sikiş
2005 Ekim | Aylak Adam... | Sayfa 2

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Huzur…

Ekim25

İnsan yaratılıştan iyidir. Kötülüğe yönelişi, dış etkilerdendir.
Lu Wang

 Tolstoy’un ‘İtiraflarım’ı ile Ahmet Altan’ın yazısı inancın insan hayatındaki önemini o kadar derin anlatıyor ki. Hani belki Ahmet Altan Müslüman bir toplumda yaşamış böyle söylemesi böyle hissetmesi doğal ama ya Tolstoy’un ifadeleri? O kitabı okuyunca aslında inançsızlığın insan hayatındaki kara gölgesini daha soğuk hissediyorsunuz. Öyle ki her yer bir boşluktan ibaret oluveriyor böyle anlarda. Soğuk… Zor anlarınızda sığındığınız hiçbir yer olmuyor. Size yardım edebilecek hiçbir kuvvet kalmıyor tek başınıza yağmurlu bir gecede otururken. Öylece kalakalıyorsunuz. İnsanlar böyle anlarda böyle boşluklarda bırakıyorlar kendilerini milyon dolar otellerden o hazin boşluğa. Kendilerini bıraktıkları aslında bizim gördüğümüz o hava boşluğundan çok, içlerinde hiçbir zaman dolduramadıkları boşluk oluyor. Artık onlarda yaratana olan bağlılığın simgesi olan irade kalmayıveriyor.
Doğunun Limanları’nda “Şimdi eğer hayattaysam, hayatıma son verecek iradeye sahip olmadığımdandır” ifadesindeki asıl engel olan irade kalmadığında bitiriliyor hayatlar.
İnançsızlığın soğuk gölgesi düştüğünde…
Birileri ölüyor, hayat devam ediyor.
Çağımızın artan sorunlarının, insanların içindeki huzursuzluğun asıl kaynağı bu belki de. Yozlaşan kültürlerin, küreselleşen dünyanın, sınır tanımayan çekişmelerin, kuralları konmamış oyunların, duyduğunda insanın içinde ürpertiyle beraber ekşimsi bir acıma tadı bırakan olayların asıl kaynağı bu belki de. Her geçen gün yıpranan inançlarımız, sığınacak bir yaratanımız olduğunu unutup sorunlar karşısında yalnızlık hissetmemiz, yaratılanı yaratandan ötürü seven felsefeye inat ne yaratana ne de yaratılana sevgi göstermemiz, bir gülümsemenin kapıların anahtarı olduğunu unutup asık yüzlerle sahneye çıkmamız belki de.
İşte o anlarda yalnızlık huzur oluyor insanoğluna. Bu yüzden gaz lambasında yapılan samimi sohbetleri, yalnız başımıza oturup çayımızı yudumlarken müzik dinleyip kitap okumayı özlüyoruz, hızla giden hayatımıza dur demek istiyoruz kendimizce. Çünkü hayat her geçen gün birilerinin sözlüğünden ‘değeri, sevgiyi, samimiyeti, saygıyı, huzuru’ eksiltiyor…
Bu kadar da karamsar olmayalım değil mi? Bir yerlerden başlamak gerekmiyor mu?

posted under Düşünce | Yorum Yok »

Çocukluğum ve İnançlarım…

Ekim24
90.jpg

Hayatım boyunca hep en büyük sorunlarımdan biri olmuştur inanç. Özellikle insanın kişiliğinin oturmaya başlayıp da artık çocukluktan çıktığı 15–20 yaş evrem için büyük sorundu. Mesele inanıp inanmamam değildi elbette. Sorun doğru olarak bildiğimi uygulayıp uygulamamla alakalıydı. Doğru olduğunu bildiğim şeyleri yapmayıp yanlışta ısrar etmek her zaman bende bir huzursuzluk yaratmıştır. Hatta öyle ki zaman zaman bu huzursuzluk günlük hayatımın merkezine bile oturmuştur. Bugünlerde olduğu gibi…
Ramazan ayı girdiğinden beri aslında içimde bir huzur duymam gerekirken o huzuru duyamamak bile artık iyiden iyiye içimi kemirir oldu. Ara sıra artık inandığım gibi yaşayacağımı söyleyip kararımdan caymalarım da ayrı bir huzursuzluk benim için. Durum bu kadar vahim değil belki de. Arada sırada da olsa inanmanın huzurunu duyuyorum içimde. Bugün okuduğum Ahmet Altan’ın yazısından sonra geçmişe doğru bir yolculuk yaptım tekrar. Bu yolculuğu sık sık yapıyorum bu aralar. Özellikle iftarı bir saat geç açmamın sebebi olan işimden eve dönerken -herkesin iftar sofrasında ya da o sofradan çoktan kalkmış olduğu zamanlarda- sessiz ve kimsesiz sokaklarda yürürken hatırlıyorum sık sık çocukluğumun köyündeki ramazanları. Ne kadar heyecanlıydık o zamanlarda! Ya da o heyecanı nasıl da yaşatırdı bize büyüklerimiz!
O zamanlarda oruç tutmuyorduk tabiki, malum oyun çocuğuyduk büyüklerimizin deyimiyle. Bütün gün oruç tutan büyüklerimizle beraber bazen kış güneşinin ısıttığı ağaçlıklar altında bazen de cami avlularında koşturur, arada sırada dedelerimizin anlattığı eski ramazanları, eski yaşantıyı dinlerdik çocuk merakıyla. Günlerce süren yollar, şimdilerde televizyonların yerini aldığı gaz lambalarının ışığında yapılan ev sohbetleri, konuşulanlar, yaşananlar anlatılırdı. Aynı sözle başlanır, aynı sözle biterdi sohbetler: “Eskiden böylemiydi ya?”. Sonra akşam ezanına doğru eğer evde değilsek bizim cami önündeki sokaktaki koşuşturmalarımız arasında büyükler toplanırdı ezanı beklemek için. Evlerden börekler çörekler gelirdi camiye gelenler iftarı açsın diye. Hoş sohbetler burada da devam ederdi ama biz katılmazdık bu sefer. Çünkü muhtemelen o zamanlarda oyuna dalmış çocuklar olarak bunların farkında bile değildik. Ama buna rağmen bizde ramazanlar ayrı bir tat katardı çocuk hayatımıza. Büyükler daha iyi alıyorlardı eminim o tadı. Bazen de minarenin yanan ışıklarını bekleyen o çocuk olmasa da -bizim camimiz biraz küçüktü, hatta minaresi bile yoktu- pencereden akşamın son gün ışıklarının yok olmasıyla beraber akşam ezanını duymayı bekleyen çocuklar vardı. Heyecanla oturulurdu yerdeki sofraya. Bazen sofralar yetişmezdi de bir telaş alırdı ortalığı. İnsanların yüzlerinde artık benim reklâmlarda sık sık ama gerçekte nadiren gördüğüm gülümseyişleri olurdu…
Böyle düşüncelere dalmışken birden kendimi o soğuk, kömür kokularının sindiği, insanların birbirini çoğu zaman tanımadığı, insanın güvenliğinden bile şüphe ettiği, gerçek kalabalıklar arasında yalnızlığın yaşandığı sokakta bulunca ürperiyor içim. Şehrin beton duvarlarının arasında yiten duygularımın ardından öylece bakakalıyorum. Uzansam tutamayacağım onları, biliyorum… Özlüyorum o eski çocukluğumdaki ramazanları. Diyeceksiniz ki ‘daha dur kaç yaşındasın ki?’; haklısınız ama artık zaman o kadar hızlı değişiyor ki ivmesi o kadar arttı ki hayatın. ‘Eski’ demek için yıllar üzerinde konuşmak gerekmiyor artık çoğu zaman. Geçen gün aldığınız dizüstü bilgisayarınız, perdeniz, elbiseniz artık ‘demode’ oluveriyor bir hafta belki de bir ayda. Böyle eskiye olan özlemim, inancımla ilgili sorunlarım depreştiğinde, artık içinden çıkılmaz bir ruh hali oluşuyor bende…

Yazmayacağım demiştim dayanamadım yine. Olsun, arada sırada tutulmayan sözler de güzellikler getirebiliyor. Geçen gün de tutmadım kendime verdiğim bir sözü, mutluyum şimdi…

posted under Anı, Düşünce | 2 Yorum »

Mutluluk…

Ekim21

Kötü bir rüyayla başladım güne…
Unuttum bir süre sonra….
O kadar mutluyum ki bugün,
Öylesine…
Sebepsiz…
Yaşamak bu olsa gerek;
İnsanlara gülümseyebilmek,
Hiç olmadığın kadar huzurlu hissetmek,
Öylesine, sebepsiz…
Uçsuz bucaksız hissedip
Çocuklar gibi rahat olmak belki,
Belki de içinizdekini ifade edememek,
Mutluyum işte,
Öylesine…
Sebepsiz…

aylak adam

posted under Şiir | 4 Yorum »
« Older EntriesNewer Entries »



Kısmet: Karar Ânı… (17/09/2006)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...