Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz.
Andre Gide

Bir süredir yazmıyorum, biliyorum. Yazmak istemediğimden değil de daha çok yazacak birşeyler bulamamamdan. Belki de sıkılmışımdır. Ondandır, ondan. Zaten hala kendime kaliteli zaman ayıramadığımı düşünüyorum. Bu konuda değişen birşey yok anlayacağınız gibi.
En son saçmaladığımdan bu yana hayatımda değişen birçok şey olmuş diğer taraftan ama hiçbiri beni asıl hedefe -artık o herneyse- ulaştırmış değil, çünkü hala bir yanımı eksik hissediyorum. Taşındık mesela, artık daha mutlu olduğum bir evde yaşamaktayım. Ufak tefek birkaç detay kaldı o kadar. Zaten çok da önemli değil benim için detaylar, önemli olan durumun geneli. Yeni bir evdeyim nihayetinde.
Aktivite olarak arkadaşlarla tenis dersi almaya karar verdik. Üniversite son sınıftayken almıştım ama aradan biraz zaman geçtiğinde unutuluyor böyle şeyler. Hoş, unutmadıysam da oynamış olurum tekrar. Yoksa oynamak için kendime bir bahane bulmakta zorlanıyorum. Yeni bir spor aktivitesi nihayetinde.
Hayatıma anlam katacak günlük aktiviteyi hala bulabilmiş değilim. Sizlerden de bir öneri gelmedi zaten (çok zayıf kaldınız bu konuda, çok…) Spor konusunda işler el verdiği sürece kararlı bir şekilde ilerliyorum. Haftada 3 gün olmasa da 2 gün gitmeye dikkat ediyorum. Bu spor bir yere kadar kurtarıyor hayatımı, günlük ve uzun vadedeki hayatımla ilgili daha iyi plan yapmalıyım. Ani değişiklikleri ve Türkçemize yeni kazandırdığımız tabiriyle "spontane" yaşam tarzını sevenlerdenim ama aklıma birşey gelmeyince de kalakalıyorum. Olsun, ben henüz pes etmedim. Daha önceden oldukça ilerlediğim Almancaya tekrar başlamak niyetindeyim. Asosyal de olsa yeni bir aktivite nihayetinde.
Kendi hayatımla ilgili kararlar veremiyor, hatta kafamın karmaşasını aşamıyorken diğer taraftan ülkemin durumunu kontrol ediyorum. İktidar partisine kapatma davası açmış akıllının biri. Dediğine göre, elden giden laiklik böylece kurtulacak ve iyi niyetine istinaden böylece ülkemdeki insanlar daha rahat ve huzurlu yaşayacaklarmış. Ben bu sözlerden sonra kendimi salakmışım gibi hissettim. Hadi benim söz söylemeye hakkım yok, oy kullanmadım çünkü, ama ya diğer insanlar? Hadi diyelim ki onların da söz söylemeye hakkı yok ve ülkemin tek akıllısı davayı açan ak sakallı amca, peki gerçekten bu kapatma davasının açılmasının bile ülkeme verdiği ya da vereceği zararı göremeyecek kadar da kör mü acaba? Yok, yok biz akıllanmayız. Ben kahrolarak ölürken bu ülke hala sersefil bir vaziyette, neye hizmet ettiğini anlamadığım türban tartışmaları, kimin eli kimin cebinde magazin programları, onun seks kaseti, bunun giydiği, öbürünün giymediği manşetleriyle oyalanıyor olacak. Oysa bir profesörün görevi benim ülkemin bilimini ilerletmek ve makalelerle geleceğe ışık tutmaktır, kızların türban giyip giymediği değil. Ve bizlerin görevi ülkemize katma değer sağlayan konulara ilgi göstermektir, lüzumsuz şeylere değil. Herneyse, dertliyim, açtırmayın kutuyu söyletmeyin kötüyü. Yaz yaz bitmez bu konu.
Bugün herkes yıllar önceki atalarımız için ağlayacak ama ben inanmıyorum o göz yaşlarına. Herkes onların büyüklüğünden ve öneminden bahsedip yarın tekrar lüzumsuz polemiklere dalacak. Diyecek sözüm yok, hayatın acı bir tarafı sanırım bu. Bir taraftan da acaba yıllar önce Çanakkale Savaşlarında şehit olan atalarımız bugünkü halimizi görselerdi üzülmezler miydi? Kemikleri sızlamıyor mudur şimdi? diye düşünmeden edemiyorum. Allah onlardan razı olsun, ruhları şad olsun.
Size bahsetmek istediğim birkaç konu vardı, keyfim kaçtı şimdi. Zaten ne zamandır yazmayışım sıkılmamdan kesin galiba (not: bir replik çağrıştırması lazım size). Şimdiye kısmet değilmiş, sonra yazarım artık. Kalın sağlıcakla.
Kişisel Not 1 – Doğru nedir? Tarafsız olmakla ne kaybederiz?
Kişisel Not 2 – Neden kimse kendi görevini yapmaz da onun bunun işine karışır?
Kişisel Not 3 – Mantığın yol gösterdiği bir insan olmakla, duyguların yol gösterdiği bir insan olmak arasındaki orta çizgide durulabilir mi?
Kişisel Not 4 – Hayatımdaki büyük taşlar neler?