştim sayılır, hala eksikleri olsa da bir eve yerleşmek her zaman beklenenden daha fazla zaman alıyor. Olsun, başımı sokup içinde uyuyabiliyorum, en önemlisi huzur buluyorum.
Geçen cumartesi bir konsere gittim, rahatladım. Konser dediğim aslında bir barda çalan arkadaşları dinledim ama benim için bir konserden farksızdı. Bu türden bir aktiviteyi özlemiştim, kış da geldiğine göre daha neyi bekliyorum diye düşündüm. Bir dahaki sefere sizi de çağırırım. Gelenleriniz olursa görüşürüz.
Daldan dala konuyorum "saçmalamalar"ı yazarken. Tek amacım saçmalamak olunca çok da zor olmuyor bunu yapmak. Bugün bir toplantıdaydım ve bir aktivite sırasında aktiviteyi yönlendiren kişi sürekli saçmalamaktan bahsediyordu. Bir süredir saçmalayıp rahatlamadığım aklıma geldi. İnsanın saçmalayabileceği bir yerinin olması güzel. Yazacak birşey olmadığında ve yazmak istediğinde oradan buradan saçmalayıp birşeyler karalayabiliyorsun.
Yeni yıl geliyor ve bu yeni başlangıca dair hala birşey düşünmedim. Bir fikri olan varsa bana haber versin. O değil de, ne o yeni döneme nasıl gireceğime, ne de o yeni dönemde "yeni" olarak hayatıma ne sokabileceğime dair bir fikrim var. Olsun "yenilik"ten zarar gelmez. Değişime açık olmak lazım.
Yıllar geçtikçe kağıt üstünde yaşlandığımı ama bünyemin hala eski günlerde kaldığını farkediyorum. Yeni mezun bir üniversite öğrencisi gibiyim. Değilim tabi ama en azından öyle hissediyorum.
Kar geliyor dediler ama İstanbul’a daha birşey düşmedi. Soğuğu da önden geldi. Çok üşüdüm bugün. Sanırım yarına hasta uyanacağım. (Kendime not: Hasta olmayacaksın)
Son zamanlarda çok film izler oldum. Uzun zamandır film izleyememenin acısını çıkarttım sanırım. Son izlediğim filmler: Wall.e, Issız Adam, Kara Şovalye (Dark Knight), Asla Pes Etme (Never Back Down), The Incredible Hulk (Hulk II), What Happens in Vegas (Burada Olan Burada Kalır). Kısa sürede çok film izledim. Üzerine düşünmenize gerek kalmayan eğlencelik filmler. Bir süre idare eder beni bunlar. Unutmadan, şu "Issız Adam" filminde o kadar ısrar etmişlerdi arkadaşlarım artık gitmemizlik edemezdim. Üç kez gitmeye çalışıp gidemedikten sonra dördüncü de muvaffak oldum. Gelin görün ki beğenmedim. Müzikler güzel, düşünce güzel ama oyunculuk, senaryo, filmin akışı vs. çok kötü. Bazılarınız duygusuz adam diyebilirsiniz benim için. Düşündüğüm bu, sadece paylaşmak istedim. Not olarak, kız İhsan Oktay Anar’ın "Puslu Kıtalar Atlası"nı okuyordu takdir ettim, adamın kullandığı diş fırçası Oral B Advantage’tı ki favorimdir.
Bir de uykum yok ama uyumam lazım. Aylaklık işte. Dikkat edin kendinize, havalar soğuk. Çok canınız sıkılırsa birer sıcak kahve içeriz.