sikiş
2006 Temmuz | Aylak Adam...

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Gemi…

Temmuz30

Sen geçerken sahilden sessizce,
Gemiler kalkar yüreğimden gizlice…
Teoman, Gemiler

Ship

Günler geçtikçe biraz daha amaçlarımdan farklı bir yere kayıyor hayatım. Benim rotamda değil de rüzgârın estiği yöne doğru gidiyor kaptanlığını yaptığım gemi. Zaman denen okyanusta yol alırken kimi zaman bütün gece dinmemiş fırtınalar, kimi zaman geceyi gündüz eden dolunaydan sonra güneşle karşılıyoruz sabahı. Rüzgarlar da dengesiz esiyor arada. Bir gün batıdan, bir gün doğudan, ertesi gün bakıyoruz da aynı yerdeyiz aslında. Tayfaya çok dedim, biraz dikkat edin gemideki işlere diye. Dinletemedim. Onlar da haklı. Rüzgar nereye eserse gidiyoruz. Gemideki mürettabat da karışık bir ortamda haliyle. Herkes bir yerlere koşuşturuyor ama organize bir çalışmamız söz konusu değil bu aralar. Suçlu onlar değil, biliyorum, yoksa zamanı ile çok güzel işler çıkarttık biz hep beraber. Suçlu benim, iyi yönlendiremiyorum onları. Rotayı, her sabah dümenci sorduğunda, rüzgara bırakalım diyorum bu aralar, akıntıya kaptıralım kendimizi, rüzgar nereye eserse bugün. Tamam, diyor, biraz düşünceli. Birkaç gün aynı yerde kalınca kızıyor tayfa. Farkediyorum farkettirmemek için çalışsalar da.
Eskiden de böyle zamanlarımız olmuştu bizim. Atlattık o zamanları, umudum o ki bu zor dönemimiz de geçecek ve hayat okyanusunda daha iyi rotalar çizeceğiz kendimize. Bütün günler güneşle, bütün geceler dolunayla yol almayacağız elbette. Fırtınalar kopacak arada -belki de sık sık- durgun bir deniz izleyeceğiz zaman zaman, deniz duracak biz kürek çekeceğiz aynı yerde saymamak için. İkilemler olacak, bir kısmı itiraz edecek rotaya, diğer kısmın dediği daha akılcı olacak belki de. Öyleyken bile karar çıkmayacak uzunca bir süre. Sert kayalıklar çıkacak önümüze çoğu zaman. Riskli manevralar, sert dönüşler yapılacak. Terleyeceğiz çok. Haritayı sık sık kontrol edeceğiz o zamanlarda. Haritanın yanlış olduğunu farkedeceğiz belki de. Bilmiyorum. Bu geminin yolu nerede biter onu da bilmiyorum.
Böyle bir gemi işte benimkisi. Bu aralar organize değiliz pek. Rüzgar esti yine, doğudan bu sefer, batıya yelken açtık, dualar ettik, tüm yelkenler fora. Bırakın gidelim.

24 Temmuz 2006, 02:54

posted under Halet-i Ruhiye | 8 Yorum »

Ayrı…

Temmuz21

Zamanı farkettiğimde geç miydi
bilemedim…
Birşeylerin benden geçtiğini biliyordum.
Zaman aramızdan akarken kıyısında yaşadık biz.
Bazen şiddetli sular çarptı, bazen sessizlik içimi ısıttı.
Götürdü hep hiç getirmeden.

Getirseydi belki yaşamayacaktık, saklayamayacaktık…
Kürek çektik hep akıntıya karşı
bir sen, bir ben…
Bazen isteyerek, bazen habersiz, bazen hislerle…
En son anda bir yazı,
benden sana, senden bana.
Güneşin doğuşunda aradık, batışına kadar bulamadık aşkı…

aylak adam & …

posted under Şiir | 6 Yorum »

Dün…(2)

Temmuz20
Keşke oyunlar oynamasaydık
Üzülmeseydi şarkılar
Hala sana yazılıyorlar
Hala buram buram sen kokuyorlar
Keşke, Yalın
Rain_Shadows.1.jpg

Dün gece elinde kahveyle pencereden yağmuru seyredip iç dünyasında kendisiyle hesaplaşırken dışarıya çıkmak istemişti birden, yağmurda ıslanmak, arınmak. Yağan yağmurun cama vururken, çatıdan düşen damlaların yere çarparken çıkardığı dinlendirici sesler onu adeta dışarı davet etmişti. Üstüme siyah paltosunu aldı. Evden çıkarken açık kapının önünde şöyle bir durdu önce. Yağmuru seyretti, bir sigara yaktı. Sonra sokak lambalarının aydınlattığı loşluğa doğru adım adım ilerledi. Sessiz sokaklarda ilerlerken önce temiz havayı hissetti, temiz havada sigara içmenin güzel olmasının çelişkisini yaşadı bir süre. Sonra yarın sabah buluşmayı palnadığı sevdiği geldi aklına. “Yanımda olsaydı keşke” dedi, “Keşke…”. Keşke ile başlayan cümleleri sevmezdi aslında. Bilirdi ki keşkeler insana huzur vermezdi, yapılan hataları düzeltmezdi. Sadece biraz daha arttırırdı içindeki huzursuzluğu, biraz daha çaresiz bırakırdı onu bu karanlık karşısında. Sabah görüşeceklerdi ya da daha doğru bir ifadeyle görüşmeyi planlamışlardı.

Yürürken “Bu defa son” diye düşündü. Düşünürken kalp atışının hızlandığını, nefes alamadığını hissetti. Sigarasından derin bir nefes daha çekti. Sigara böyle anlarda iyi geliyordu. Onun için bir çeşit terapiydi. Sigarasının içindeki sıkıntıyı yakan ucu biraz daha alevlenmişti. Tıpkı içindeki onun yanında olması isteği gibi. Birden ardından gelen esintiyle ürperdi. Arkadan esen rüzgarlar hep gizemli gelirdi ona. Hep “geçmiş” ile özdeşleştirirdi böyle esintileri. Bir anlam taşıdığını ve birşeyler anlatmaya çalıştığını düşünürdü. Bir çiçek kokusu doldu burnuna. Fesleğen kokusunu uzunca içine çekti. “Neden?” dedi. “Neden birbirimizi bu kadar çok severken, birbirimize bu kadar yakın olma isteğiyle yanıp tutuşurken iki yabancıdan daha da uzağız?” Sessiz sedasız, fısıltılarla sorulan bu soruları bir o duymuştu, bir de loş sokaklar. “Olmuyor” dedi “biz ne kadar uğraşsak da, ne kadar birbirimizi sevsek de ayrılmalıyız.” Yaptığıkları hataları, geçirdikleri güzel günleri, kavgalarını, telaşlarını, sevgilerini, tatillerini, gezdikleri, sevdikleri ortak şeyleri düşündü. Sonra irkildi. Sigarası bitmişti. Dönmeye karar verdi.
Oturup çayını yudumlarken her geçen dakika biraz daha karışıyordu aklı. Bulanık bir suda yüzen balık gibiydi. Görmüyordu, ama bir sorun olduğu belliydi.
Bekledi, bekledi, bekledi. Kimse gelmedi. Gülerken garson kıza baktı bir de hazırlanmış satranç tahtasına. Şahlardan birine parmak ucuyla dokundu. Önce içinde yıllardır yaşattığı sevgisi yıkıldı, sonra tahtanın üzerindeki şah. Tahtaya vurduğunda şahın çıkardığı ses, içinde kalp atışlarını bile bastırmıştı. İçi acıdı. "Ben yenildim, sen kazandın" dedi. Saatine baktı. Uçağa yetişmesi gerekiyordu.
-Mart’06
Dün…(1)
posted under Hikaye | 6 Yorum »
« Older Entries



Kısmet: Mektuplar…(2) (12/09/2007)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...