Kaçış…
Temmuz 23′ün yanına yalnız iki kelime yazılmıştı: ‘onu seviyorum’ buna da inanmadı. "Yalan! Beni sevseydin o günün 23 Temmuz olduğunu bilmezdin"Aylak Adam, Yusuf Atılgan

Yaz geldiğinden değil kesinlikle, sadece ne yapacağımı bilememekten. Yelkenlim olsun ve kendimi denizlere atıp yola çıkayım istiyorum. Gündüz öğle vakti hızla geçsin, öğleden sonraları ve geceler uzun olsun istiyorum. Uzun olsun ki öğleyin sıcağındansa akşamın serinliğini yaşayalım. Usandığımız bu ruh halimizden bedenimizi kaçırıp tebdil-i mekânda ferahlık vardır felsefesine istinaden olmadığımız yerlerde bulalım kendimizi.
Bundan sonrasını yazmıştım aslında, çok da güzel yazmıştım kelimenin tam anlamıyla. Gelin görün ki silindi gitti hepsi, tıpkı bizim sık sık giden hafızamız gibi. Tekrar baştan yazmakla yazmamak arasında çok kaldım. Yazmak istedim, devam ediyorum. Ne diyordum? Hah! “Kaçıp gidelim buralardan. Dayanamıyorum.” diyordu ya şarkıda aslında tam olarak o ruh halinden bahsediyordum. Aslında kaçıp gitmek değildir böyle durumlarda çözüm. Bir çözüm de yok belki. Aklı dinlemek gerek en berrak olduğu zamanlarda. “Acil Çıkış” kapısına doğru hızlı adımlarla koşarken aklın pek de berrak olmasını beklememek gerek, berraksa bile onu görmek için gerçek gözler gerek. Çoğu zaman akıl değildir bulanık olan; kalptir onu birkaç damla kan pıhtısının sıkışıklığında boğan. Kalbin damarlarındaki o sıkışık ruh hali yansır insanın yüzüne, aklın berrak düşünceleri kurtlarla dolu bir ormandaki kırmızı başlıklı kız misali savunmasızdır gerçekten de.
Yelkenliye atlayıp kaçmak mı? Boş verin olmayacak nasılsa. Kaçıp gitmek, insanın daha iyi hissetmesi için kendine verdiği, üzerinde güzel hayaller yazan bir reçete sadece. Böyle durumlarda korkmamak gerek. Aksine korkuların üstüne gitmek ve her zaman elde kontrolü tutmak gerek. Fikrimce, bizi yıkmaz böyle ruh halleri; güçlendirir benliğimizi. Bize düşense kalbimizin zehirlenmiş halinden arındırmak aklımızın yollarını.
Böyle durumlarda başımı göğe dönüp en derin nefesimi alırım ben. Pencereden başımı sarkıtıp gözlerimi mavi boşluğa dikerim -Annem hep kızardı bana, küçükken böyle yaptığımda. Aklıma geldi şimdi- Aldığım her nefeste aydınlanan yüzüm, aklımın damarlarını açtıkça, kalbin sıkışan damarlarını da rahatlatır aslında. Atan kalp hızla yavaşlarken, aklın izlerinde gezer düşünceler.
Hep dinlemek istedim kendimi. Böyle kalbin sıkıştığı zamanlarda değil elbette ki. Aklın salim, kalbin rahat olduğu anlarda dinlemek lazım kalpten ve akıldan gelen “bir” sesi. Hak veriyorum, çoğu zaman dinleyecek zaman bile bulamıyoruz kendimizi. Oysa, kaçmak değil işte çözüm. “Bu bir demdir, gelir geçer” diyen şiire inanarak, sindirmeliyiz o anı. Ne yapmak istediğimizi, ne düşündüğümüzü, neyin bizi mutlu edeceğini sormak lazım akla berrak suları varken hala.
Bütün bunları yazıyorum ama yok, ben yapamadım hala. Zaman hızla akarken ve bendeki sular her geçen gün daha da bulanırken, di(n)(l)lendirmeyi beceremedim ruhumu. Kalbimdeki düğüm zehirliyor hala beni. Boşverin, gelin de kaçıp gidelim, usandım bu halimden. Yelken açıp gidelim, düşünmeden, gece sahilden. Var mı gelen?
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
