Aralık8
on günlük kısa gezimle başlayayım yazmaya, diğerlerini yazamam belki. neyse… giderken aklımda başka başka hikayeler vardı. vedaları sevmezdim. vedalaşmayacaktım ama içimden gelenleri sevdiklerime de söylecektim. söyledim mi? hayır. içimde kaldı hepsi bir düğüm gibi.
ayrılırken ayrılıyoruz gibi duramadım, öyle konuşamadım kimseyle. zaten neydi ki? ölüm yoktu ya sonunda. kısa bir ayrılıktı bizimkisi.
giderken neler vardı aklımda, geldiğimde neler kaldı elimde?
ankara beni özleyen soğuğuyla karşıladı beni. iner inmez vurdu yüzüme. "unutma" dedi "beni unutma". hep soğuk olacaktı anlaşılan ankara, sıcak yaz güneşi bile ısıtmazdı benim için ankarayı artık.
bir sürpriz yaptım ankaradaki sevdiklerime. sevindiler en az benim kadar. özlemişiz birbirimizi. bazılarıyla konuşamadım, bazıları konuşmadı. zaman geçti, özlemim dinmedi. onca insan çevremdeyken cuma gecesi en güzel şarkılar çaldı. baktım, yoktu kimse. sigara içtim birkaç tane…
aceleyle çıktım oradan. yolculuk istanbulaydı.
beklediğimden çok insan vardı istanbulda. herkes bir yol çizmişti hayatına, ben de dinledim hepsini. kimi işinden dertliydi, kimi okulundan, kimi sevgilisinden ayrılmıştı, kimi memnundu her haliyle hayatından. ama sevindim, çünkü sevdiklerimi gördüm. baktım da herkes bir yaprak misali savrulmuş…
ertesi gün güzel bir kahvaltı yaptık hep beraber beşiktaşta. o da güzeldi. bu sefer başkaları da geldi. beşiktaşta denize karşı çaylarımızı yudumladık kahvaltıdan sonra. bazıları ayrıldı.
akşam oldu. maç vardı. bir galatasaraylı olarak ilk sözüm şu oldu: "ilk golü atan alır maçı". ilk golü yediğimizde zaten maç bitmişti benim için. fenerli arkadaşların sevinçleri daha çok canımı sıktı. hani onlar olmasa o kadar koymazdı o yenilgi.
ertesi güne saat 3te başladım. oysa insanlar günü bitireli çok olmuştu. gecenin bir vakti beşiktaş sahilinde oturdum arkadaşla. sisli bir hava vardı. arkadaşım sevmemişti o havayı ama bana sorarsanız ayrı bir güzelliği vardı boğazın sisler içinde. sigara içtim birkaç tane…
ertesi gün sabah emirganda kahvaltı yaptık. o ayrı bir güzeldi. iyi başladık güne. ardından "babam ve oğlum" deşti içimi, gün bitmek bilmedi. yeğenimi hatırladım. 6 yaşındayken babasını kaybettiğinde bana sorduğu soru deşti tekrar tekrar içimi: "ben şimdi kime baba diyeceğim?". gözlerimden yaşlar ardı ardına düştü. hıçkıra hıçkıra ağlamamak için tuttum kendimi. başım ağrıdı gün boyu…
gebzeye geçtim oradan. güzel bir gece geçirdim. gülmekten öldüm. biz 7 kişi bir evde olunca muhabbet de doruktaydı tabiki. yattık gecenin 2sinde. uyumadık, "friends"ten sahneler canlandı gözümüzde eski günlerin anısına. uyuyakalmışım, ne zamandı bilmiyorum. sabahına sarılmadan, vedalaşmadan ayrıldık. vedaları sevmezdim zaten…doya doya sarılmadım, sizi ben çok seviyorum demedim…
yolcu yolunda gerekti, döndüm ankaraya. bu sefer daha durgundu ankara. sınava girdim.
bekledim son ana kadar ısınsın diye…bekledim. soğuktu ankara. döndüm…
Sözlerin bugün kırık, umarsız, kördüğüm,
Ankara’da sensiz olmak zor iki gözüm…
Islak bir İstanbul sabahında sokaklar,
Kuru bir yaprak kokusunda rüzgâr…
Yüzünün rengi griydi sensiz,
İstanbul şehri beyaz değildi…
Bulutlar martı kanatlarıyla,
Düşlerim beyaz, beyaz değildi…