sikiş
2005 Eylül | Aylak Adam...

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Suskunluklar, Pişmanlıklar, Yağmur ve Hüzün…(1)

Eylül27

Natural__93_.jpg

Her biri üzerinde ayrı ayrı yazmayı düşünmüştüm; gidenler, geri dönmeyenler, sonbahar, yağmur ve hüzün…Oysa o kadar iç içe geçiverdiler ki hayatımda bir anda, ayıramadım. Geçen gün bir arkadaşımla konuşurken dedim ki ona “Bazen insanlar günlük yaşamda öyle sözler söylüyorlar ki bilmeden, düşündürüyorlar”. Hatta ben yazmak istiyorum ama hafta içi işten pek de vakit olmuyor. Arada bir o vakti buluyorum, yazıyorum. Geçen gün nasıl olduğunu iyi bildiğim bir durumun üzerine çok güzel ve samimi bir söz duydum:
“…Ardından baktım, haykırmak istedim, yapamadım; giden sanki o değildi de benim hayatımdı…”

Bu sözün bana anlattıkları üzerine düşünürken hatta aklımda geçmişe gidip gelecek hakkında yorum yaparken… Yağmur yağdı. İşteydim… Yağmur damlalarının cama vurmasıyla, sonbahar yapraklarının düşmesi arasındaki âhenge aldırmadan devam ettim işime. Fark edemedim o güzelliği, sonradan anladım. Yağmur da güzeldi hani. Hüznün, sonbaharın, sarı yapraklarla dolu yolda çınar ağaçları altında yürüyen insanların habercisiydi. Hüzünlü, dışarıdaki ılık havayı fark edemeyip kendi dünyalarında üşümüş, yorulmuş insanların…
Sonbaharın ilk yağmurunu biraz olsun yaşama şansım olmuştu. O an yağmurun bana ifade ettiklerini, düşünülenlerin aksine bana hüznün yanında yaşama sevincini de aşıladığını düşünmüştüm. Yağmur bu; çelişkilerle dolu en büyük doğa olayı. Onu anlamayanlara göre güneşi bulutların arkasına saklayan, yazı bitirip soğuğu getiren, neşeyi söndüren, güne kötü başlamanın kaynağı. Oysa öyle mi ya? Yağmur yeniliğin habercisidir aslıda; bir yerde ilkbaharın, eskinin bittiğinin, yeni yeşil yaprakların, yağmurda çamurda oynanan en zevkli oyunların, eve gelip balkonunuzda en lezzetli çayınızı yudumlayabilmenin, eşref saatinin, düşünme vaktinin geldiğinin, saflığın, özgürlüğü doyasıya yaşayıp ıslanabilmenin habercisi –hastalanmamak şartıyla- Neresinden bakarsanız bakın her şeyin güzelliği onu yaşamayı bilen içindir. Güneş parlarken gökyüzünde onun güzelliğini hissedebilmek, yağmur yağarken de bazen pencereden onu seyredip, bazen gecenin dördünde altında ıslanıp onu yaşamaktır hayatı anlamlı kılan…
posted under Yazı Dizisi | 1 Yorum »

Sonbahar ve İlkbahar..

Eylül26
Sun_Rise_by_Buaha
Güneş bir başka doğdu bu gece;
Sonbaharın hüznü, ilkbaharın neşesiyle…
aylak adam

Özledim…

Eylül21
When The Tide Goes Out
Özledim… Bazen sevdiğiniz insandan en güzel anlarda duyarsınız bu sözü, bazen bir arkadaş sohbetinde geçer eski günleri yâd ederken. Ama en çok yalnız kaldığınızda söylenir, sevdiklerinizi ya da geçmişi düşünürken. En zor özlem de odur hani; kalabalıkta olsanız da yalnız hissettiğinizde, gecenin bir vakti ay ışığıyla aydınlanmış odanızda, pencereden dışarıyı seyrederken, ya da yatağınıza uzanmış yağmuru izlerken söylenenlerdir. Günün yorgunluğu çökmüş, yoğunluğu geçmiştir artık; düşünecek çok şey vardır. Sevdikleriniz akla gelir önce, bir de geçen günler. Ne güzel günler geçmiştir, zaman su gibi akıp gitmektedir… Fark edersiniz ki aslında çok zamanınız olmuştur ve siz nasıl da kıymetini bilemeden harcamışsınızdır. En güzel sözlerin söylenmesi, en güzel sohbetlerin edilmesi, en güzel kahkahaların atılıp, en güzel düşüncelerin paylaşılması gereken o anlarda nedense onlar olmamıştır. Özlersiniz… Kızarsınız kendinize ama keşke demek değiştirmez gerçeği, bilirsiniz.
Zaman geçmiştir, ne sizi beklemiştir ne de bir şeyleri anlamanızı, geçmeye de devam etmektedir, beklemez sizi. Herşeye derman olan zaman, dertlerin de anası oluverir o kısacık zaman diliminde sizin için. Oflayıp puflar kendinize değil de dünyaya kızmaya başlarsınız; ama bilirsiniz.
Sonra aynaya bakar, ama görmezsiniz. O an gördükleriniz geçmişinizden karelerdir. Sevdiklerinizle beraber olduğunuz, gülüp eğlendiğiniz, sohbetlerin bol olduğu anlar; her neyse, hepsi de güzeldir ya önemli olan odur. Sonra birden yüzünüzü görürsünüz aynada, siliniverir o görüntüler, perde kapanıverir. Siz yine kızarsınız, bu sefer aynalara; ama bilirsiniz.
Bilirsiniz de acaba bildiğiniz nedir? Ya da bildiğiniz neye yarayacaktır? Bilirsiniz ki zaman geçmiştir, artık ne o sevdiklerinizle geçen o zamanlar geri gelecektir, ne de yaşayamadıklarınız. Yaşadıklarınızdan pişman olmazsınız da yaşayamadıklarınız acıtır içiniz çoğu zaman. Söyleyemediğiniz sevgileriniz, sarılamadığınız sevdikleriniz, dileyemediğiniz özürler, göremediğiniz yerler, koşamadığınız yollar, oturamadığınız yeşillikler, ya da edemediğiniz sohbetler, yağmurda bekleyemediğiniz sevgililer, seyredemediğiniz yağmurlar. Geçer gider önünüzden, acıtır içinizi. Neye yarar şimdi bunlar? Bakın dışarı; sevdiğiniz insanları göreceksiniz, ya da ıslanamadığınız yağmuru, ya da yakamozların kaynağı dolunayı, ne bileyim…
Ben de özlüyorum. Daha yeniye kadar geceleri gezdiğim yolları, oturduğum parkı, sessizliğini dinlediğim gölü, beraber oturup sohbetleriyle sabahladığım, yeri geldiğinde beraber hüzünlendiğim yeri geldiğinde beraber şarkılar söylediğim dostlarımı, bazen yağmuru bazen sokaktaki ışıkla aydınlanan yola düşen kar tanelerini izlediğim küçük penceremi, sevinçlerimi ve üzüntülerimi paylaşmayı, güneşin doğuşunu izleyerek bitirdiğim geceleri ve başladığım yeni günleri, beklediklerimi, eskimeyen o gözleri…

Ve… Özledim…

« Older Entries



Kısmet: Sevdiğime… (31/01/2006)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...