sikiş
2005 Aralık | Aylak Adam...

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Gittim…

Aralık11
Gone Still

Limandan demir alma zamanı geldi yine. Bu sene nedense çok demir alır oldum limanlardan. Uzun uzadıya kalamıyorum hiçbir yerde. Bu sefer de bitti. Gidiyorum şimdi. Kalın sağlıcakla…

Azad edin beni dostlar,
Yittim, gittim, gittim…
Belki birgün dönerim aranıza,
Ben şimdilik bittim…

posted under Hayat | 2 Yorum »

Boğaza Karşı…

Aralık8

Istanbul

on günlük kısa gezimle başlayayım yazmaya, diğerlerini yazamam belki. neyse… giderken aklımda başka başka hikayeler vardı. vedaları sevmezdim. vedalaşmayacaktım ama içimden gelenleri sevdiklerime de söylecektim. söyledim mi? hayır. içimde kaldı hepsi bir düğüm gibi.
ayrılırken ayrılıyoruz gibi duramadım, öyle konuşamadım kimseyle. zaten neydi ki? ölüm yoktu ya sonunda. kısa bir ayrılıktı bizimkisi.
giderken neler vardı aklımda, geldiğimde neler kaldı elimde?
ankara beni özleyen soğuğuyla karşıladı beni. iner inmez vurdu yüzüme. "unutma" dedi "beni unutma". hep soğuk olacaktı anlaşılan ankara, sıcak yaz güneşi bile ısıtmazdı benim için ankarayı artık.
bir sürpriz yaptım ankaradaki sevdiklerime. sevindiler en az benim kadar. özlemişiz birbirimizi. bazılarıyla konuşamadım, bazıları konuşmadı. zaman geçti, özlemim dinmedi. onca insan çevremdeyken cuma gecesi en güzel şarkılar çaldı. baktım, yoktu kimse. sigara içtim birkaç tane…
aceleyle çıktım oradan. yolculuk istanbulaydı.
beklediğimden çok insan vardı istanbulda. herkes bir yol çizmişti hayatına, ben de dinledim hepsini. kimi işinden dertliydi, kimi okulundan, kimi sevgilisinden ayrılmıştı, kimi memnundu her haliyle hayatından. ama sevindim, çünkü sevdiklerimi gördüm. baktım da herkes bir yaprak misali savrulmuş…
ertesi gün güzel bir kahvaltı yaptık hep beraber beşiktaşta. o da güzeldi. bu sefer başkaları da geldi. beşiktaşta denize karşı çaylarımızı yudumladık kahvaltıdan sonra. bazıları ayrıldı.
akşam oldu. maç vardı. bir galatasaraylı olarak ilk sözüm şu oldu: "ilk golü atan alır maçı". ilk golü yediğimizde zaten maç bitmişti benim için. fenerli arkadaşların sevinçleri daha çok canımı sıktı. hani onlar olmasa o kadar koymazdı o yenilgi.
ertesi güne saat 3te başladım. oysa insanlar günü bitireli çok olmuştu. gecenin bir vakti beşiktaş sahilinde oturdum arkadaşla. sisli bir hava vardı. arkadaşım sevmemişti o havayı ama bana sorarsanız ayrı bir güzelliği vardı boğazın sisler içinde. sigara içtim birkaç tane…
ertesi gün sabah emirganda kahvaltı yaptık. o ayrı bir güzeldi. iyi başladık güne. ardından "babam ve oğlum" deşti içimi, gün bitmek bilmedi. yeğenimi hatırladım. 6 yaşındayken babasını kaybettiğinde bana sorduğu soru deşti tekrar tekrar içimi: "ben şimdi kime baba diyeceğim?". gözlerimden yaşlar ardı ardına düştü. hıçkıra hıçkıra ağlamamak için tuttum kendimi. başım ağrıdı gün boyu…
gebzeye geçtim oradan. güzel bir gece geçirdim. gülmekten öldüm. biz 7 kişi bir evde olunca muhabbet de doruktaydı tabiki. yattık gecenin 2sinde. uyumadık, "friends"ten sahneler canlandı gözümüzde eski günlerin anısına. uyuyakalmışım, ne zamandı bilmiyorum. sabahına sarılmadan, vedalaşmadan ayrıldık. vedaları sevmezdim zaten…doya doya sarılmadım, sizi ben çok seviyorum demedim…
yolcu yolunda gerekti, döndüm ankaraya. bu sefer daha durgundu ankara. sınava girdim.
bekledim son ana kadar ısınsın diye…bekledim. soğuktu ankara. döndüm…
Sözlerin bugün kırık, umarsız, kördüğüm,
Ankara’da sensiz olmak zor iki gözüm…
Islak bir İstanbul sabahında sokaklar,
Kuru bir yaprak kokusunda rüzgâr…
Yüzünün rengi griydi sensiz,
İstanbul şehri beyaz değildi…
Bulutlar martı kanatlarıyla,
Düşlerim beyaz, beyaz değildi…

The Lady In Red…

Aralık7

lady in red

yazın o dayanılmaz sıcağında almancayla uğraşıyordum. neyi düşünüp almıştım hatırlamıyorum. tarih daha cazipti ya neyse. o şehirde hiçbir ders için kalınmazdı aslında. şehirden dönerken kütüphanenin önünden bindi servise. camdan bakıp birşeyler düşünüyordum. kim bilir neler geçiyordu aklımdan, hatırlamıyorum. derslerden bıkmıştım, artık günlerim monotonlaşmıştı ve eve gitmek istiyordum. belki de bunlar geçiyordu, bunları düşünüyordum belki.

yazın o dayanılmaz sıcağında almancayla uğraşıyordum. neyi düşünüp almıştım hatırlamıyorum. tarih daha cazipti ya neyse. o şehirde hiçbir ders için kalınmazdı aslında. şehirden dönerken kütüphanenin önünden bindi servise. camdan bakıp birşeyler düşünüyordum. kim bilir neler geçiyordu aklımdan, hatırlamıyorum. derslerden bıkmıştım, artık günlerim monotonlaşmıştı ve eve gitmek istiyordum. belki de bunlar geçiyordu, bunları düşünüyordum belki.
kırmızı bir elbise vardı üzerinde. kollarının yarısı ispanyol paçalar misali genişti. biliyorum beceremedim anlatmayı. ne denirki öyle elbiselere? o düğünden dönüyordu hatta evlenen bir asistandı, hepsini iyi hatırlıyorum da ben nereden geliyordum hatırlamıyorum; garip…
hatırladığım ilk konuşmamızdı. o zamanlar sadece tanışıyorduk. sadece daha sonra üzerine çok konuşulan "merhaba"larımız vardı. kısa bir konuşma geçti, sonra herkes kendi dünyalarına döndü. hep öyle olurdu bu tip konuşmalarda, günlük hayattan bahsedilir sonra herkes kendi hayatını derinlikleriyle yaşamaya devam ederdi. öyle oldu…
dört yıl önce, ankaranın soğuğu otobüsteki dünyamla dışarıdaki dünyayı ayırmıştı birbirinden. buğuluydu camlar. dışarıda buğulu camlara inat güzelliğini göstermek isteyen bir kış güneşi doğuyordu tüm kızıllığıyla. belliydi; dışarıda ayaz vardı. sabahın ilk ışıklarında iki şarkı vardı kulağımda. biri "shape of my heart", diğeri "lady in red"…
ilkinin yeri ayrıydı…
ikincisini dinleyince hep ankaranın dört yıl önceki kızıl kış güneşini hatırlarım, bir de tabiki o kırmızı elbiseyi. şarkıdaki kadar güzel bir gece yaşanmadı belki de, ama olsundu. bu o kırmızılı kızın şarkısıydı. aklıma kazınmıştı bir kere "ankaranın ayazı"nda "içimi ısıtan varlığı" bu şarkıyla. ikisi bir arada daha bir güzel duruyordu hayatta…
uzun zaman olmuştu bu şarkıyı dinlemeyeli. bugün dinledim. bunları hatırladım…
ankara soğuktu son gittiğimde, çok soğuktu. yine ayaz vardı, üşüttüm…

The lady in red is dancing with me, cheek to cheek,
There’s nobody here, it’s just you and me
It’s where I want to be,
But I hardly know this beauty by my side,
I’ll never forget the way you look tonight…

posted under Anı | Yorum Yok »
« Older Entries



Kısmet: Karanlıktan Korkar Mısın?.. (12/08/2007)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...