Ah Bu İşler, Ah…
Haziran24
Bir hafta yazmadım buralardan uzaktım ya, çok uzun bir süreymiş gibi geldi. İlk fırsatta yazıyorum halimi size. Malum askerden döndük, kendimizi hemen bir hengamenin içinde bulduk. Askerden döndükten hemen sonra, ertesi gün, işle ilgili telefon trafiği başladı. Ne dinlenmeye ne de ailemle gorusmeye fırsatım oldu. 7 şirketten bir anda görüşme talebi geldi ki bunlardan sadece 1′ine ben başvurdum. Hemen bu işlere girmek istemediğimden ilk bir ikisine daha yeni geldiğimi anlattım, onlar da anlayışla karşıladılar. Sonra başvurduğum şirketle görüşmelere başladım, birkaç gün memleketimde birkaç gün İstanbul’da sürekli yolculuklarla geçen bir hayatın içinde buldum kendimi. Şirketle 3-5 aşama ilerledikten sonra son görüşmeye de girdim. Türkiye’den 4 kişi alacaklar, bunlardan ikisi benim istediğim kulvar için. O kadar elemeden sonra 7 kişi kaldık, benim kulvarda 3 ya da 4 kişi. Ve red cevabını aldım telefonla. Kusura bakmayın dediler, hepiniz iyiydiniz ama birilerini seçmek zorundaydık. Adalet mi şimdi bu?
İş teklifi almamak o kadar koymadı belki, ama bu kadar zaman onlarla görüşmekten ne aileme ne de kendime zaman ayırabildim o oturdu içime. Bir de asıl çalışmak istediğim şirketlere de başvuramadım. Geçen hafta internetten yoksundum biraz, şimdilik birine başvurdum, bakalım zaman ne gosterecek, diğerlerine de zamanla başvururum herhalde. Acelem yok, sevdiğim işi yapmak istiyorum. İstediğim şirketler olmazsa artık elimde var olan iş tekliflerine bakacağım. Çok yoruyor be insanı bu işler. Kafası da karışıyor insanın. Bir iş, bir de eş derler ya hani, öyle işte.
Ankardayım şimdi. Çok özlemişim buraları. İkinci memleketim oldu. Önceleri sevmezdim, zamanla ben ona alıştım o da bana. Güzel buralar, hele İstanbul’un o hengamesinden sonra pek bir sakin geliyor insana.


