sikiş
2008 Haziran | Aylak Adam...

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Kendime Notlar…(2)

Haziran24

türkiye hırvatistan

>    6 Haziran 2008
Bugün günlerden Cuma. İşten sonra eve geldim. Sıkıntılı bir hava var dışarıda, yağmur yağsın istiyorum. Neden evdeyim derseniz, çıkmak istemedi canım. Yağmur yağsa ben de rahatlayacağım.
“Yağmur yağıyor, seller akıyor. Arap kızı camdan bakıyor…” (Anonim)
>    7 Haziran 2008
Odamı toparladım. Beklediğimden uzun sürdü. Sonra çıktım dışarı, güneşin batmasına az kalmıştı belli ki. Kafamda yapmam gerekenlerin listesi geçerken aslında ne yapmak istediğimi çok iyi bilmeden çıktığımı fark ettim. Sadece bir yemek yedikten sonra eve geri geldim. Canım sıkıldı.
“Amaçsız insan, rüzgârsız gemiye benzer.” (Atasözü)
>    8 Haziran 2008
Erken uyandım. İrkilerek açtım gözlerimi. Saat 06.08. Yataktan doğruldum. Saat 08.15.
Bütün gün gezdim. Güldüm. Düşündüm. Hayata geç kalmakla, daha da geç kalmak arasındaki çizgide yürüdüm.
“Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.” (Socrates)
>    9 Haziran 2008
Öfkeyle kalkıp zararla oturmaktan bahsetmiştim ya. İşte o gün bugün. İyice dinlemeden, acaba sorusunu sormadan aklına geleni söylemek yakışmadı bana. Aklıma geleni önce düşünmeli sonra söylemeliydim. Haklı bile olsam, öfkemi kontrol edebilmeliyim. Aslında uysalımdır ama bu tarafımı geliştirmem lazım.
“Öfkeyle kalkan zararla oturur” (Atasözü)
>    10 Haziran 2008
Kaç aydır yapmak isteyip de yapamadığım bir iş için artık daha fazla oturmamam gerektiğini düşünüp hala oturduğum için kendime kızdım. Başlangıcı yaptım. Başlamak bitirmenin yarısıdır. Motivasyonumu bozmayın.
“Tembellikten fayda gelmez” (aylak adam)
>    11 Haziran 2008
Bu akşam milli maç vardı. Bütün maç boyunca Terim’e ve Tuncay’a küfrettik ev ahalisi olarak. Arda ve Semih’in varlığıyla rahatladık. Ben buradan Tuncay’ın kötü oynayışını görebiliyorken, Terim’in oradan nasıl görmediğini uzun zaman merak ettim. Yenince de spor yazarlarının(!) nasıl da dönüverdiklerini görüp bir yerimle güldüm. Rıdvan’ın oyunu okuyuşuna her geçen gün daha çok hayran olduğumu eklemeliyim.
“Her zaman, her yerde, en büyük Türkiye!” (Anonim)

ÖSS Dedikleri…

Haziran15

oss_istatistik.jpg

Bu sabah, eskiden şansını denemiş ama istediğini bulamamış, daha önce girmeyip şansını bu seneye bırakmış, sadece canı sıkıldığı için başvurmuş vs. birçok öğrenci ÖSS denilen sınava girecek. Bugün tam birinci köprüyü geçerken aklıma geldi yarın sınav olduğu. Öğrencilerin ruh hallerini düşündüm. Yazık, birçoğu heyecanla sınavı bekliyor, bir kısmı ben bunları yazarken sabah dinç uyanmak için uyudu, bir kısmı ne yaptığını bilmeden eğleniyor -ki yanlış yapıyorlar- kimi dua ediyor, kimi son notlarına bakıyor. Onların ruh halleri, bu zaman kadar çektikleri ayrı ayrı birer kitap. Onu bir kenara bırakın ben size biraz kendi deneyimim üzerinden giderek sınavla ilgili düşüncelerimi paylaşayım.

Ben sınava girdiğimde ÖSS’de ÖYS konularının hiçbiri yoktu. Ne integral soran oldu, ne türev, ne organik kimya, ne de trigonometri. Rahattık yani. Hatırladığım o ki türev sınavından 10 almıştım 100 üzerinden, Allah’tan sonra hoca sınavları ÖSS konularından yapmıştı da 5 yapabilmiştim ortalamayı. O kadar ÖSS odaklıydım yani bütün öğrenciler gibi. Saçmalık işte. Biraz da ufuksuzluk diyelim. At gözlükleriyle bakılan bir hayattı benimkisi, ülkenin birçok gencinin başına geldiği gibi.

Lise 3′e geçmeden önce biraz Lise 2 maceramdan bahsedeyim. Lise 2′nin ikinci dönemine kadar pek de ÖSS ile veya okulla uğraşacak bir ruh halinde değildim. Okulu bir şekilde sınavlardan önceki çalışmalarla götürüyordum. HErkes ÖSS de ÖSS diye çalışmaya başlayınca bu işte vardır bir keramet diyip birgün oturup şöyle bir karar aldım: Her dersten -sayısal- bir kitap alıp bütün konuları yavaş yavaş çalışacak ve öğrenecektim. Madem ki bu bir bilimdi, birileri gaipten bir bilgiyle gelip soru soramazdı. Bir dönem boyunca bir fizik, bir kimya, bir biyoloji, bir geometri kitabını alıp konuları çalıştım. Lise 2 sonunda sayısal’dan oldukça iyi bir yere geldim. Bana sorarsanız tek sebebi anlayarak çalışmamdı. Lise 3 de bu iyi durumu korumaya çalışmakla geçti, ta ki o güne kadar…

Uzun hikaye yazımda o günden biraz bahsetmiştim size, detaylarına girmeyeceğim. Zaten ne o gün, ne de o günden öncesi önemli, önemli olan o günden sonrası. O gün öyle bir gün oldu ki, ben hayata yeniden geldim. Ne kaderdir ki hastaneden çıktığım gün zaten doğum günümdü. Çok çalışan biri değildim, yukarıda anlattığım gibi, sadece az ama öz çalışırdım. Uykum kaçtığında uzardı çalışmalarım sadece. Olanı buydu. Aklı başında herkes de zaten çok çalışmanın değil akıllıca çalışmanın bu tür konularda kilidi açan anahtar olduğunu bilir. Herneyse. Ben ÖSS’den 1,5 ay önce ölümden dönerken aslında hayata bambaşka bir ruh ile geri geldim; çünkü o bize dikte edilen, dikenli çitlerle çevrelenen ortamdan ve düşüncelerden sıyrılmış ve yüzümü gökyüzüne dönmüştüm. Hayat kısaydı, kuşlar uçmaktaydı ve bunlar küçük anlamsız konulardı. Zaten gerçekten ÖSS’ye girdiğimde o kadar şuursuzdum ki uzun süre ne yaptığımı bile anlamadım. Bunu cevap kağıdını 3 kez işaretleyip silmemden de anlayabiliyoruz.

Gecenin bu vaktinde daha fazla bu can sıkıcı anlamsız ve ülkemin önünü bir grup gerizekalı yöneticinin örümcek kafaları yüzünden tıkayan bir sistemden bahsetmeyi inanın hiç istemiyorum.

Hayatta ÖSS gibi bir sınav sadece araç olabilir. Herkes üniversite bitirmeden de eğer istiyorsa ve azmederse başarılı olabilir. Evet, kabul ediyorum, üniversite kişisel gelişim ve bilgi hazinesi olarak çok önemli bir avantajdır ama birinin başarılı olması için illaki üniversite gerekmez. Belki Türkiye gibi bir ülkede bu söylediklerime itiraz edebilirsiniz ama şöyle düşünün: Üniversite bitirmeyen binlerce başarılı insan, üniversite bitirmiş binlerce ‘boş’ insan ve hayatta ÖSS’den daha önemli şeyler var. Bundan sonraki arkadaşlara, yukarıda birbirinden bağımsız yazılmış paragraflardan özetleyeceğim birkaç nokta:

  • Hayat eşit değildir ÖSS.
  • ÖSS sadece bir araçtır, amaç değil.
  • ÖSS’yi gözünüzde büyütmeyin, akıllıca çalışırsanız kesinlikle başarılı olursunuz. Tabi, başarı sizin için ÖSS ise!
  • Diyelim ki ÖSS’de başarılı olamadınız, üzülmeyin herkes başarılı olmak için üniversite okumak zorunda değildir.
  • ÖSS’den korkmayın, o sizden korksun.
  • ÖSS gördüğüm ve görebileceğim en saçma sisteme hizmet eden bir sınavdır.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

posted under Hayat | 4 Yorum »

Seçmece Karpuz…

Haziran10

watermelon

Her yaz böyle başlar. Eskiler öyle demiş: "Geldi mi bahar ayları, gevşer gönül yayları". Ne güzel şöylemişler. Kafiyeli de olmuş. Benim derdim gönül yaylarından ziyade yazmakla ve okumakla ilgili. Ne zaman bahar gelse önce bir sarsılıyorum. Ne yazıyorum, ne okunuyorum, ne de okumak istiyorum. Yazacak vaktim de bolca oluyor aslında ama geli görün ki saçmasapan vakit geçiriyorum çoğu zaman. Enerjimse bu üretmeyen hayat akışımın aksine en yüksek seviyelerinde ve ben bu enerjimi aylaklığın verdiği bir tecrübeyle orada burada sürterek harcamayı tercih ediyorum. Vatana, millete bir hayrım dokunur korkusuyla yaşıyorum.

*** 

O değil de, bir taraftan bazen önemsiz konulara takılıyor aklım bu aralar. Mesela ne olacak bu ülkemin bu kabul edilmese de -gayri resmi- bölünmüş hali çok merak ediyorum. Sadece doğu-batı olarak bakmayın. Kendi düşüncelerimizi başkalarına dikte ettirdiğimiz ve onların düşüncelerine saygı duymadığımız, hatta onları dinlemediğimiz sürece bir yere varamayacağımızı kim ne zaman anlayacak diye de merak ediyorum. Geçenlerde bu 12 milyon YTLlik süper loto ödülü manşetleri süsleyince bu soruya doğru cevap verene de bir o kadar ödül versem acaba ülkem buna kafa yorar mı diye düşündüm. Saçmalıyorum, farkındayım. Bıraktım.

***

Geçenlerde kendimle ilgili farketmediğim, belki farkedip de kendime itiraf etmediğim bir özellik suratıma bir vesileyle tokat gibi çarptı: üzerine düşünülmemesi gereken detaylarında boğuluyorum bazen hayatın ve öfkeyle kalkıp zararla oturmaya çok ama çok meraklıyım. Bu keskin halime bir törpü çekildi de rahatladım sanki.

 ***

Bu yaz için bir tatil planı yapmalıyım. Temmuz ortasına kadar birşey yapamayacağımı bildiğimden biraz rahat gibi olduysam da biraz fazla yaydım sanki kendimi. Oturup küçük birkaç plan yapmakta, ilk fırsatta memleketi ziyaret etmekte fayda var.

***

Son bir aydır işteki çalışma şartlarım ve ortamım nedeniyle performansımdan hiç mi hiç memnun değilim. Söylemeye utanıyorum ama yoğun olmaya o kadar alışmışım ki normal bir iş gününde sıkılıp kendimi huzursuz hissettim. Ne zaman vaktimi boşa harcadığımı hissetsem böyle oluyorum. Zaman bu en kıymetli değer, tabi insandan sonra.

***

E hadi, yaz geldi. Oturmaya mı geldik! Hiçbirşey yapmıyorsanız, gidin bir karpuz alın yaz da gelmişken. Canınız çekti değil mi şimdi. Çekti, çektii…

« Older Entries



Kısmet: Doğum Günü… (17/04/2006)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...