sikiş
2008 Şubat | Aylak Adam...

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Kendime Notlar…

Şubat27

Kar ve çocuklar

 18 Şubat 2008
Dışarıda çok kar var. İşe gidemedim. Evden çalıştım. Teknolojinin zararları bütün bunlar. Oysa ben dışarıdaki çocuklar gibi eğlenmek, üşüdüğümü anlamamak istiyorum.
Günün sözü: “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım.”
 19 Şubat 2008
Huysuzluğum üstümde. Bütün gün sıkıntıdan patladım.  Bu günde bir terslik var. Akşam bir arkadaşla konuşmam lazım. Özletti kendini. İyi gelir belki.
Günün sözü: “Kelin ilacı olsa kendi başına sürermiş.”
 20 Şubat 2008
Dünden tek farkı dışarıda yazdan kalma bir güneşin parlıyor olması. Bana baharı hatırlattı, içim kıpır kıpır oldu. Hem güneşin varlığı rahatlattı, hem de dünkü sıkıntının ana sebeplerini buldum sanırım. Lakin çözmek zaman alacak.
Günün sözü: “Impossible is nothing!”
 21 Şubat 2008
Bugün uzun, uzun zaman aradan sonra ilk kez spora gittim ve koştum. Bu benim için aşılması zor b ir eşikti. Bundan sonra her Perşembe – Pazar – Salı spor günü (İnşallah!)
Günün sözü: “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.”
 22 Şubat 2008
İki haftadır uğraştığım projenin ilk test ayağını bugün bitirdiğimi düşünüyorum (?). Bu ay bütün terslikleri yaşadığım diğer bir projemle ilgili kötü haberler almaya devam ediyorum. Diğer taraftan yurt dışından beklenmedik misafirlerim var, ve emin olun hiç mutlu olmayacağım geldiklerine. Tam bir kâbus beni bekliyor. Kısacası iş hayatı sıkıntılı döneminde devam ediyor.
Günün sözü: “Sabır, sabır, ya sabır!”
 23 Şubat 2008
Birkaç hafta sonudur taşınma derdiyle uğraşıyorum ve uğraşmaya da devam edeceğim gibi duruyor. Yarın taşınıyoruz inşallah. Güne, özellikle hafta sonunda erken başlamanın büyük faydası olduğunu anladım. Bugünün sabahı bana dünmüş gibi geldi. Zamanın benim için paha biçilemez kıymetini ve fazla uyumamanın güzelliğini bir kez daha anladım. Mutlu oldum.
Günün sözü: “Erken kalkan yol alır.”
 24 Şubat 2008
Hafta sonun güzel ama yorucu geçen diğer gününü geçirdim ve bu satırları yeni evimde yazıyorum. Ne kadar mutlu oldum o hiç sevmediğim evden ayrılırken anlatamam. Sabah erkenden kalkıp evi taşıdık, hatta üstüne güzel bir yerde yemek yedik, hatta üstüne spoara gittim (bugün Pazar). Yatma zamanı geldi artık sanırım. Yarın anlamadığım bir karmaşayla dolu iş hayatı bei bekler. Öğrenci olmak istiyorum.
Günün sözü: “Taşı delen suyun kuvveti değil, sürekliliğidir.”

Ve Sen…

Şubat19

sen ben

Adı yoktu,
İçimde saklı kalmış duyguların
Çalınmışlardı bir bir.
Geriye kalan ne varsa,
Yalnızlık besliyordu onları.
Çoğaldıkça onlar kuytu köşelerinde,
Saklamak zorlaşıyordu gözlerden
Belki de bu yüzden,
Üstü örtülü bir neşe alıyordu beni.
Sesini duymak zorlaşıyordu bugünlerde.
Tatlı bir hayal olup sarıyordu benliğimi…

Gökyüzü sarsılıyordu yerinden,
Beyaza bulanıyordu İstanbul
Bense deliler gibi,
Seni bulup çıkarmaya çalışıyordum yüreğimden.
Ve sen,
Kayboluyordun karların altında…

Bugünlerde,
Ben en çok seni arıyordum İstanbul’da.
Hırçın oluyordum,
Deli oluyordum.
Ama aşık olamıyordum yokluğunda
Denizde bir kum tanesiydi ışık,
Gözükmüyordu karanlıkta.
Ve ben,
Şaşırıyordum hàlà,
Yollar hiç bitmezken,
Günlerin geçivermesine telaşla…

Ve sen,
Özlemim…
Ve sen,
Karın ağrılarım oluyordun
Sebebini bilmediğim..

Konuk Yazar: A.

posted under Şiir, Konuk Yazar | 5 Yorum »

14 Şubat Nostaljisi: Vapurlar ve Martılar…

Şubat14
“Love is an untamed force. When we try to control it, it destroys us. When we try to imprison it, it enslaves us. When we try to understand it, it leaves us feeling lost and confused.”
Paulo Coelho, The Zahir, S.94

Martı

Onlarınki kıtaları aşan bir aşktı. Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun kadar büyüktü aşkları. Yıllar önce suları hala temiz, çevresinde yeşil ve kuşların dallarına konacakları ağaçlar varken, gökyüzünde güneş görünürken hala, eşi benzeri olmayan boğazda yaşanırdı bu aşk. Vapurun her kalkışından önce sessiz bir bekleyiş olurdu. Bir hüzün sarardı gözlerini. Vapura bakar, bırakamazdı. İlgisiz beklerdi. Hayır, hayır, yanlış anladınız, ilgisiz değildi kesinlikle. Onun yaptığı naz yapan, ilgi bekleyen sevgili rolüydü. Fark ettirmeden, gözlerini sudaki aksine bakıyor gibi yapıp vapuru izlerdi.

Gidiş işaretinin verilişiyle birlikte bir çığlık yükselirdi, bir ağıt yankılanırdı gökyüzünde. Vapur hiç gitmesin ister, o sakin ve ilgisiz halinden sıyrılıp kanatlarını var gücüyle çırpardı. Vapurun ardından süzülürdü. Büyük bir aşk vardı kıtalara sığmayan. Martı hiç bırakmak istemez, vapur ardına bile bakmadan çekip giderdi. Aslında onun da gitmeye niyeti olmazdı. Huysuzdu sadece. Martının sevgisinden hep bir şüphesi vardı vapurun. İçini yakan buydu. Hep onun gelişini görmek ister, böylece onun sevgisine olan güveninin artacağına inandırırdı kendini. Martı hiç yorulmadan çırpardı kanatlarını. Vapurun ardından çığlıklar atar, kendince yaktığı ağıtlarda onun geri dönüşünü bekleyeceğini haykırırdı. Yolculuğun yarısına kadar sürerdi bu uçuş. Vapurun huysuz ve ilgisiz hali yorardı martıyı bu kanat çırpmalardan sonra. Yırtınırcasına kanatlarını çırpışı son bulurdu gözlerindeki umut ışığı söndüğünde. Yol değildi onun gözündeki, kanatlarını çırpmaktan da yorulmazdı aslında, bir baksa vapur ardına, döneceğini söylese yorgunluğu geçerdi. Usulca süzülürdü gökyüzünde geriye doğru, yolun ortasında. Ardına bakmadan dönerdi.

Huysuzluğunun ve yaptığı hatanın bir süre sonra farkına varan vapur başka bir sevgiliyi peşinden koşturduğu bir başka yolu aşıp geri dönerdi martıya. Martı sessiz… İskelede bir sonraki gidişe kadar ilgisiz beklerdi. İçindeki kırgınlığın geçmesi için vapurdan bir hareket bekler ama için için de gidip konmak isterdi balkonuna. Vapur hiçbir zaman karşılık vermezdi bu isteklerine. O da haklıydı kendince. Vapur değişti zamanla, zamana çabuk adapte oluyor, çarkları zaman içinde yer ve şekil değiştiriyor, ağaçtan yapısı demirden bir hal alıyor daha da güçlü oluyordu her geçen gün. Görünüşü değişirken, içi de değişiyordu kuşkusuz. Zamanla daha bir umursamaz olmaya başlamış, daha da hızlı terk edip gider olmuştu, martının aynı hızlı çırpınışlarına aldırmadan.

Onlarınki iç burkan, kimsenin sevdiğini söyleyemediği, her gün binlerce insanın şahitliğini yaptığı bir aşktı. Her gün aynıydı. Her gidişin bir dönüşü vardı bu aşkta. Vapur umursamaz ve huysuzdu. Martı aşkından uçar, haykırışlarına cevap bulamadığından bir sonraki dönüşte ilgisiz görünürdü.

Onlarınki kimsenin kimseye vaktinde yetişemediği aşklardandı. Aşk, onlar için sevdiğinin arkasından son kez bakarak susup beklemekti. Onlarınki bir ömürlük ızdıraptı.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Şubat 2007 

posted under Hayat, Hikaye | 3 Yorum »
« Older Entries



Kısmet: Yndi Halda – Illuminate My Heart, My Darling (11/12/2008)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...