Ara…
Bir süre yazmak istemiyorum…
Bir süre yazmak istemiyorum…
Bütün gün yağmur vardı. Hastaneden döndüğümde fark ettim ki karanlığa gömülmüş kışla. Karanlıkta göz gözü görmezken ruhumu dinlendirmek için yaktığım mumlar geldi aklıma. Sonra da odamdan izlediğim sokaklar geldi kendine has ışıklarıyla. Bütün bunları düşünürken “00:30” düştü dilime. Basit ve güzel… Derken dalıp gittim…
Yağmur da vardı. Düşünmek ve dinlenmek için her şey hazırdı aslında. Elimde bir fincan kahve olsa, bir de kitap, dışarıda güzel bir manzara, arkadan gelen bir yağmur şarkısı eşlik etse bu güzelliğe: “Islak bir İstanbul sabahında sokaklar…”
Ya da oturup pencereye bu güzelliği izlemek kadar "kuru" olmasa da benim gibi yağmurda yürümeyi sevenler için bir sigarayla sokakları arşınlamak da güzel olabilirdi sevdiğimle…
Bunları yapmak için ne zaman uygundu, ne de mekan. Haliyle düşüncelerde kaldı hepsi. Öyle de olsa bunları düşünmek bile rahatlattı beni. O zamana o mekana gitmiş oluyorsunuz kendi dünyanızda, hatta şu satırları yazmak bile güzel hissettiklerini aktarmak adına…
Günlerdir başımın üstünde kuşlar birlik olmuş memleketimin soğuğuna yüz çevirip göç ediyorlar. Ben de onlarla birlikte gidiyorum bazen. Özgürlüğümün bittiği – düşüncelerimin bölündüğü- noktada geri dönüyorum. Bazı kuşlar öyle ki sıcak ülkelerden daha çok seviyorlar memleketimi. Martılar mesela. Vapurları terk edip gidemiyorlar. Öylece dönüp duruyorlar. Onların kafası da karışık benim gibi, bazen niye çekip gitmediklerini soruyorlar kendilerine gibi geliyor bana. Bir an oluyor gitmeye karar verip uzaklara doğru yol alıyorlar sonra da vazgeçip geri dönüyorlar. Onlara vapurdan simit atan insanları, dokunmak için can atan , yeşil gülen gözleri, sarı saçlarıyla, başından düşmek üzere olan beresine aldırış etmeden neşeyle zıplayan küçüğü, onlara bütün balıklarını cömertçe sunan denizi bırakıp gidemiyorlar. Göçmen değiller, bu yüzden gitmiyorlar biliyorum ama sanki bana onların göçmen olmamasının da bir sebebi var gibi geliyor. Belki de bunların hiçbiri olmasa öylece gidecekler sıcak memleketlere. Gidince de “gidebildiklerini” fark edip bir daha geri dönmeyecekler. “Özgürlük”lerini yaşayacaklar kendilerince. Kim bilir belki de hayatlarındaki anlamları sorgulayıp buralarda anlam bulamadıkları bir gün gelecek, gidecekler. Kim bilir…
Eğitim sırasındaki birkaç dakikalık boşlukta “V” çizip göç eden kuşları görünce bunlar gelmişti aklıma. Bugün ne bulutlar, ne de martılar beyazdı. Bu sabah yağmur vardı İstanbul’da. Ve kuşlar biraz daha özgürdü…
Dışarda yağmur var,
Rüzgarla bulut arkadaş olmuş.
Haberim yok,
Haberim yok…