Huzur…
İnsan yaratılıştan iyidir. Kötülüğe yönelişi, dış etkilerdendir.
Lu Wang
Tolstoy’un ‘İtiraflarım’ı ile Ahmet Altan’ın yazısı inancın insan hayatındaki önemini o kadar derin anlatıyor ki. Hani belki Ahmet Altan Müslüman bir toplumda yaşamış böyle söylemesi böyle hissetmesi doğal ama ya Tolstoy’un ifadeleri? O kitabı okuyunca aslında inançsızlığın insan hayatındaki kara gölgesini daha soğuk hissediyorsunuz. Öyle ki her yer bir boşluktan ibaret oluveriyor böyle anlarda. Soğuk… Zor anlarınızda sığındığınız hiçbir yer olmuyor. Size yardım edebilecek hiçbir kuvvet kalmıyor tek başınıza yağmurlu bir gecede otururken. Öylece kalakalıyorsunuz. İnsanlar böyle anlarda böyle boşluklarda bırakıyorlar kendilerini milyon dolar otellerden o hazin boşluğa. Kendilerini bıraktıkları aslında bizim gördüğümüz o hava boşluğundan çok, içlerinde hiçbir zaman dolduramadıkları boşluk oluyor. Artık onlarda yaratana olan bağlılığın simgesi olan irade kalmayıveriyor.
Doğunun Limanları’nda “Şimdi eğer hayattaysam, hayatıma son verecek iradeye sahip olmadığımdandır” ifadesindeki asıl engel olan irade kalmadığında bitiriliyor hayatlar.
İnançsızlığın soğuk gölgesi düştüğünde…
Birileri ölüyor, hayat devam ediyor.
Çağımızın artan sorunlarının, insanların içindeki huzursuzluğun asıl kaynağı bu belki de. Yozlaşan kültürlerin, küreselleşen dünyanın, sınır tanımayan çekişmelerin, kuralları konmamış oyunların, duyduğunda insanın içinde ürpertiyle beraber ekşimsi bir acıma tadı bırakan olayların asıl kaynağı bu belki de. Her geçen gün yıpranan inançlarımız, sığınacak bir yaratanımız olduğunu unutup sorunlar karşısında yalnızlık hissetmemiz, yaratılanı yaratandan ötürü seven felsefeye inat ne yaratana ne de yaratılana sevgi göstermemiz, bir gülümsemenin kapıların anahtarı olduğunu unutup asık yüzlerle sahneye çıkmamız belki de.
İşte o anlarda yalnızlık huzur oluyor insanoğluna. Bu yüzden gaz lambasında yapılan samimi sohbetleri, yalnız başımıza oturup çayımızı yudumlarken müzik dinleyip kitap okumayı özlüyoruz, hızla giden hayatımıza dur demek istiyoruz kendimizce. Çünkü hayat her geçen gün birilerinin sözlüğünden ‘değeri, sevgiyi, samimiyeti, saygıyı, huzuru’ eksiltiyor…
Bu kadar da karamsar olmayalım değil mi? Bir yerlerden başlamak gerekmiyor mu?



