sikiş
2008 Ocak | Aylak Adam...

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Sonsuz…

Ocak24

sonsuz

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Denizi seyrediyorum uzun uzun,
Martılarsa çığlık çığlığa,
Güneşin ışıkları kanatlarına vuruyor,
Seni haykırıyorlar boşluğa.

Denizin suyunu çekiyorum içime,
İçtikçe susuyor, susadıkça içiyorum.
Özlemim son demlerinde
Sen uzaklardasın, bense biçare. 

Gece oluyor,
Ölümün kardeşi omzuma dokunuyor.
Yavaşça sıyrılıyorum
Senin varlığını unutmaktan korkuyorum.

Martılarla bir olup haykırıyorum denize,
Bilmiyorsun…

aylak adam 

posted under Şiir | 7 Yorum »

Boş…

Ocak19

“Kız doğmuş gibi kısa bir sessizlik olduktan sonra pastayı keseyim diye birisi elime bir bıçak tutuşturdu”
Gabriel Garcia Marquez, Benim Hüzünlü Orospularım, S.45 

boş

Bütün duyu yetilerimi yitirdim. Akşamdan sabaha, sabahtan akşama değişen hiçbirşey yok. Sabah uyanıp işe gitmek, işten kalkıp eve dönmek gibi sıradan uğraşlarım var son zamanlarda. Arada geçen zaman diliminde bir heyecan, bir kıpırtı, bir ürperti arıyorum. Yok. Acı çekmek bile aradığım bir his oldu artık. Ne bir sevinç, ne bir keder. Hiçbirşey. Düşünme yetimi de kaybetmek üzere olabilirim. Düşünürken bile birşeyler hisseder insan. Yok, o da yok. Bir makineden hiçbir farkım kalmadı sanırım.

Her gece oturup hissettiklerimi ve düşündüklerimi yazmaya çalışıyorum. Yok; tek bir his, tek bir kelime yok. Kapatıp tekrar açıyorum sayfaları. Ne yaptığımı bilmeden, yaşıyor; yaşadıklarımı hissetmeden zamanı harcıyorum. Bunu da mutsuzluk olarak tanımlıyorum kısaca. Mutsuzluk. Hiçbirşey hissetmemek, ne yaşadığını bilmemek, zamanı sudan daha hızlı akıtmak.

Zamana da ihtiyacım yok benim. İhtiyacım olan bir iğne, kendime batırılması için. Atlayıp hiç bilmediğim bir yerlere gitmek belki de çözümü. Onu da bilmiyorum ya hayal ediyorum sadece. Belki düzelirim diye. Sakin sessiz bir ortam, yeşil, sulak, canlı, cıvıl cıvıl. Gündüz gökte güneş, gece ay ve yıldız. Bilmem. Belki de bu çaresi. Düşününce -ne kadar yapabiliyorsam artık- yine de heyecan yok gibi sanki.

Bir his istiyorum, sadece bir his. Beklemek de istemiyorum. Ne zaman, ne bir boşluk, ne bir sessizlik, hiçbirşey; sadece bir his istiyorum.

Oyuncakçı…

Ocak10

"Lacivert: Beni sakın unutma.
Laciverete üzülürdüm. Hep korkan ayrılığı söylüyordu. Evet, ayrılmışlar, bitmiş, beni sakın unutma. Ama insan ölürken de bunu söyleyebilir…"

Selim İleri, Fotoğrafı Sana Gönderiyorum, S.59

Mini_T_o_Y_Shop____by_bdog_wings.jpg

Buz gibi havanın soğuk olduğunu, içine başımı da sakladığım sıcak paltomun ve kalın atkımın altında yaşarken, ancak burnumun donan ucundan ve nefesimin dışarıdaki etkisinden anladım. Dünden yağan karı gökyüzündeki kış güneşinin eritmesiyle buzlanan, arada çınar ağaçlarının yolumu kestiği sarı yaprakların arada buzdan biblo gibi durduğu kaldırımda yürüyorum. Kimseyi tanımadığımdan, hatta olduğum yeri de çok tanımadığımdan etrafa bakınsam da kimseye selam vermeden geçtim bütün dükkanların önünden.
Geldiğim sıcak yerleri nasıl da bırakıp buralara düştüğüm aklımdan geçerken ne yapacağımı hiç bilmediğimi farkettim. Bir otobüse atlayıp nereye gittiğini sonradan öğrenen biri gibi dolanırken ara sıra daldığım uzaklardan boğulmadan uyandım. Ahşap yapılı dükkanların olduğu, buz sarkıtlarının suyun akmadığı çeşmenin etrafında bolca bulunduğu bir meydanda buldum kendimi. Kuşlar donmuş su birikintisinde kendilerine açtıkları aralıktan su içmeye çabalarken insanlar küçük yeşil alandaki banklarda oturup yem atıyorlar her birine.
Kimseyi tanımadığımdan olsa gerek tanıdık bir yer, bir yüz arıyor gözlerim. Etrafımdan meydana gelen insanlar geçiyor. Sıcak bir kahve içmek için bir kafe aradım. Yok. Nasıl bir yer burası diyip küfürler edip sırtımı meydana döndükte sonra dükkanların arasından geçiyorum. Derken bütün bu arayış içinde gözlerim bir oyuncakçıya takılıyor. İçeri girmek istiyorum içten içe. Beni oraya çeken -çocukken çok oyuncağım olmadığından mıdır, yoksa içimdeki çocuk hiç büyümediğinden mi bilmiyorum- oyuncaklara karşı olan dayanılmaz ilgim değil. Eskilerden tanıdık bir melodi geliyor kulağıma.  Gülümsüyorum. Yapıldığı ağacın rengini aynı doğallığıyla koruyan kapıyı biraz itince önüme çocukluğumda cennet sayılabilecek bir yer çıkıyor. Tavandan sarkan oyuncaklar, tahtadan arabalar var etrafta. Yaşlı bir amca oturmuş eski bir sandalayeye, ona bakıyorum göz ucuyla. Üstünden baktığı bir gözlüğünden, gülen gözlerle bakıyor bana. Amaçsız girdiğimi fark etmiş olmalı ki hiç yeltenmedi oyuncak satmaya; elinde çekiciyle tamir etmeye çalıştığı eski oyuncak üzerinde çalışmaya devam etti. Bir taraftan etrafa bakarken şarkıyı da dinleyip geçmişte yolculuk yapmaya devam ediyorum.
Bir ah çektim, cennet bir mekanda içim özlemin ateşiyle kavruldu derinden. Ne desem sönmezdi bu özlemin ateşi, sustum. Gözlerim seni aradı, içimdeki boşluğa sordum; nerelerdesin?

posted under Hayal | 5 Yorum »
« Older Entries



Kısmet: Fikir… (11/04/2011)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...