Mart31
Geçen haftasonu memleketimdeydim. Uzun zaman sonra özlemişim ailemi. Zaman hızla akıp gitmiş o koşuşturmaca içerisinde. Üç ay olmuş görmeyeli yüzlerini. Özlemişim. Dışarıda gündüz pırıl pırıl bir güneş, gece hafif bir yağmur vardı, bir de tertemiz bir hava. Koşuşturmacadan uzak, hayatın tadına vardığınız, nargile içilip hoş sohbetin yapıldığı bir dost ortamı vardı. Özlemişim. Zaten son bir aydır oldukça koşuşturmaca içerisinde geçmişti zaman. Ne buraya birşeyler yazabildimi ne de kendime zaman ayırabildim.
Bahar da geldi. nasıl güzel bir ruh halidir bu. Bugün biraz bozdu sanki hava ama olsun. Zaten doğru dürüst kış da aşamadık. Seviyorum baharları ilkiyle sonuyla. ilki daha bir güzel oluyor tabi ama sonunun da hakkını yememek lazım. İkisinde de pozitif bir enerjyle doluyor içim.
30 Mart 2007
Gecenin bir vakti oturmuş birşeyler yazmaya niyetlendim. Aslında olay benim niyetlenmemle değil canımın sıkılmasıyla başladı. Bütün hafta boyunca Ankara’ya gideceğim düşüncesiyle ayarladım herşeyi. Sadece Ankara’ya gitmek de değil, işten hemen çıkıp Ankara’ya gece 12′den önce varmak niyetim. Gel gör ki böyle mübarek bir günde -hepimizin mevlid kandili kutlu olsun- çıkmama tam yarım saat varken gerizekalı müdürün birinin eksiğini farketmesi üzerine yoğun bir iki saat yaşadım. Benim için gergin ve bir o kadar anlamsız geçen o iki sonunda Ankara planım yine sekteye uğradı. Eve gelişimin uzaması ve tabiki otobüsü kaçırmam sebebyle vazgeçtim. Otobüsü kaçırmam da değildi sebep, günün benim dışımda gelişen, gerizekalı biri yüzünden kötü gitmesiydi ve benim buna içten içe sinirlenip canımı sıkmamdı. Canımın sıkılmasıyla birlikte üzerime sinen kötü ruh haliyle hiçbirşey yapmak istemedim. Ne kalkıp bir yere gitmek, ne oturup televizyon seyretmek ki artık neredeyse hiç seyretmiyorum. Eve gelince hani bir ihtimal daha var diyip telefona sarıldım ama onu da açan yok. Sonra düşündüm, düşündüm, sakinleştim ve vazgeçtim. içimden bir ses "bazen fazla zorlamamak lazım" dedi de dinledim.
Gerçekten sanırım bazen zorlamamak lazım. Zorladıkça can sıkıyor hayat bazen. Can sıktıkça kötü bir ruh hali üzerinize siniyor. Bir de böyle zorlama hayatların sonu hep kötü oluyor.
Uzun zamandır kendimden de birşeyler yazmadığımı farkettim. Bu seferlik böyle güne dair birşeyler olsun istedim. Nasılım diye sormadınız ama anlatayım kısaca. Bu aralar işten eve evden işe bir hayatım var. Haftasonları ise yetmiyor. O bar senin bu bar benim bir hayatım yok. Arada olsa da sevmiyorum. faruk’un deyimiyle "cakkıdı bir hayat" çekmiyor beni. Arkadaşlarımla oturup vakit geçirmeyi, tebdil-i mekanı, kültürel aktiviteler içnde bulunmayı seviyorum ve zaten iki günlük haftasonuna ancak sığdırabiliyorum. Yazarken sıkıldım şimdi, neyse canım boşverin. Ankara seyahatimin iptalinden sonra şimdi kara kara bütün haftasonu ne yapacağım onu düşünüyorum. Var mı bir fikri olan?
Bu arada konuk yazar sayfasında sizin yazılarınızı yayınlıyorum ve onlara da yorum yazılabilmesi için ne yapabilirim onun üzerinde çalışıyorum. Bir diğer konuysa "Yağmur" müzik sayfasında. Çok düşündüm en son bu parçaları seçtim, yoksa ne çok şarkı varmış yağmur üzerine söylenen!
31 Mart 2007
Mart28
En eski kalınlıkların bile inceliyor olduğunu görmek tuhaf şey. İnsan öylesine yaşarken bile çok şey öğreniyormuş demek. Yeni bitişlerden başlangıçlar bulma telaşının diğer adına hayat diyorum bu günlerde. Ve “onu unuttum demek bile onu hatırlamaktır” diyen komik bitişler sarmış bütün yansız taraflarımı.
Yazdıklarını kazımamalı insan. Gün gelir her şeyden bıkkın sabahlara uyanırsın. Sıkılırsın kapını çalıyor olanlardan. Sesini duysun istediklerin uzaktır. Çoğuna ulaşamazsın. Ulaşım pratikte hep imkan dahilidir. Ama ben yaşantıma dahil ettiğim hiçbir kimlik için teori denemedim. Öğretilenlerin yalan olduğunu öğrenmem uzun sürmedi. Yeni yetmeyken okul sıralarında öğrenmiştim zaten ne dmekti ayrımcılık. Sonra büyüdüm. Yalanların katmerleşip kabuk tuttuğuna da şahit oldum. Okulda öğreniyor olunanların tamamı yalan. Hayatıma dahil ettiğim hiçbir kimlikte teori aramadım.
Hangi kıtaya gitmeyi düşünür olsam korkuyorum artık. Babam demişti de inanmamıştım. Ben her gideceğim dediğimde “hala bilmediğin çok şey var! Biraz daha zaman" diyordu. Nasıl da doğruymuş söyledikleri. Babamın ,ona söylediğim her fikrim için perdemin arkasına gizlediğim sandıklarımı görmesi beni artık eskisi gibi sinirlendirmiyor. Zaman tek başına olmasa bile insanı büyütmeye yetiyor. Yanlış yapıyor olmak en çok büyüklere yakışıyor. Ben bilerek hata yapamayacak kadar toymuşum demek. Babam hatalarının yapıyor olduklarını bilinç çerçevesinde gerçekleştiriyor, bütün diğer babalar gibi…
Zaman denilen uçurtma oyun zevk vermiyor bu sabah. Okuduklarım canımı acıtıyor nicedir. Kapıyı çalıyor olanlar görmek istediklerim değil. Hangi havzaya gitsem bitmez bu depresif sabahlar. Alçak yalanlar değil beni sıkan ,bu bitmeyen oyunlar. Kuralıyla oynamayı bilmiyor oyunları oynayanlar. Kuralsız yaşamayı kahramanlık sayıyor onlar. Hep karşı çıktıklarını anlamamak için diretiyorsan bir anlamın olmalı hayatta. Ama oyunu kuralsız oynayıp, her söyleme karşı çıkanlar, kuraldışı bir çember açısında yaşıyorlar. Beyhude, öylesine, buğulu bir cam gerisinde…
Şimdi ben hangi kıtalar arasına gitsem toplayıp toparlak acılarımı;orayı sevimsiz bulacağım ihtimal. Her sevdiğime bir ölümdü bulaşan. Çok fatiha okudum yumuşak mezar toprağı içinde uyuyana. İçimde her biri ayrı bir acı açtı. Şimdi toplayıp toparlak acılarımı gitsem bir başka kıtaya;yine fatiha okurum gördüğüm bütün yeni, taze, masum mezar toprağı içinde uyuyana..
Artık ne kadar silsem gözlük camlarımı ,parlak değil gördüklerim. Öyle çok haksızlık var ki bütün kıtaların havaalanlarında; kireç tuttu görmeye şahit gözlük camlarım. Bütün silinenler temizlenmeye çare değil. Üstelik bazen silsile bir silimse yaratmak istediğin, o zaman hiçbir sildiğin geri dönmeyecek bilirsin…
Valizime acılarımı toplamaya cesaret edemedim bu akşam. Gitmeye gönülsüzüm onca duyduklarımdan sonra. Ama kalmaya gönülsüz olduğum kadar tahammülsüzüm. Gittiğim bütün kıtalar arası sevimsiz olacak artık. Toparlak acılarım bütün başkentlerde sahte duracak. Benim gözlük camlarım silinerek temiz göstermez artık. Tüm yollar yalan, sahte acıyla uzatılmış bir başka kente diye.. Uzaklar kadar yakınlar bile bulanık artık. Çekip gitmek değil ki ;hangi derde dermansız çare… Gün gelir bu bulanıklık göstermez olur hiçbir ört bas edildi sanılanı ve silmek, temizlenmek için yeterli değil artık. Dünya! Hangi kıtaya varsam öyle dolambaçlısın ki artık, ırka gerek yok! Evrensel bir kanıtla hipermetrop şimdi bütün yaşattıkların…
Konuk Yazar: Sarahatun Demir
Mart25
Ben;
Çok eskilerde bir hayatın gölgesindeydim. Yaşım 17 diydi. Renkler gökkuşağıydı ve ben o renklerin içindeydim. Sonra renklerim yavaş yavaş anlamını yitirmeye başladı. Ne olduğunu anlamamıştım. Bir tek gökyüzündeki derin maviliğim kaldı şimdi. Arada bir beni seyreden gökyüzüne derin derin dalarım.Nerde gökkuşağım diye; sesizliğini gecedeki yıldızlarıyla bana iletir. Ben de ona…
Konuk Yazar: kardelen