sikiş
2006 Aralık | Aylak Adam...

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Veda…(2)

Aralık19

Oğul demek dalından kopmuş bir sürgün demektir. O tıpkı kartala benzer, ya geri döner ya da gider. Ama biz ikimiz, sen ve ben, bir ağaç kütüğünde yetişen iki mantar gibiyiz. Yanyana oturuyor, hareket bile etmiyoruz. Senin için yaşamım boyunca değişmemiş olarak sadece ben kalırım, nasıl benim için sen de öyleysen…

Babalar ve Oğullar, Turgenyev, s.149

Leaving

Vedaları hiçbir zaman sevemedim. Ayrılırken üzülmenin dışında bende başka duygular da barındırır. Son anların o ‘zaman dursa da hiç gitmesem’ sözlerinin yerini bende ‘artık zaman geçse de hemen gitsem’ aldı zamanla. Sebebi özlemsizlik değil, tamamen son anlarda ne yapacağını bilememe ve hiçbir şey konuşulamadığında oluşan sessizliğin ağırlığı ruhumdaki. Bunun bir sebebi de belki artık alışık olmam vedaların son anlarına ve artık kısa olmasının daha kolay gelmesi bana.

Uzun zamandır yazamıyorum. İlk defa boş olmasa da bir vakit bulup yazabiliyorum. Sebebi malum. Taşınmaydı, işti, düzen kurmaydı. Vedalaşmaydı…

Ailemden ayrı yaşamaya başladığımda daha 11 yaşındaydım, belki 10. İlk gidişim ateş gibi düşmüştü hepimizin yüreğine. Ben küçüktüm. Ailemin elinden bir şey gelmezdi. Ve daha da önemlisi ben mecburdum. Bu bir tercihti belki de, zor bir tercihti ama tek şıklı bir sorunun tek doğru cevabı gibiydi. Ailem de en az benim kadar farkındaydı.

Ben gittiğim gün annem ağlamaktan bayılmakla birlikte, ablamın anlattığına göre eve de hiç girmemişti. Ana yüreğiydi bu ve küçücük evladını yakın bir uzağa göndermeye bile dayanmazdı. Aslında olacakların farkındaydı annem. Bu benim evden ayrıldığım gündü.

O ayrılıktan sonra ayda bir yapılan ev ziyaretleri haricinde hiç gidemedim. Eve döndüğümde tam 5 sene geçmişti. Eve dönüş için en kötü zamanı seçmiştim. Ailem dipteydi. Ailecek dipteydik. Annem rahatsızdı ve tam 3 aydır hastanede yatmaktaydı. Bunun 2 ayı da komada geçmişti. Lise 1’deydim. Annemden ümidi doktorlar artık kesmişken, babamın hala umutla bakan gözlerini hatırlarım. Annem nasıl dediğimde “iyi, daha iyi olacak” derdi. Okuldan çıkınca annemi ziyarete giderdim. Günün en mutlu anıydı. Onu görünce üzülsem de, yıllardır göremediğim annemle her gün görüşebilmenin mutluluğu vardı ikimizde. Aylarca süren tedaviden sonra annem hayattaki tuttuğu dalı bırakmamıştı. Belki de dalı babam, babamın elini annem tutmaktaydı.Ailem köyden taşınmak zorunda kaldı. Ben lise 2’ye geçmiştim.

Hayatın en zor dönemi başlamıştı. Ergenlik döneminde olan hırçın ben, hasta annem ve iş ve eşine bakmak arasındaki stresi en çok yaşayan babam bir aradaydık. Ben lise 3e başladığımda ailem artık toparlanma sürecine girmişti. Her geçen gün hayatın zorluklarına ve stresine karşı daha da güçlenmekteydik. Bir aradaydık ve her şeyi yapabilirdik. Evde sorunlar devam etse, herkes stresli olsa da anlayışlı olmaya çalışıyorduk. Benim üniversite sınavım vardı ve evdeki ortam çalışmak için hiç mi hiç uygun olmasa da üniversiteyi kazanmak zorundaydım.

Zaman hızla geçti. Daha zor günler bizi beklemekteydi ama ev huzursuz da olsa bir arada olmanın keyfi vardı. Annem gideceğimi biliyordu, çünkü kazanmamı herkesten çok istiyordu.

Üniversiteyi kazandıktan sonra bu bir arada geçen günler yine bitti. Sonra askerlik. Sonrasında iki ay önce verdiğim ailemle birlikte yaşayıp aynı şehirde çalışma kararım. Zor bir karardı, hatta  benden başka kimse bu kararı içine sindirememişti ama bu kararı vermemi kolaylaştıran bir ailem vardı. Çünkü yıllardır onlarla huzurlu bir ortamda birlikte vakit geçirememiştim. Onların bana ihtiyacı vardı. Özellikle yeğenimin. Artık her şey eskisinden daha iyiydi. Çalışmaya başladıktan sonra hayat daha bir huzurlu olmuştu evde. Bunu her yemekte söylemeden geçmezdi babam. Annem ise bunun böyle sürmesi için elinden geleni yapmaktaydı. Ben olmadan yapılan pazar kahvaltıları için sitem etmeden de geçmezdi. Derken…

Zor bir karar anı geldi. Olmadık bir anda karşıma çıkan teklif hayatımdaki dengeleri yine değiştirecekti. Çok düşündüm, hem de çok. Gitmeye karar verdim. Telefonla evi aradığımda annem çıktı telefona:

-Gitmeye karar verdim anne.

-Gidecek misin artık oğlum?

-Gitmem lazım annem.

Sonrasında annem konuşmadı hiç. Ağlıyordu…

Vedaları hiçbir zaman sevemedim. Aslında artık büyümüş kocaman adam olmuştum. Ama annem hiçbir zaman birlikte yaşayamamış olmanın acısını hissediyordu içinde, biliyordum. Gelirken zor oldu yine:

-Sen artık gelmezsin, dedi annem

-Gelirim.

-Artık yerleşirsin.

-Olsun gelirim yine.

-Evlenirsen hiç gelmezsin artık.

-Gelmez olur muyum.

-Çocuklar da olunca artık yolun düşmez buralara.

-Sen gel de ben her yerden gelirim.

-Gelir misin?

Ne desem anlamsızdı aslında. İçimden geçenleri ne annem bilebilirdi, ne de başkaları. Ben otobüsün camından bakarken annem bana sırtını dönmüştü. Biliyordum.

İş sözleşmesini imzalarken müdürüm sustu, sustu ve dayanamadı:

-Bizim teklif yaptığımız herkes güle oynaya koşarak gelirdi. Ben sende öyle bir hava sezmedim. Hep düşünceliydin.

-Yorgunum… Bilmiyorum, belki de detaylı düşünüyorum, dedim.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

posted under Anı, Hayat | 19 Yorum »

Ufuk…

Aralık5

İnsan amacını –ne pahasına olursa olsun kendini adayarak, azim ve özveriyle gerçekleştirmek istediği amacını- bir kez saptadı mı artık onun boyunduruğu altına girmiş demektir; hayatın kendisi bu amacın boyunduruğu altındadır artık. Böylece, başka, bambaşka şeyler yapabilme olasılığına da sırt çevirmiş oluruz.

Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü, S.192
Evening Without You

Yeğenimle yürürken, omzumda taşımayı teklif ettim ona. Önce biraz nazlansa da sonra kabul etti. Nazlanmasının sebebi de belli aslında ‘ben büyüdüm artık’ diyor bağıra çağıra. Ben omzuma alınca onu, ilk tepki farklı oldu:
-Burası çok yüksek dayı, benim dünyam daha küçük.

 6.sınıfta bir sonbahar günü, ilk dersi beklerken arkadaşlarla bahçedeki ağacın altında sohbet ediyoruz. Büyük olasılıkla o haftasonu yapılan maçların kritiği sohbetin özü. Benim daha sonra çok sevdiğim, bana tarihi sevdiren, bir İlber Ortaylı gibi tarih anlatan okulun yeni tarih hocası yanaştı. Kısa bir selamlaşmadan sonra, futbol konusu dağıldı. Hocam, bir yerlerden girip hayatımda hiç unutmadığım ve unutulmayan diğer sözlerin aksine çok basit bir söz sarfetti:

-Uzaktaki dağı görüyor musunuz? O dağdaki ufuktan ötesi olmalı ufkunuz.

Yıllarca unutmadım bu sözü. Yeğenimin bu çığlığı beynimde yankılanıp o basit, basit olduğu kadar anlamlı sözleri anımsattı. Gülümsedim.

Şimdi düşününce hocamın o sözünün hayatımın her anına girdiğini anlıyorum. Belki de hocamın o sözü  sayesinde buralardayım. Aylak biri olsam da ufkumu hiç küçültmedim onun sayesinde. Birgün ilerideki ufuktan çok, geride bıraktıklarıma baktığım an, biliyorum, orada öleceğim.

"Bir insan öğrenmeyi unuttuğunda ölmüştür, öğrenmeyi bıraktığında artık yaşamıyordur." (Anonim)

Bir süredir oturmuş deniz kıyısında denizin bütün güzelliklerini seyretmekteydim. Denize bıraktığım ruhum tertemiz çıkıp gelecekti ya hani. Beklerken herşey güzeldi; güneşin batışı, doğuşu, dalgaların sesi, balıkların sıçrayışları… Oturup denizi seyrederken öyle bir an geldi ki güneşin feri sönüp bulutların arasında yok olup giderken, martılar attığım simitleri beğenmeyip yemezken durgun bir denizi seyrettiğimi hissettim. Sonbahar gelmişti de sararan yapraklar düşmemekte ısrar etmekteydi. Bir yaprak düşse, hayat öyle hızlı akıp gidecekti ki bunu bilen ağaçlar silkinmekte naz yapmaktaydı sanki. Birden öyle bir an geldi, rüzgâr esti denizden, yüzüme çarptı, maviyi severdim, hatırladım, bir de seyretmeye devam ettiğim sürece ufkumun bu denizin öbür ucu olacağını, beklemedim. Denize baktım. Düşündüm. Attım kendimi.

 Ya yüzüp ufkumun ötesine geçeceğim, ya da boğulacağım bu denizde.

 Hayırlı olsun hepimize…




Kısmet: Mektuplar…(3) (20/09/2007)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...