Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum, sen yoksun! Sevmek kimi zaman rezilce korkudur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak [...]
Read the rest of this entry »Archive for October, 2005
Suskunluklar, Pişmanlıklar, Yağmur ve Hüzün… (3)
Mevsimler bir yana yıllar bile unutturmuyor bazen sevdiğinizi. Yazının başındaki sözü söyleyen sonra şunu söylüyordu:"…Ben bin kadınla beraber oldum, ama sadece birine ait oldum…" Sözün üzerine düşününce iki açıdan bakıyorum olaya. Önce acıyorum adama nasıl olur da "Seni seviyorum" gibi güzel bir cümleyi insan sevdiğine söyleyemez diye, sonra da boşverip acımaktan vazgeçiyorum sevdiğini bırakıp başkalarıyla [...]
Read the rest of this entry »Gül…
Tek bir gül gönderdim sana, Yorucu geçecek birgünün sabahında, Güzellikleri de hatırlatsın diye, Gülümsemendeki güzelliği Bu dünya birkez daha yaşasın diye, Hepsinden öte, Bendeki "seni" anlatsın diye… aylak adam
Read the rest of this entry »Suskunluklar, Pişmanlıklar, Yağmur ve Hüzün… (2)
Sonbaharın ilk yağmurunda bir kez daha anladım, baharlar anlatırdı en iyi beni, ilki ve sonuyla. Baharlar bana daha iyi geliyordu, yeniliyordu beni. Ne kış anlıyordu, ne de yaz. Uçlar olacaktı elbette hayatta, bazen yazın güneşi yakacaktı sonbaharın yapraklarını, bazen kışın soğuğu düşecekti ilkbaharın filizlerine. Sonbaharın hüznünü taşırım, ama bilinenin ya da söylenenlerin aksine, hüzünden korkmam [...]
Read the rest of this entry »



