sikiş
2007 Ağustos | Aylak Adam...

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Mor…

Ağustos29

Bazen, ilahi vahiy,
kalbinin zaten bildiğini duymak için beynini hazırlamak demektir.

Melekler ve Şeytanlar, Dan Brown, s.489 

Black_Highway.jpg

Aylardan Ocak. Yılın ilk günlerindeki soğuk gecelerden. İçimi ısıtansa birlikte içtiğimiz bir fincan kahveyle birleşen bendeki varlığın. Hep gittiğimiz kafede kahvelerimizi yudumlarken, ben seninle geçirdiğim saniyelerdeki, ne senin ne de benim isteğimizle olan ama iyiden iyiye ikimizin de farkettiğini düşündüğüm sürecin geleceğini düşünüyorum.
Hiç aklımda yoktu bütün bunlar. Aklımı zamanın süzgecinden geçirince, tanışma sürecinden sonra ilk buluşmamızda, burası henüz açılmışken ve bu kadar popüler değilken beni burayla tanıştırman çıktı karşıma. Daha ilk günden sonu belli olan yollara benzemiyordu, yürüdüğümüz yol.
Hep uzaktan uzağa yazışmalarımız takıldı kancaya. Ancak senin yazdıklarına karşılık verebilen bana, hiç usanmadan nasıl sürekli yazabildiğini düşündüm. Aklımın nerelerde olduğunu bile anlayamadığım, bir saniye sonramı planlayamadığım zamanlarda yazdığın yazılara sadece cevap verebiliyordum. Uzak birkaç kelime kadar uzak, yolun sonu ise çok daha yakındı.
Zaman sadece birazcık zaman diyen Sezen’e inat, biz zamanın uğrayıp geçtiği her yelkovan akrep buluşmasında daha da yıpranıyorduk. Zamanın sadece bir ilaç olduğunu söyleyenler halt ettiklerini ancak böyle anlarda anlarlardı eminim ama yaşamamışlardı seninle benim gibi.
Ben bunları ve sonrasında atlattığımız badireleri düşünürken, bir taraftan da seni konuşur durumda tutmak için konuşmaya devam ediyorum. Müzikteki esler misali sustuğumuz zamanlarda konuşuyoruz aslında. Bütün bu aklıma düşenleri sen benden önce düşünmüştün, biliyorum. Hep daha önce davranıyorsun, biliyorum. Zaten Murathan Mungan’ın takvim tutmazlığı tanımı bizim için yapılmış gibi geliyor bana. Bütü bunları ne yazık ki sen de en az benim kadar iyi biliyor ve hissediyor olsan da konuşamıyorsun. Sus pus olmuşuz her ikimiz, ellerimiz bağlı bekliyoruz.
Zaman geldi vurdu yine. Geçirdiğimiz vakti uzatmak için seninle yürürken; başında mor beren, ellerinde mor yarı açık eldivenlerin ve kolumda bıraktığın yaptığım hatanın simgesi mor lekeyle, yağmurlu bir günün ardından şehre düşen gecenin sisindeki gülüşmelerimizin şehri ne kadar ısıttığını anlatmak istiyorum sana ama olmuyor.
Yolun sonu göründüğünde adımlarımı yavaşlatırken, yüzümün birşey söylemek ister ama söyleyemez halini, senin daha önce söylemek isteyip de söyleyemediğin zamanlardaki yüzünle hayal ediyorum. Öyle ya, şu yolda yürüdüğümüz Ocak ayının soğuğunu daha derinden yaşadığımız iki Kasım önce, seninle vedalaşırken susan dudakların ve konuşan gözlerin aynı tabloyu çizmişlerdi. Ben anlamamıştım, tıpkı şimdi de senin anlamadığın gibi. Aslında ben ne söyleyeceğimi bilsem de konuşamam, biliyorsun. Oysa, ne sen ne de ben henüz birbirimize geç kalmamışken, konuşabilirdik ikimiz de. O kasım akşamındaki sebebini hüzne verdiğim vedalaşma anındaki bakışlarımızı, ancak kavrayabiliyorum şimdi.
Ben geride seni bırakmış, yanımdakilerle nereye gittiğimizi bilmediğim, cadde ışıklarının gündüzü aratmadığı bir yolda ilerliyorum. Aklım yerde parlayan çizgileri sayıyor bir taraftan. Cadde ışıkları boş yolları aydınlatırken, yanmdakilerin ne anlam ifade ettiğini bilmediğim seslerine cevap veriyorum. Ben buna ne istediğini bilmemek, olduğun yerde asla olamamak, düşünmen gerekenlerden uzaklaşmak diyorum kendimce. Gülüyorum kendime. Sonra derin bir iç çekerek devam ediyorum yola, sohbete katılıyorum aklımca.
Zaman, sadece birazcık zaman. Belki de Sezen haklıydı. Bilinmez, kimse bilemez artık geçmişi. Boşver, kafede oturukenki şarkı daha sevimli sanki.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

posted under Hayal | 4 Yorum »

Mektuplar…(1)

Ağustos21

Mektuplar

Sevgili B.,
Sadece beton duvarlardan oluşan şehrin sokaklarından birinde yürürken aklıma sen geldin yine. Zaten hep aklımdasın, biliyorsun değil mi? Arnavut kaldırımlı yolda yürürken mahallede yaşadığımız çocukluğumuzdaki sokaklara gitti aklım. Hani şu iki katlı, cumbalı ahşap evlerin olduğu arnavut kaldırımlı sokaklarda koştum yine. Her sabah heyecanla çıkıp koşturduğumuz sokaklarda. Hatırlarmısın en sevdiğimiz sokağı? Hani bizi hiç yormayan yokuş aşağı koşuşturduğumuz arnavut kaldırımlı, her iki tarafında sıra sıra kocaman çınar ağaçları olan sokaktan bahsediyorum. Onun sonunda hep aynı yerde dururduk. Bir yol geçerdi de sadece bisikletler geçmesine rağmen beklerdik karşıya geçmeden önce. Korkuyla ve ağaçlardan gelen mis gibi kokuyla ilk orada tanışmıştı küçük bedenlerimizdeki ruhumuz. Sakin adımlarla karşıya geçer, duvardan aşağı atlardık. Baharda yeşeren, sonbaharda sararan çimlerde koşturur göle varırdık. Sokağın en başından bakıldığında bile çok güzeldi manzara. Gökkuşağının altındaki hazine kazanına koşan çocuklar gibi koşardık göle doğru. Sonra nedense, ne zaman biz oraya varsak bir yaz yağmuru bastırır, küçük bedenlerimizi saklayacak bir yer bulamazdık. Küçük adımlarla yukarı doğru bir umutla çıkarken iyiden iyiye işlerdi içimize yağmur. İlk gördüğümüz evin saçağına sığınır sarılırdık birbirimize. Şimşeklerden çok korkardın sen, gökgürültülerini kabuslarındaki canavarların çıkardığını anlatırdın bana. Ben her defasında onların şimşeklere karşı gelen meleklerin çıkardığını söylesem de inanmazdın hiç bana. Ağlardın sonra. Gözyaşların saçlarından akan yağmur damlalarına karışıp yüzünde ilerlerken onları siler, teselli ederdim seni. Yağmur bitene kadar birbirimize sarılır beklerdik orada. Sonra küçük ellerimizi birleştirip yağmurun yıkadığı sokakta evlerimize koşardık.
Sen her defasında annenin gökgürültüleriyle ilgili anlattıklarına inanmamasından ve seni dinlemeden sürekli kendi kendine söylenmesinden şikayet ederdin. Haklıydın da, onlar hiç anlamamışlardı bizi, inanmamışlardı da. Sadece azarlamayı bilirlerdi. Oysa biz ertesi gün güneş yeniden çıktığında onların o bilgisiz hallerine güler, gökkuşağının altındaki kazanı aramaya koyulurduk ıslak toprakta. Onların bundan hiç haberi olmazdı.
Hatırlıyorum da çok hastalanmıştım ben bir yağmur sonrası. Gelmiştin ya hani bizim eve annenle, hatırladın mı? Yanıbaşıma oturup hikayeler okumuştun. Sonra, bu sefer meleklerin şimşekleri kovamamasından olduğunu söylemiştin hastalığımın. Doğruydu sanki, güneşin ilk göründüğü güne kadar çıkamamıştım çünkü yataktan.
Biliyor musun, sen gittiğinden beri çok şey değişti burada. O eski iki pencereli, cumbalı evlerden kalmadı hiç. Küçük ayaklarımızla herbir köşesini arşınladığımız arnavut kaldırımlarımızın yerine siyah asfalttan yollar aldı da arabalar koşturuyor şimdi. O ıslandığımız yağmurlar da yağmıyor artık. Göl de kurudu kuruyacak. Çimlerse artık yeşermiyor bahar geldiğinde. Sen gittin diye hepsi, biliyorum. Çünkü senin gidişinle değişti herşey. Sen gelirsen tekrar yeşerir belki ağaçlar, ıslanır toprak. Yine koştururmuyuz peki seninle bu çimlerde? Şimşekler çaksa korkup sarılır mısın bana? Sahi, gittiğin yerden dönülür  mü ki? İyisin değil mi?

C.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

posted under Hayal, Yazı Dizisi | 4 Yorum »

Saçmalamalar…(4)

Ağustos16
The_queen_and_the_brother

Bu aralar çabuk yorulduğumu hissediyorum. Şu kararların verildiği anların yer aldığı zaman dilimlerindeki ruh halimi hiç mi hiç sevmiyorum.  Henüz meselenin dernliklerine inmemiş olsam da sanırım derinlemesine düşününce ve düşündüklerim derin konular olunca çabuk yoruluyorum. Bütün bu hislere rağmen "anın tadı"nı çıkarmayı ihmal etmiyorum. İhmal etmemeye çalışıyorum diyelim. Çünkü malum insan bir yerde bulunurken, aynı anda başka bir yerde bulunamıyor. Hoş, ben bulunabiliyorum ama bedenim ve ruhum ayrı yerlerde oluyor. Aslında mesele de bu sanırım. Sanmak da değil eminim.

Neyse canım, seçimleri atlattık, yaz da son hız devam ediyor, iş yerindeki ortamımı çok seviyorum, beraber çalışırken keyif alıyorum, dışarı çıkınca arkadaşlarımla birlikte güzel vakit geçirebiliyorum, daha ne olsun. Aslında olsun. Malum insanız ve doymak nedir, tatmin nedir bilmeyiz. Şaka bir yana, bazen birşeylerin -birşeyler derken gerçekten çoğul anlamıyla- eksik olduğunu hissediyorum. Bu benden kaynaklanıyor, bunu da biliyorum. Ama ne eksik, ne yapılmalıdır, ne yapılmamalıdır onu çözebilmiş değilim, bunu çözecek kadar da akıllı değilim zaten. Aranızdan birileri akıl verirse mutlu olabilirim, hatta herşeyi çözüp size minnettar olabilirim.

Yazmaya başladığımda aklımda birşeyler vardı ama gitti şimdi. Kim bilir nerede. Adı üstünde işte saçmalıyoruz, nereye eserse. Geçen haftalarda hızlı bir Ankara- Konya seyahatim oldu. Hayatım yeterince hızlı bu aralar. Dün de Adana’daydım bu arada. Adana’ya gidip de arkadaşımı görmeden geri geldiğime üzüldüm ama aynaya baktığımı bile hatırlamakta güçlük çekiyorum. Zaten arkadaş da Adana’da değil Ankara’daydı. Benimki de saçmalık işte!

Bu aralar aklımda hep indis‘le olan projemizde üstüme düşüne yapamamış olmanın verdiği huzursuzluk var. Bir dizi yapalım dedik, kabul de etti indis ama gelin görün ki ben ilk adımı atıp yazacak bir vakit bulamadım uzunca zamandır. kusuruma bakma indis, buradan da yazmış olayım. İlk fırsatta yazacağım inşallah. Ne yazmak istediğim, nasıl başlamak istediğim de var aklımda ama işte. Neyse.

Uzattım yine, değil mi? Bu kadar uzun yazmamalı bence. Bazen aklıma kısa şeyler geliyor, yazmak istiyorum ama bunu nasıl yapmak lazım bilemiyorum. Belki de oky gibi yapmak lazım ama bu sefer de taklit olur, içime sinmez. Artık daha sık ama daha kısa yazmak istediğimi hissettim. Hem arkadaşlar yapıştırırken zorlanmamış olurlar. Aa, yeri gelmişken yazmadan geçmeyeyim, Paris’e gitmek istiyorum. Paris’ten bahsederken unutuyordum, klavyede "A"ya diğer harflerden daha önce basıyorum.

« Older Entries



Kısmet: Ruhumu Denize Sattım… (04/11/2006)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...