Not Defteri…

"hoşçakal" lafını her zaman yabancı diyarlardan gelme "bye" kelimesine tercih etmişimdir, daha sıcak geliyor bana. bye daha kısa süreli bir ayrılık hissiyle, hoşçakal ise daha uzun, sanki hiç görüşülmeyecekmiş gibi bir ayrılık hissiyle doldursa da içimi, seviyorum hoşçakal demeyi. tıpkı "alo" yerine "efendim" demeyi tercih ettiğim gibi. bir bilen var mı alo ne demek içinizde? varsa ben de bilmek istiyorum. biri zamanında alo diyerek telefonu açtı diye, ya da herkes alo diyor diye neden bunun doğru olduğunu, alo diye açmayınca garip karşılanmayı kabul edeyim ki! efendim diye açarım ben. hem daha güzel, daha yakın, değer verdiğinizi hissettiren bir ifade. alo derken kim bir samimiyet hissediyorsa bir adım beri gelsin. ne o ya, deterjan markası gibi!

ben de “alo” kadar lüzumsuz ve anlamsız bir kelime tanımıyorum, ama işte oturmuş bir kere.. kullansan bir türlü, kullanmasan bir türlü..
“hoşçakal”ı da yüzyüzeyken sorunsuz şekilde kullanıyorum da, msnde kullanırken yoğun bir ayrılık hissi veriyor nedense..
Telefona efendim diyerek bakanlardanım ben de.Alo sözcüğünün nereden geldiğini bir öğrencim anlatmıştı bir ara.Zihnimde tek kalan Alexander g. Bell telefonu icat ettiğinde sevgilisini aramış hep ve onun da adı Alo ya benzer birşeydi.İşte her telefon açışında buna benzer bir sözcük kullandığı için insanlar da ALO yu kullanmışlar sonrasında.
Ben hikayeyi tam olarak tekrar dinleyince eksik olan yerleri tamamlarım :).
(pembedeniz)
ben arıyorsam “alo” derim, beni arıyorlarsa “efendim” diye açarım. böyle olması gerekiyormuş gibi düşünür fazla irdelemem.
sitenin tasarımı değişmiş ben internet dünyasından elimi eteğimi çektiğimden bu yana, daha doğrusu blog takip etmeyi bıraktığımdan beri, güzel olmuş ama sevdim ben.
ben de efendim derim hep. daha güzel.
demek ki bu konuda yalnız değilmişim :)
çok ilginç ama bana bunu çok yakın bi zamanda sınıf arkadaşım anlatmıştı:)alo demek aslında bizim için çok sıradan olsada geçmişi çok eskilerde ki bi aşk hikayesine dayanıyor.alexander graham bell telefonu icat ettiğinde o zamanlar ilk hattı sevgilisinin eviyle kendi evi arasına döşer.sevgilisiyle sık sık konuşmaya başlarlar.bir süre sonra kız çok sık aramaya başlar.arayanın başkası olma ihtimali olmadığı için alexander telefonu sevgilisinin ismini söyleyerek açar.allessandra lolita oswaldo…armaları gittikçe sıklaşınca garham bell önce ale lolos diye kısaltarak açmaya başlamış.ama kız zırt pırt arayarak zavallı graham bell in çalışma yaşamını engellemeye başlayınca gittikçe kısalan cümleler sonunda alo halini almış.yani biricik sevgilisinin isminin baş harflerini…kısacası alo kişiye göre değişebilen bir kelime olmalıydı,herkesin kendi sevgilisinin baş herfi dimi ama;)
teşekkür ederiz hikaye için ama doğru mudur bilemedim :)araştırmak lazım.
hikayeyi dinledikten sonra bende pek inanamadım ve araştırdım.internette hep bu hikaye var bu kadar site yalancı olamaz heralde:)
sen çok yaşa aylak adam,canım çok sıkılıyordu,yazını okurken bir tebessüm de olsa edebildim(bir bilen var mı ola ne demek içinizde)diye.teşekkürler.