sikiş
2006 Eylül | Aylak Adam...

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Aldatmak ve Anlamak…

Eylül24

Dün en çok izlenen ulusal kanallarımızın hepsinin ana haber bülteninde bir haber vardı. Kadın kocasını sevgilisiyle birlikte yakalamıştı ve kameralar oradaydı. Kadın kocasına “Utanmıyor musun?” diyor, adam altta kalmıyor “Sen yaptıklarını unuttun mu?” diyor bir de üzerine yürüyordu kadının. Düşündürücü değil mi?

Bu haber, ciddi program olmalarıyla övünen birçok haber programında, ülke için gerçekten önemli bir haber olarak görülmüş olmalı ki eleştirildi, incelendi, yorumlar yapıldı, sebepler ve sonuçlar tartışıldı. Tabiki konunun başlangıcı belki de bu haberdi ama konuşmalar ülkenin genelinde de böyle bir durum olması sebebiyle çeşitli noktalara dağılıyor, olayın sorumlusu aranıyordu.

Böylesi bir konuyu işlemek medyanın işine geliyor ama kimsenin niyeti olaya bir nokta koymak değil aslında. Kimse bu konunun bir çözümünü bulmak istemiyor. Herkes memnun halinden. Aldatılan kadın sesini duyurduğu için, aldatan kadın artık olayı sıradan bir hale getirdiği için ve bunu “mutluluk” adı altında kendi lehine çevirebildiği için, aldatan koca da kendi deyimiyle “başka bir çiçekten de bal aldığı” için, program sunucumuz da prime timeda böylesi iyi bir reyting bulduğu için mutlu, belki bir rezillik çıksa daha iyi olacak programın reytingi açısından ama durun o noktaya gelmedik daha, alttan alttan hazırlıyoruz ortamı sorularımızla.

Bu bitmek bilmeyen programları bir kenara bırakalım, biraz daha uzaktan bakıp incelemeye çalışalım. Aldatmak yeni bir kavram değil. Her yüzyılda her türlü kesimde görülen bir olay. Öyle ki Truva savaşının bile sebebi bildiğiniz gibi bir nevi –hatta en büyük- aldatma sonucu çıkmış, bir şehir bu yüzden yerle bir edilmiştir. O zamanın soylu ailelerinde görüldüğü gibi şimdi de “sosyete” ya da bence “parası çok, kültürü önemsiz olan” insanlar arasında da görülüyor. O zaman halk arasında görüldüğü gibi, şimdiki toplumumuzda da çok görülüyor. Değişen birşey yok.

Ama var aslında. Her ne kadar aldatma konusunda toplumlarda birşeyler değişmese de ahlak ve kültür anlayışı çok fazla değişti o günden bugüne. Özellikle eski Türk topluluklarında kadına verilen önem bugünkünden çok daha farklıydı. Kadınlar ailede sözü dinlenen ve aileyi bir arada tutan değerler olarak görülür, saygıda kusur edilmezdi. Evin beyi alınan kararlarda mutlaka eşine danışır, ailedeki birlikteliği korumaya dikkat ederdi. Osmanlının son dönemlerinden başlamak üzere özellikle Ulu Önder’in aramızdan ayrılmasından sonra hızlanan bir süreçte, onun bahsettiği “batılılaşma”yı bilime ve tekniğe önem vermek, düşünce ufkumuzu genişletmek, yüzümüzü geleceğe dönüp insanlık için doğru işler yapmak, toplumdaki huzur ve birlikteliği korumak, birbirimize karşı sevgi ve saygıda kusur etmemekten çok; daha cesur giysiler giymek, zevk ve sefaya daha da önem vermek, yolsuzlukta bir adım daha ileriye gitmek, birbirimizin malına göz dikip sevgi ve samimiyetten uzaklaşmak olarak aklımızla değil de başka bir yerimizle anladığımız için kültürümüzde ve toplumumuzdaki ahlak anlayışında meydana gelen erozyona engel olamadık, hatta bununla da yetinmeyip bir ağaç da biz kestik.

Peki şimdi neredeyiz. Magazin programları günü en çok izlenen programları olmaya devam ediyor. Bundan önce belki de televizyonun Türkiye’de ortalama 5 saat izlenmesini, bu sayının İngiltere’de 2 saat olmasını tartışmak gerek ama konu gittikçe uzayacak eminim. Magazin programlarında haber olarak verilen konularda mutlaka daha cesur giyinen bayanlar ve tabiki incir çekirdeğini doldurmayan konularda “beyanatlar” veren kişilerin haberleri her geçen gün arttığı ve frikik vermeyen bayanların haber olamadıkları gerçeği düşünüldüğünde konunun asıl nereden çıktığı anlaşılıyor. Önceki gece birlikte görüntülenen ve “aşık olduklarını” söyleyen insanlar ertesi gece başka biriyle görüntüleniyor ve “aşk” kavramının değerini yerlere düşürmekle kalmayıp bu tür davranışlar doğruymuş ve doğalmış düşüncesini bilinç altımıza empoze ediyorlar. Birileri birilerini aldatıyor ve bu televizyondaki en ciddi programlar da bile tartışılır hale geliyor. Aldatan kişinin haklı olup olmadığı ya da yanlış yapıp yapmadığı tartışılıyor. Evet, yanlış olduğu herkesçe bilinen aldatmanın doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılır bir konuma getiriliyor. Boşanmaların oranı her geçen gün artıyor –bu bilinçli bir evlilik yapmamaktan da kaynaklanıyor- annesinden ve babasından aile içi terbiyeyi alamadan büyüyen çocukların sayısı her geçen gün artıyor ve bütün bunların faturası yine onlara çıkıyor.

Evet, cinsellik artık hayatımızın merkezine konuluyor. O kadar ki cinselliği yaşamaya başlama yaşı 13’e kadar düşüyor. Yayınlanan programlar çocuklardaki cinselliğin farkındalığındaki yaşı düşürüyor. Bu durum, cinsellik hakkında bilinçli olmaktan daha farklı bir durum bunu da özellikle belirtmeliyim. Çünkü eğitim sistemimizde bu konuda iyi adımlar atılmaya başlandıysa da o yaştaki çocuklar da toplumun içinde bulunduğu bu durumdan -tabiki- etkileniyorlar. Tepkileri de inanın hiç de ahlak çerçevesinde olmuyor. Bunun sonuçlarını ve toplumda oluşan durumu artık hergün ana haber bültenlerinde, gazetelerin sadece üçüncü sayfalarında değil herhangi bir sayfasında görebiliyoruz. Evet, bilişim çağından sonra yeni çağa kapılarımızı açmış bulunmaktayız.

posted under Düşünce | 9 Yorum »

Nostalji…

Eylül23

Sonbahar gelince özlüyor insan. Kim bilir neler geçiyordu aklımdan?

Suskunluklar, Pişmanlıklar, Yağmur ve Hüzün… -1-
Suskunluklar, Pişmanlıklar, Yağmur ve Hüzün… -2-
Suskunluklar, Pişmanlıklar, Yağmur ve Hüzün… -3-

Karar Ânı…

Eylül17
Karar vermekle ilgili büyük düşünürlerin ve ya büyük olmasalar da “popüler” insanların söylediği çok söz vardır. Her türlü özlü sözler kitabında, gazetede, kitapların kapaklarında, arkadaki yorumlarda, sokaktaki herkesin ayaküstü sohbetlerinde konuyla ilgili birşeyler bulabilirsiniz. “En kötü karar kararsızlıktan daha iyidir” bunlardan en popüler olanı belki de. Ama bütün o özlü sözler çoğu zaman kendi içinde çelişir aslında. Karar vermek kişiden kişiye ve durumdan duruma göre kolaydan zora doğru değişen bir aktivitedir. Hayatımızın her anında bir karar versek ya da vermek zorunda bırakılsak da bunun çoğu zaman farkına bile varmayız. Restoranda yemek seçmek, yanındaki içeceği belirlemek kişisel bir zevktir ve bir seçimdir. Ancak bu seçim kendimizden başka kimseyi etkilemez. Etki boyutu zamanda kısıtlıdır -tabi eğer bir zehirlenme durumu olmadıysa. Televizyonun karşısında otururken karar vermek bazıları için yemek seçmekten daha zordur, özellikle sadece siz izlemiyorsanız. Her ne kadar bu da birkaç saatlik -belki de daha kısa- bir zaman dilimini etkileyecek bir karar olsa da, sürekli kanal değiştirrip uzunca bir süre istediği bir programı bulamayan ve aynı kanallar arasında dolanıp zapping hastalığına yakalananlar az değildir. Bu ve benzeri durumlarda karar verirken bazen zorlansak da bunların çok önemli olmadığını biliriz.
İlk gelen otobüse binmek de bir karardır aslında. Şimdi düşününce çok mantıklı geliyor hepimize. ‘Bir sonraki otobüse binmek sadece zaman kaybettirir’ diye düşünüyoruz. Belki de öyle değil? İlk gelen otobüsün kaza yapma olasılığıyla ilgili bir fikrimiz olsa ve bu kazada bize gelecek zararla ilgili öceden bilgilendirilsek durum daha farklı olabilir, değil mi? “Sliding Doors” ya da “Run Lola Run” ya da bunlara taklit olarak çekildiğini düşündüğüm “Butterfly Effect” filmlerindeki gibi verdiğimiz çok basit kararların hayatlarımızı ciddi şekilde farklı yöne götüreceğini bilmiş olsak herhangi bir karar alma evresinden önce o kadar rahat olur muyduk acaba? 5 saniyeyle kaçırılan bir metroya küfrederken yetişseydik bizde ciddi yaralar açacağını bilsek acaba o kadar küfreder miydik?
Bir de günlük hayatımızda her zaman verdiğimiz kararlardan daha zor kararlar var. Hayatta birkaç kez yapılan ya da birkez yapılmasını umduğunuz kararlar var. Evlilik, ev almak, iş değişiklikleri, üniversite, meslek seçimi, araba almak çocuk yapmak vs. Bu ve benzeri durumlarda insan karar verirken oldukça sancılı bir süreçten geçiyor çoğu zaman. Evet, eğer birini seviyorsanız ve evlenmek her ikiniz için de kaçınılmazsa bu uzun bir süreçten sonraki bir karar ve vermek o kadar da zor değil, hatta bu bir karar olmaktan çok uzak. Ama bazıları için sevgi olsa da evlilik ciddi bir karar. Başka yerlerden bakalım bir de. Üniversite ve meslek seçimi mesela. Ne kadar da zor geçiyor çoğu insan için özellkle de Türkiye gibi bir ülkede. Açıkçası ben 17 yaşındaki birinin meslek ve üniversite için birlinçli bir tercih yapabileceğine inanmıyorum. Çünkü kişiliğinin oturma evresine girdiği bir bünyenin hiçbir tecrübesinin olmadığı, kulaktan dolma bilgilerinin olduğu bir mesleği bilerek seçmesi pek akla uygun gelmiyor. Mesela ben endüstri mühendisi olmak için okumaya başladığımda çok da mesleğimle ilgili bir fikrim yoktu. Belki doktor olsam benim kişiliğimle daha uyumlu olacaktı. Belki de sahne sanatları okumalıydım, belki de bir psikolog olmak bana daha çok huzur verecekti. Bunu bilemezdim ki, değil mi?
Bugün, yarın sabaha kadar bir karar vermem lazım. Hayatımı ciddi anlamda değiştirecek. Ne yapmam ya da yapmamam gerektiğini, neyin iyi neyin kötü olduğunu teraziye koyup ölçecek durumda değilim. Çünkü herşey soyut. Uzun zamandır düşünüyorum, her yönüyle düşündüm. Her tarafından baktım ve en iyisine karar veremedim. Peki ne mi yapacağım? Hiçbirşey düşünmeyeceğim, Sabah kalkıp telefon edeceğim ve kararımı bildireceğim. O an içimden ne gelirse onu söyleyeceğim. Hepimize hayırlı olsun…

Ben de hemen söyleyeyim ki, ağır ve kesin bir kararın doğruluğuna inanmak için her köşesinden durum üzerinde düşünmek gerekir. ağır ve kesin bir karar uygulamaya başlandıktan sonra “keşke şu tarafını, bu tarafını da düşünseydim… belki bir çıkar yol bulurduk, yeniden bunca kan dökmeye, bunca can yakmaya gerek kalmazdı” gibi duraksama, karar sahibinin vicdanında kanayan bir nokta olur ve onu yaptığının doğruluğundan kuşkuya düşürür.

M. Kemal Atatürk

posted under Düşünce | 2 Yorum »
« Older Entries



Kısmet: Labirent… (17/05/2007)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...