sikiş
2005 Ağustos | Aylak Adam...

Aylak Adam…

B.yi ararken buldum kendimi…

Durgun Deniz…

Ağustos25
uzak

Öylesine geçiyor günler, neyi nasıl yaşadığımı bilmeden. Boşa geçiyormuş gibi geliyor zaman. Böylesi daha iyi bir süre için belki de. Uzun süredir uzağım o tanıdık çevremden. Biraz yalnız, biraz rahat, biraz hüzünlü, biraz huzurlu hissediyorsunuz, her türlü duygu var oluveriyor içinizde ne hissettiğinizi anlamamanız için. Hâl böyleyken siz öylesine yaşıyorsunuz hayatı bir süre. Elbette hayatınız devam ediyor. Neşe, hüzün, sevgi ve nefret bırakmıyor peşinizi ama sadece biraz ‘farklı’ hissediyorsunuz. İçinizde hangi fırtınaların koptuğunu bilemiyorsunuz. Ruhunuzun o tanıdık yüzü bir süre yabancılaşıyor. Bazen iyi geliyor bu ‘farklı’ durum, bir yenilenme hissi veriyor insana, belki yeniden doğuş, belki de dünyanızın hızını biraz yavaşlatmak. Bazen dünya dönmeyi bırakıveriyor. Huzur artık yabancı oluyor. Anlamıyorsunuz artık insanları, hissetmiyorsunuz eskiden hissetiğiniz iyi, kötü her şeyi. Bir boşluktan ibaret oluveriyor çevreniz. Elinizi nereye uzatsanız boş geliyor. Ses yok, his yok… Sonra düşmeye başlıyorsunuz. Birden uyanıyorsunuz o kâbustan, öylece kalıyorsunuz bir süre, sonra alışıyorsunuz hayata. Akışına bırakıyorsunuz, tekrar tekrar… Arada hatırlıyorsunuz rüyanızı ama anlamıyorsunuz olanları ve unutuyorsunuz, tekrar tekrar… Sürüp gidiyor hayat öylece. İyi olan da kötü olan da… Hayatın akıp gitmesi, hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi ve alışkanlıklarınız…
Bütün bunlar olurken, ruh haliniz denizdeki dalgalar gibiyken, dünya hızla dönerken, geride bir tortu kalıyor size. Kalan her yolcunun handa bıraktığı çizgiler gibi çizgiler kalıyor kalbinizde, ruhunuzun en derin yerinde. Öyle ki çekilmiyor bazen sevgiliniz hasreti, insanlardaki samimiyetsizlik, oyundaki replikler… Oyunu oynayamaz oluyorsunuz. Huzur buluyorsunuz saflıkta. Onu arıyorsunuz bir süre ve belki de buluyorsunuz, yeniliyorsunuz ruhunuzu yeni güzelliklerle. Sonra tekrar başlıyor hayat, o hiç azalmayan hızıyla sürüp gidiyor peşinden sizi sürükleyerek. Bu hep böyle devam ediyor. Çizikler, huzur, saflık, sevgi, samimiyet, yorgunluk, ıssızlık, yalnızlık, kalabalıklar, korkular…
Böyle midir her zaman diyorsunuz; hep böyle mi olur? Hayır. Üzüntüler olmadan anlamıyor insan mutluluğun önemini. Neşelenemiyor elbette sevdikleri yanında olmadan. Hüzünleniyor yalnız hissettiğinde. Görmüyor kötülüklerini dünyanın içi sevgiyle dolduğunda. Ölümü kendine yakın görüyor hayal kırıklığına uğradığında. Merhamet ediyor güçlü olup içindeki yanan öfkeyi bastırdığında. Duruluyor engin bir denize baktığında. Derya oluyor gözünden akan gözyaşları sevdiğinden ayrıldığında. Ateşte hissederek kavruluyor âşık olduğunda. Gücünü hissediyor kendine güvendiğinde… Uzayıp gidiyor liste böylece ama bitmiyor hiçbir zaman.
Uzun zaman oldu ben de bir denizi izliyorum, dalgasız, engin, bir an olup fırtınalar koparacakmış gibi. Fırtına öncesi sessizliği hissettirir gibi. Ama huzurlu, sevgi dolu, iyimser, bir o kadar da şüpheli, tedirgin ve ‘farklı’. Kalbimdeki hisleri anlayamayacak kadar dalgın, ruhumdaki gerçek beni duyamayacak kadar uzağım bana…

18.06.04

Bir Gecenin Ortasındayım Yine…

Ağustos23
Midnight

Bir gecenin ortasındayım yine,
Senin en derin uykularında meleklerle beraber olduğun.
Sabahın 4’ünü gösteriyor saat, günün en sevdiğim vakitlerini;
Gecenin en derin, en sessiz,
İnsanların en derin rüyalarında olduğu,
Güneşin doğmak için sabırsızlandığı,
Gizlinin açık,
Düşüncelerin ve gerçeklerin en yoğun olduğu vakitleri.
Seviyorum bu anları, gerçeği görüyorum çoğu zaman.
Kendimi dinliyorum sonra içimde bastırdıklarıma inat.
Güne başlıyorum sonra, bütün kötülüklerden arınmış olarak.
Dünyamı düşünüyorum, o kocaman evrende bir toz kadar anlamı olan.
Durup bakıyorum tepeden bir ovaya bakar gibi ona.
Göremediklerim görünüveriyor.
Beni sevenleri, düşünenleri fark ediyorum daha önce fark edemediğim,
Mutlu oluyorum birden.
Sonra sever gibi yapanları görüyorum böyle yaptıklarından habersiz.
Kızmıyorum onlara.
Devam ediyorum onlarla yürümeye, bir şans daha veriyorum,
Benim için hayat, onlar için bir figüranlıktan ibaret olan tiyatro oyununda.
Sonra da benden uzak binlerce insan görüyorum yüzlerini seçemediğim,
Birgün tanışmak için sabırsızlandığım.
Birini arıyor gözlerim, arıyorum, arıyorum…
Gördüğümü zannedip dikkat kesiliyorum ovaya.
Bir yanılsama olduğunu düşünüp çoğu zaman devam ediyorum yola.
Yanılmıyorum da.
"Gerçek" olmuyor çoğu zaman gördüklerim.
Ertesi güne kalmıyor çoğu.
Değişiyor ova.
Bir tek değişmeyen O kalıyor.
Hiç bitmeyen sevgisiyle.
Kızıyorum kendime neden gereken ilgiyi göstermiyorum O’na diye.
Gidip sarılıyorum gerçeğe.
Değişiyor ova.
Sonbahar geliyor yazdan sonra
Bir ilkbaharı yaşıyorum bazen kışın ortasında, kara inat.
Hergün devam ediyor bu, gecenin en derin saatlerinde, yeni güne başlamadan.
Bir gün biteceğini bildiğim ve sonu bulacağım bu yolda,
Birini arıyorum gecenin ortasında.
Kim ki o sence?

aylak adam, 04:08 11.12.04

Eskimeyen Gözler…

Ağustos22
Zor ve içimi acıtan bir hafta sonundan, şiirin en anlamlı mısraları kaldı geriye…

Senden uzak kentlerden birinde,
Zamanın bir yerinde,
Seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi.
Onca zamanın üstünde,
Eskimeyen bir düşüncesin şimdi,
İnsan her gün anımsar mı aynı gözleri?

« Older Entries



Kısmet: Havaalanı… (22/02/2010)

Son Sözler...

Yeni… - 1 Comment
Öğreti… - 2 Comments
İhsan Oktay Anar – Suskunlar… - 9 Comments
Bangkok… - 1 Comment

Abone olmak için:

RSS abone ol!Feedburnerda sizin için yaktım...

E-mail adresinizi giriniz:

  • Giriş
  • İstatistikler...